Onlara, zorlu azabımız (darlık ve sıkıntılarımız) geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? (Ne olurdu hiç olmazsa, bu tür ikaz ve belalarımız geldiği zaman bari hatalarını bilip tövbe ederek boyun eğseler ve bize dönselerdi!) Ama (tam aksine, iyice azgınlaştılar; bu yüzden) onların kalbleri (yürek, duygu ve vicdanları) katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi. *
(*) Bu ümmetlerin, musibet gibi görünen bu fırsatlardan yararlanarak Allah’a tazarru ve niyazda bulunmaları gerekirdi. Çünkü az çok basîreti olanların, olaylardan ibret almaya yatkınlığı bulunanların, bunun bir uyarı olduğunu farketmeleri gerekirdi. Nitekim bazı âyetlerde insanların genellikle, hiç olmazsa zor durumda kaldıklarında, Allah’ın dinini tanıyarak ihlâsla O’na yalvardıkları bildirilmektedir (meselâ bk. İsrâ 17/67; Ankebût 29/65; Lokmân 31/32). Ancak burada ifade buyurulduğuna göre söz konusu eski ümmetlerin “kalpleri iyice katılaşmış, şeytan da onlara yaptıklarını (tuttukları bâtıl yolu) şirin göstermiş” ve bu yüzden onlar kötüyü iyi görmüşlerdi. Sonuçta terbiye olmaları için uğratıldıkları musibetler de kâr etmedi. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 403-404)