Oysa yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir varlık türü yoktur ki,[¹⁰³⁹] sizin gibi bir ümmet olmasın:[¹⁰⁴⁰] Biz ilâhî yasalarda hiçbir boşluk bırakmadık (ki, o boşluğu bekledikleri kudret delilleriyle dolduralım).[¹⁰⁴¹] Yine en sonunda o (inkârcılar), Rablerinin huzurunda toplanacaklar.
[1039] Âyetteki tâirîn en geniş mânasıyla başta kuşlar olmak üzere uçan tüm varlıkları kapsar. Bu âyette yürüyen hayvanlar gibi uçan kuşların ve diğer kanatlı varlıkların da “yeryüzüne” hamledilmesi hayli dikkat çekicidir. Daha başka bazı âyetlerde atmosfer içinin “gök” olarak nitelendirilmesi, Kur’an kozmoğrafyasının çeşitliliğine işaret eder (Krş: 25:25, not 33).
[1040] Başta Fâtiha olmak üzere Kur’an’da geçen ‘âlemîn’lerin kapsamına giren “her sınıf mahlukat” bir ümmettir. Burada ümmet, “varlık türlerinden bir tür” anlamına gelir.
[1041] Lafzen: “kitapta”. İbn Abbas’a göre burada geçen kitap her şeyin kendisinde yazılı olduğu Allah katındaki “ana bellek” (ummu’l-kitâb)’tir. Râzî’nin buradaki kitabı Kur’an olarak algılaması pek tutarlı görünmemektedir. Zira 35. âyette insan topluluklarının sosyolojik yasaları, 36. âyette ise insan tekinin psikolojik yasaları dile gelir. Buna göre kitâb bireysel, sosyal ve kozmik ilâhî yasalara tekabül eder.
Klasik tefsir, ‘ara söz’ olarak tire içine aldığımız bir sonraki cümleyi, “hayvanların haşri/yeniden dirilişi” tezine mesnet kılacak yorumların konusu yapmıştır. Bu cümlenin, rivayet edebiyatına dayalı tamamen spekülatif bir varsayım olan “hayvanların yeniden dirilişi” ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Çünkü: 1) Pasajın konusu hayvanlar değil, insanlardır. 2) Sözkonusu insanlar; vahye iman etmek için olağanüstü bir kudret delili isteyen (37), ilâhî yasalara bağlı olarak işleyen kâinattaki kusursuz düzenin bir mucize olduğunu görmemekte direnen (38), her biri bin mucizeye bedel olan ilâhî vahyi yalanlayan, hakikate kör ve sağır davranan, karanlığa mahkum İnkârcı tiplerdir (39). 3) Bağlam hayvanların haşriyle değil, İnkârcı insanların Rablerine vereceği hesapla ilgili bir bağlamdır. Dolayısıyla hayvanların bir ümmet oluşu ile ilgili ibarenin ardından gelen cümlenin öznesi “hayvanlar” değil, 37. âyette anılan ve Hesap Günü’nü İnkâr eden kâfirlerdir. Hayvanların ümmet olduğunu söyleyen cümlenin zımni açılımı şudur: ‘İnanmak için mucize bekleyen o kâfirler kâinat ve Kur’an gibi mucizevi kudret delillerini görmezden gelmenin hesabını vermek için, Rablerinin huzurunda toplanacaklar’. Âyetteki ara sözle verilen mesaj şudur: Yerde yürüyen hayvanlardan gökte uçan kuşlara kadar, Allah’ın kâinattaki yaratışına dönüp bir baksınlar. Hayvan ve kuş türlerinin dahi, tıpkı insanların olduğu gibi, bir ilâhî yasaya bağlı olduğunu görecekler. Eğer böyle yaparlarsa, O’nun yaratışında bir boşluk bulamayacaklar (Krş: 67:3). Zira kâinat kitabında her şey yerli yerindedir. Bu hakikatleri görmezden gelir de Hesap Günü’nü İnkârda direnirlerse, Rablerinin huzurunda hesap vermek üzere toplanacaklar.
Hal bu iken, -parçacı yaklaşımla- âyetten koparılan bir parçadan, sadece vahyin ve gayba imanın konusu olan “yeniden diriliş” gbi bir alanda spekülasyon yapmak, Kur’an bilgi sisteminden kopuşun sayısız tezahüründen sadece biridir.