*(Resûlüm,) Rablerinin rızasını dileyerek, sabah akşam (O’na) dua edip yalvaran (Ashâb-ı Suffe ve diğer fakir müslüman) ları, (müşriklerin ileri gelenlerinin sunmuş oldukları teklife uyarak, iyi bir niyetle bile olsa, asla) yanından uzaklaştırma. (O müşrikler, sen fakirlerle birliktesin diye îmân etmeyeceklerse etmesinler,) onların hesabından sana hiçbir sorumluluk olmadığı gibi senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur. *(Farz-ı muhâl,) o (fakir müslüma) nları (iyi bir niyetle bile olsa) yanından uzaklaştırırsan zâlimlerden olursun.
* “(Resûlüm,) Rablerinin rızasını dileyerek, sabah akşam (O’na) dua edip yalvaran (Ashâb-ı Suffe ve diğer fakir müslüman) ları, (müşriklerin ileri gelenlerinin sunmuş oldukları teklife uyarak, iyi bir niyetle bile olsa, asla) yanından uzaklaştırma.”; Kureyş’in ileri gelenleri bir araya geldiler ve Hz. Peygambere [sallallahu aleyhi vesellem], “Söylediklerine îmân etmemizi istiyorsan, şu fakirleri yanından uzaklaştır. Biz geldiğimizde onlar bulunmasınlar. Onlar için, yanına gelecekleri ayrı bir vakit ayır!” demeleri üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olmuştur. Her an ilâhî koruma altında olan Allah Resûlü [aleyhissalâtu vesselâm] efendimiz onların bu teklifine kesinlikle uymamıştır.
* “Farz-ı muhâl”; Gerçekleşmesi asla mümkün olmayan bir konu hakkındaki varsayım, “kesinlikle olamaz ve olmayacak fakat sayalım ki oldu” manasında.
* “… o (fakir müslüma) nları (iyi bir niyetle bile olsa) yanından uzaklaştırırsan zâlimlerden olursun.”; Âyet-i kerîmede, böyle bir şey yapanın, zâlimlerden olacağının hükmü beyan ediliyor. Yoksa hâşâ, Hz. Peygamberden [aleyhissalâtu vesselâm] böyle bir şeyin meydana gelmesi mümkün değildir. Zira peygamberler, ismet (günahsızlık) sıfatına sahiptirler. Hayatlarının hiçbir döneminde (çocukluk, gençlik, peygamberlik öncesi veya peygamberlik vazifesini yaparken) küçük-büyük, gizli-açık hiçbir günaha meyletmezler, her daim ilâhî koruma altındadırlar.