close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

En'âm Sûresi 44. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Felemmâ nesû mâ żukkirû bihi fetahnâ ‘aleyhim ebvâbe kulli şey-in hattâ iżâ ferihû bimâ ûtû eḣażnâhum baġteten fe-iżâ hum mublisûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Derken söylenenleri, verilen öğütleri unuttukları zaman her şeyin kapılarını açtık onlara ve onlar, kendilerine verilen şeylerle genişliğe ulaştıkları gibi hemen ve ansızın onları tutup alıverdik de bütün umduklarından mahrum oldular.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Derken, kendilerine öğretilip hatırlatılan (İlahi gerçekleri ve uhrevi mesuliyetleri) unutup, (Hakk’tan ve hayırdan sapıtarak bâtıla ve barbarlığa yanaştıklarında, Biz de tutup) onların üzerine (dünyalık zenginlik ve etkinlik gibi) her şeyin kapısını açtık. (Ve onları nefsi hevâları ve şeytanlarıyla baş başa bıraktık.) Öyle ki, kendilerine verilen (bu fani ve fena lezzetlerle) ferahlanıp şımardıkları, (zahiren mü’min ve müttaki rolü oynadıkları halde, hakikatte iman huzurunu, kulluk sorumluluğunu ve cihad şuurunu unutup gaflet içinde oyalandıkları) bir sırada, ansızın onları (musibet ve ölümle) yakaladık. O vakit, artık bütün ümitleri tükenmiş (müblis ve müflis) kimseler olarak onları (mahrum ve mahcup şekilde ahirete yolladık).
[Not: Bu ayetle, kendi günahları ve azgınlıkları yüzünden toplumu kuşatan ekonomik krizler ve ahlâki çöküşler sonrasında, geçici ve zahiri bir rahatlık ve ferahlık döneminin ardından, hiç beklenmedik sarsıntılar ve yıkımlar yaşanacağına işaret olunmaktadır.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ne vakit ki, kendilerine yapılan hatırlatmayı gözardı edip unuttular. Biz de, bütün güzel şeylerin kapılarını onlara, ardına kadar açtık ve kendilerine bağışlanan şeylerden, şımararak zevk alıp haddi aşarak yararlanmaya devam ederlerken, onları apansız yakaladık. İşte o anda bütün ümitlerini kaybettiler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kendilerine tebliğ edilenleri, uyarıları unuttuklarında, başlarındaki belâları ve sıkıntıları kaldırıp, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihâyet, kendilerine verilen nimetlerle sevinip zevke dalınca da, azabımızla ansızın onları yakalayıverdik. Onlar şaşkına dönüp, birdenbire bütün ümitlerini yitirdiler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında onlara her şeyin kapılarını açtık. Kendilerine verilenden dolayı sevince daldıklarında onları ansızın yakaladık ve o an bütün her şeyden ümitleri kesildi.
Ali Bulaç
swap_vert close
Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Öyleki kendilerine verilen şeylerle 'sevince kapılıp şımarınca', onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya düşenler oldular.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Böylece, ne zaman ki yapılan ihtarları unuttular, üzerlerine nimet ve zevklerden her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, onları ansızın yakaladık. Artık o anda, bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kendisiyle uyarıldıkları mesajı unuttuklarından her şeyin bereket kapısını onlara açtık. Ta ki içinde oldukları durumdan dolayı sevinçler içine boğulunca, onları aniden yakaladık. Ve onlar tam bir mahrumiyet ve üzüntü içinde kaldılar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık, birden bire bütün umutlarını yitirdiler.
Besim Atalay
swap_vert close
Ne zaman ki öğütlerini unuttuklarında, bütün kapıları açtık onlara, verdiğimiz şeye sevinirlerken, birdenbire yakaladık onları, umutların yitirdiler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Derken) onlar kendilerine yapılan uyarıları unuttular. Biz de (önce) bütün nimetlerin kapılarını yüzlerine açtık ve nihayet kendilerine bahşedilen (bol) nimetler yüzünden şımarıklığa kapıldıkları (ve günaha daldıkları) bir sırada kendilerini ansızın, kıskıvrak yakalayıverdik de bütün ümitleri sönüverdi!
Demek nimetin bolluğu da yokluğu ve azlığı gibi bir imtihan vesilesidir. Bazı insanlar yoklukla sınanır, bazıları da varlıkla. Onun için, “Elinizden çıkana üzülüp ümitsizliğe düşmeyesiniz ve Allah'ın size verdiğiyle sevinip şımarmayasınız.” (Hadid 57/23) buyrulmaktadır.  
Cemil Said
swap_vert close
Kendilerine idilen ihtârâtı unutdukları zamân biz ânlara ebvâb-ı en’âmı açdık. Nâil oldukları şeylerden ferahlandıkları esnâda edâ-yı şükür itmediler birdenbire yakaladık müstağrak-ı ye’s oldılar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık; kendilerine verilene sevinince ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlar, kendilerine yapılan uyarıları unutunca her şeyin kapılarını onlara açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık! Böylece onlar birden bire bütün ümitlerini yitirdiler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.  
 Önceki ümmetler, kendilerine gönderilen peygamberlere iman etmedikleri için Allah onlara çeşitli darlık ve musibetler verdi; fakat onlar yine inanmadılar. Cenab-ı Allah, cezalarını daha da artırmak için onlara bütün nimetlerin kapılarını açtı, bol rızık ve nimetlere gömüldüler. Nimetin gerçek sahibine şükredecekleri yerde zevk ve safaya daldılar, O’nu unutup şehvetlerine teslim oldular. İşte böyle tam bir sarhoşluk ve dalgınlık anında Allah onları yakaladı da neye uğradıklarını bilemediler, ne yapacaklarını düşünmekten âciz kaldılar ve helâk olup gittiler.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Kendilerine iletilen mesajı unuttuklarında kendilerine her şeyin kapısını ardına kadar açtık. Kendilerine verilenlerle şımarınca onları ansızın yakaladık ve böylece şaşkın ve umutsuz kaldılar.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Bu sebeble vaktâki edilen ıhtarları unuttular, üzerlerine her şey'in kapılarını açıverdik, nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbeslik ile tam ferahlandıkları sırada ansızın tuttuk kendilerini yakalayıverdik ne bakarsın hepsi bir anda bütün ümidlerinden mahrum düştüler
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Derken) onlar kendilerine yapılan uyarıları unuttular. Biz de (önce) bütün nimetlerin kapılarını üzerlerine açtık ve nihâyet kendilerine bahşedilen (bol nimet) ler yüzünden şımarıklığa kapıldıkları (ve günaha daldıkları) bir sırada kendilerini ansızın, (azabımızla) yakaladık ve böylece onlar (pişmanlık duyarak) bütün umutlarını yitirdiler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlar, verilen öğüdü unutunca, onlara her şeyin kapılarını açtık; kendilerine verilen şeylerle sevince daldıkları sırada onları ansızın yakalayıverdik. O zaman bütün ümitleri boşa çıktı.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Onun için bunlar kendilerine ne hatırlatıldı, öğüd verildiyse onları unutunca üzerlerine her şey'in (her zevkin, her nimetin) kapılarını açdık, nihayet kendilerine verilen o şeyler (o genişlik ve o serbestlik) yüzünden (tam şımarıb) ferahlandıkları vakit da onları ansızın tutub yakalayıverdik ve artık o anda onlar bütün ümîdlerinden mahrum kaldılar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Buna rağmen kendisiyle nasîhat edildikleri şeyleri unutunca, üzerlerine herşeyin(bütün ni'metlerin) kapılarını açtık (ve kendilerini bollukla imtihân ettik). Nihâyet kendilerine verilenler yüzünden (tam) ferahlandıkları zaman, onları ansızın yakaladık; bir anda hepsi ümidsizliğe düşen kimseler oldular.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, (onlara vereceğimiz nimetler sayesinde tövbe edip dönüş yapsınlar diye bu defa) bütün nimetlerin kapılarını yüzlerine açtık (kendilerini bollukla imtihân ettik). Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımarıp azdıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.*
(*) Önceki ümmetler, kendilerine gönderilen elçilere iman etmeyip azgınlaştıkları için Allah onlara zaman zaman çeşitli darlık ve musibetler verdi; fakat onlar yine inanmadılar. Cenab-ı Allah, dönüş yapıp iman etsinler diye bu defa onlara bütün nimetlerin kapılarını açtı, bol rızık ve nimetlere gömüldüler. Nimetin gerçek sahibine şükredecekleri yerde zevk ve safaya daldılar, O’nu unutup şehvetlerine teslim oldular. Ama kendilerine gönderilen elçiler onları uyarmalarına rağmen yine de inkâr, azgınlık, zevk ve safaya devam ettiler. Bu nedenle tam bir sarhoşluk ve dalgınlık anında Allah onları yakaladı da neye uğradıklarını bilemediler, ne yapacaklarını düşünmekten âciz kaldılar ve helâk olup gittiler. Yani, onlar darlıkla sınandıktan sonra bir de varlıkla sınandılar. (النكت والغيون) وفي إنعامه عليهم مع كفرهم وجهان: أحدهما: ليكون إنعامه عليهم داعيا إلى إمانهم  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onlar, kendilerine hatırlatılan mesajları unuttukları zaman, onlara her şeyin kapısını açtık, kendilerine verilenlerle sevindiklerinde, bizde onları ansızın yakaladık. O zaman bütün ümitlerini birden bire kaybettiler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bundan ötürü onlar kendilerine verilen öğütleri unuttular. Bunun üzerine Biz de onlara bütün varlık kapılarını açtık. Kendilerine verdiğimiz varlıklarla genleştikleri bir sırada da onları birdenbire çarptık. Onlar da umutsuzluğa düştüler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Vaktaki kendilerine yapılan nasihati unuttular. Biz de onlara her şeyin kapılarını açtık [⁸]. Nihayet kendilerine verilen şey ile şâdolunca ansızın onları yakalayıverdik. Onlar da hemen nevmit oldular [⁹].
[8] İstidraç tarikiyle nimet ve saadet verdik.[9] Veya pişman oldular.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Biz, kendilerine hatırlatıldıkları şeyleri unuttuklarında her şeyin kapısını açtık. Kendilerine verilen şeylerle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık. İşte o anda onlar umutlarını yitirdiler.
Kadri Çelik
swap_vert close
Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Kendilerine verilene sevinince, ansızın onları yakaladık da böylece umutları suya düşenler oldular.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Derken, kendilerine yapılan bu öğüt ve uyarıları unuttular; Biz de ceza olarak, başlarındaki sıkıntı ve belâları kaldırdık ve önlerinde bütün nîmet ve refah kapılarını ardına kadar açtık. Ve nihâyet, kendilerine bahşedilen bu zenginlik ve nîmetler yüzünden küstahlık edip şımardıkları ve Allah’ı, âhireti unutarak zevk ve sefaya daldıkları bir sırada, bir âfet, bir deprem, bir kaza, bir hastalık, bir ölüm ile onları ansızın yakaladık ve işte o anda, bütün ümitleri sönüverdi!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Hatırlatıldıkları şeyi unuttuklarında onlara her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilmiş şeylerle (sevindirik olup) ferahlandıkları zaman onları ansızın yakaladık; o anda ümitsiz kalmışlardır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Yapılan hatırlatmaları zamanla unuttular. Biz de kendilerini tamamen serbest bıraktık. Sonunda kendilerine verilen bu serbesti ile coştular. Derken onları öyle bir vurduk ki feleklerini şaşırdılar.
Mehmet Çoban
swap_vert close
İnkâr edenler yaptığımız uyarıları unuttular. Onlara kesin bir ceza vererek hadlerini bildirmek için dünyadaki zenginliklerin kapısını açtık. Böylece onlar dünya nimetleriyle zengin, müreffeh oldular. Dünyalarını lüks, israf ve eğlenceyle doldurdular. Hakkı adaleti unuttular. Haksızlık yaparak zulme saparak zalim oldular. Tam dünya nimetleriyle şımarıp sevince daldıklarında ansızın onları yakaladık. Felaketimiz onlara gelince bütün umutlarını yitirdiler. Dünyada rezil rüsva oldular.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açmıştık. Sonunda kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakalamıştık; birdenbire bütün ümitlerini yitirmişlerdi.
Mehmet Türk
swap_vert close
Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, onlara her şeyin kapılarını açtık. Sonunda tam kendilerine verilenlerle şımardıkları zaman, onları ansızın helâk ediverdik. İşte o anda tüm ümitlerini yitirerek şaşırıp kaldılar.
Muhammed Esed
swap_vert close
Sonra, kendilerine yapılan uyarıları gözardı ettiklerinde bütün [güzel] şeylerin kapılarını onlara ardına kadar açtık ³³ ve kendilerine bağışlanan şeylerden zevk alarak yararlanmaya devam ederlerken onları apansız yakaladık: işte o anda bütün ümitlerini kaybettiler; ³⁴
33 Yani, sefalet ile sınandıktan sonra bu kez onları mutlulukla sınamak için.34 Eblese fiili, “o, bütün ümitlerini yitirdi” yahut “ruhen çöktü” anlamlarına gelir. (Bu kelimenin Kovulan Melek İblîs ismi ile dilbilimsel bağlantısı için bkz. sure 7, not 10.)  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ve kendilerine yapılan bütün uyarıları kulak ardı ettiler. Biz de onlara bütün nimet kapılarını ardına kadar açtık ve sunulan nimetlerin hazzıyla şımarmış bir haldeyken, ansızın öyle bir cezalandırdık ki ümitsizlik girdabına düştüler. 11/10, 16/112, 23/64, 33/67, 34/34
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Onlar kendilerine yapılan bütün uyarıları kulak ardı edince, Biz de nimet kapılarını ardına kadar açtık.[¹⁰⁴³] Onlar kendilerine verilen nimetlerin hazzıyla sermest bir hâldeyken, kendilerini apansız yakalayıverdik: İşte o vakit, tüm umutlarını yitirdiler.[¹⁰⁴⁴]
[1043] Zımnen: Darlıkla sınadıktan sonra bir de varlıkla sınadık. [1044] Zımnen: Umut kesmek İblisleşmektir. Kur’an’da şeytandan Allah ile ilişkisinin anlatıldığı yerlerde “İblis” olarak söz edilir. Eblese, “umutsuzluğa düştü, umudunu yitirdi” anlamına gelir (Bkz: 2:34, not 57).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Ne zaman ki, kendilerine yapılan (sıkıntı ve bela) uyarılarını da umursamaz oldular, (bu kez indirmiş olduğumuz sıkıntı ve belaları kaldırıp) üzerlerine herşeyin (her zevkin, servetin ve şehvetin, dünya nimetlerinin) kapılarını açtık, (bunun da bir uyarı olduğunun şuuruna varamadılar, şımardılar azdılar, fakat) Sonunda, (dünya nimetlerine gark olup) çok ferahlandıkları zaman onları ansızın tutup yakalayıverdik, (azaba düçar ettik) Birdenbire şaşkına döndüler, (helak olup gittiler, Nitekim Hadis’te " Allah’ın, günah işleyene, sevdiği bir nimeti verdiğini görürsün bil ki bu, yavaş yavaş, farkına vardırmadan -onu helake sürükleyen- bir cezalandırmadır" buyurulmuştur.)
Osman Fırat
swap_vert close
Sonra, kendilerine yapılan uyarıları unutunca bütün (güzel) şeylerin kapılarını onlara ardına kadar açtık ve kendilerine bağışlanan şeylerden zevk alarak yararlanmaya devam ederlerken onları apansız yakaladık: işte o anda bütün ümitlerini kaybettiler,
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Vaktâ ki, onlar kendilerine ne ile öğüt verildiğini unuttular, onların üzerine herşeyin kapılarını açıverdik, nihâyet kendilerine verilen şeyler ile ferahlandıkları vakit onları ansızın tuttuk. Artık onlar o anda bütün umduklarından mahrum kaldılar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kendilerine verilen öğütleri terk edip unutunca üzerlerine her şeyin, her zevk ve nimetin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilen bu genişlik ve serbestlikle tam ferahlandıkları sırada, ansızın onları kıskıvrak yakaladık da bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler!
Bu refah onlara istidrac olarak verilmiştir. Hz. Peygamber (a.s.), bu âyeti açıklamak üzere şöyle buyurur: “İsyanına devam ettiği halde, Allah’ın böyle bir kuluna dünyadan arzu ettiği şeyleri verdiğini görürsen, bil ki bu sadece istidraçtan ibarettir. Sonra da felemma nesû... (bu âyeti) sonuna kadar tilâvet etti.”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Kendileri yapılan uyarıları unutunca, üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik; kendilerine verilenle sevince daldıkları sırada da ansızın onları yakaladık, birden bire bütün umutlarnı yitirdiler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlar bu belâlarla tezkâr olduklarını unutduklarından onlara (dünyâ ni'metlerinden) her şeyin kapularını açdık. Hattâ kendilerine virilen şeylerle ferahlandılar. O zamân onları bağteten ahz ve helâk iyledik, her hayırdan me'yûs oldılar.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kendilerine hatırlatılan görevleri unuttukları zaman önlerine bütün kapıları açarız. Verilen nimetlerle şımardıkları bir sırada da onları yakalayıveririz. Birden bire umutsuzluğa düşerler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Verilen öğütleri unuttukları bir sırada, her şeyin kapılarını onlara açtık. Kendilerine verilenler ile şımarıp, azdıkları zaman, onları ansızın bütün ümitlerini yitirmiş bir halde yakaladık.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Kendilerine verilen öğütü unuttuklarında, bu defa onlara bütün nimetlerin kapılarını açtık. Nihayet, kendilerine verilenle şımardıkları zaman, onları ansızın yakalayıverdik de umduklarından mahrum kaldılar.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Öğütlenmeye çağırıldıkları şeyi unutunca, her şeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onları yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes ol vaķt kim unıtlılar anı kim ögütlendiler anuñ açtuķ anlaruñ üzere her nesene ķapularını. tā ol vaķt kim şād oldılar aña kim virinildiler duttuķ anları [66a] añsuzda bayıķ ol vaķt anlar ümidsüzlerdür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes ol vaḳt ki unutdılar özlerine naṣīḥat olanı. Açduḳ anlaruñ üstine herni‘metler ḳapusını. Ḥattā ol vaḳt ki sevindiler özlerine virilen nesne‐y‐ile,alduḳ anları añsuzın. Pes anlar helāk olup raḥmetden ıraḳ oldılar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Kafirlərə) edilmiş xəbərdarlığı unutduqları zaman (küfrlərini daha da artırmaq məqsədilə) hər şeyin (bütün ne’mətlərin) qapılarını onların üzünə açdıq. (Kafirlər) özlərinə verilən ne’mətlərə sevindikləri vaxt onları qəflətən yaxaladıq və onlar (hər şeydən) məhrum oldular.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Then, when they forgot that whereof they had been reminded, We opened unto them the gates of all things till, even as they were rejoicing in that which they were given, We seized them unawares, and lo! they were dumbfounded.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
But when they forgot the warning they had received, We opened to them the gates of all (good) things,(862) until, in the midst of their enjoyment of Our gifts, on a sudden, We called them to account, when lo! they were plunged in despair!
862 Learning the inner truth of ourselves and the world presupposes a certain advanced stage of sensitiveness and spiritual development. There is a shallower stage, at which prosperity and the good things of life may teach us sympathy and goodness and cheerfulness like that of Mr. Cheeribyles in Dickens. In such cases the Message takes root. But there is another type of character which is puffed up in prosperity. For them prosperity is a trial or even a punishment from the higher point of view. They go deeper and deeper into sin, until they are pulled up of a sudden and then instead of being contrite they merely become desperate.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَلَمَّا
ve ne zaman ki
نَسُوا
unut- tular
مَا
o şe- yi ki
ذُكِّرُوا
uyarıldılar
بِه۪
kendi- siyle
فَتَحْنَا
açtık
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
اَبْوَابَ
kapılarını
كُلِّ
her
شَيْءٍۜ
şeyin
حَتّٰٓى
nihayet
اِذَا
o va-kit ki
فَرِحُوا
ferah- landılar
بِمَٓا
o şey-ki
اُو۫تُٓوا
kendileri- ne verildi
اَخَذْنَاهُمْ
onları yakaladık
بَغْتَةً
ansızın
فَاِذَا
hemen bir anda
هُمْ
onlar
مُبْلِسُونَ
ümitlerini yetirenlerdir
Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık (bütün nimetleri önlerine serdik). Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık da bir anda onlar bütün ümitlerini yitirdiler.
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
نَسِىَ
Fiil-I
ن س ي
Unuttu
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
ذُكِّرَ
Fiil-II
ذ ك ر
Hatırlatıldı, nasihat edildi, uyarıldı, öğüt verildi
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
فَتَحَ
Fiil-I
ف ت ح
Açtı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
بَاب
İsim
ب و ب
Kapı
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
فَرِحَ
Fiil-I
ف ر ح
Sevindi, ferahladı, neşelendi, şımardı, böbürlendi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
اَخَذَ
Fiil-I
ا خ ذ
Aldı, yakaladı, tuttu, alıkoydu
بَغْتَة
İsim
ب غ ت
Ansızın
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
مُبْلِسُون
Etken fiil-IV
ب ل س
Ümitlerini yetirenler, ümitlerini kesenler