Ancak (samîmiyetle) dinleyenler (senin da'vetine) icâbet eder. Ölülere (o kâfirlere)gelince, onları Allah diriltir, sonra (hepsi) ancak O'nun huzûruna döndürülürler.(1)
(1)“Bak, mükerrer (tekrarla) va‘d ediyor ve şiddetli tehdîd ediyor ki: ‘Sizleri oradan alıp, makarr-ı saltanatıma (saltanat merkezime) getireceğim ve mutî‘leri (itâat edenleri) mes‘ûd, âsîleri mahbûs (haps)edeceğim! O muvakkat (geçici) yeri harâb edip, müebbed (ebedî) sarayları, zindanları hâvî (hapishânesi olan) diğer bir memleket kuracağım!’ Hem o va‘d ettiği şeyler, O’na gāyet rahattır. Raiyetine (emri altındakilere) gāyet mühimdir. Va‘dinde hulf (sözünde durmama) ise, izzet-i iktidârına gāyet zıddır. (...) Mâdem va‘d etmiş, yapacaktır! Hâlbuki îfâsı (yapması) O’na çok rahat ve bize ve herşeye ve O’na ve saltanatına pek çok lâzımdır. Demek bir mahkeme-i kübrâ, bir saâdet-i uzmâ (en büyük bir saâdet)vardır.” (Zülfikār, 10. Söz, 7-8)