close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

En'âm Sûresi 25. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Veminhum men yestemi’u ileyk(e)(s) vece’alnâ ‘alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu vefî âżânihim vakrâ(an)(c) ve-in yerav kulle âyetin lâ yu/minû bihâ(c) hattâ iżâ câûke yucâdilûneke yekûlu-lleżîne keferû in hâżâ illâ esâtîru-l-evvelîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Onlardan seni dinleyenler de var ve biz, dinledikleri sözleri anlamamaları için kalplerini perdeleriz, kulaklarını ağırlaştırırız da bütün delilleri görseler gene de inanmazlar onlara. Nihayet de yanına geldiler mi çekişmeye başlarlar seninle ve bunlar, ancak evvelce gelip geçenlere ait masallar derler.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Onlardan (niyeti ve tıyneti bozuk olanlardan) Sana kulak verip (aktardığın ayetleri ve hadisleri) dinleyenler de vardır; oysa Biz, Onu (Kur’an’ı) kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, artık bütün ayetleri (mucize ve delilleri) görseler (bile), yine de Ona inanmayacaklardır. Öyle ki, o inkâr edecek olanlar Sana geldiklerinde, Seninle tartışmaya girerek (Kur’an’ın haber ve hükümleri için): "Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir" diyerek (küfre sapmaktadırlar).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onların içinde, senin okuduğun Kur'ân'a inanmaksızın alaycı şekilde kulak verip dinleyenler vardır. Halbuki biz onu iyice anlayabilmelerine mani olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar istedikleri her mucizeyi görseler, yine de ona inanmazlar. Hatta o Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmeye çalışanlar sana geldikleri zaman, seninle çekişmeye kalkışarak: “Bu Kur'ân, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlardan sana kulak verenler, Kur'ân'ı dinleyenler de var. Fakat Kur'ân'ı anlamalarına engel olmak için kafalarına, kalplerine örtüler koyarız, kulaklarına ağırlık veririz. Onlar, Allah'ın birliğini, kudretini anlatan bütün âyetleri, bütün mûcizeleri görseler bile yine ona inanmayacaklar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar: "- Bu kesinlikle öncekilerin masalları" derler.
bk. Kur’an-ı Kerim, 17/46; 18/57; 31/7.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlardan seni dinleyenler var. Ancak biz, onu anlamamaları için kalplerinin üstüne örtüler kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Onlar bütün mucizeleri görseler yine de ona iman etmezler. Nitekim sana geldiklerinde de seninle tartışırlar; inkar edenler: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkâr edenler, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: 'Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir' derler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Müşriklerden bazıları, seni Kur'an okurken dinlerler; fakat biz, kalblerine, onu anlamalarına engel perdeler ve kulaklarının içine de ağırlık (sağırlık) koyduk. Onlar, her mucizeyi görseler, yine de ona iman etmezler. Hattâ o kâfirler, sana geldikleri zaman, seninle çekişerek şöyle derler: “- Bu Kur'an, eskilerin masallarından başka bir şey değildir!”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onlardan bir kısmı sana kulak verirler. Fakat o Kur’anı anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirdik, kulaklarına ağırlık koyduk. (İçten ve dıştan gelen mesajları alamıyorlar.) Demek bütün mucizeleri de görseler inanmayacaklar. Öyle ki sana ancak mücadele etmek için gelirler. (Çünkü) o kâfirler, Kur’an için “bu ancak eskilerin efsaneleridir” diyorlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İçlerinden seni dinleyenler vardır; fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne kılıflar, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar her mucizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde, seninle tartışırlar. O kâfirler, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Besim Atalay
swap_vert close
Onların içlerinden, seni dinliyenler de var, anlamasınlar diye gönülleri üstüne örtüler çekmişizdir, kulaklarında dahi, ağırlık yaratmışız, bütün âyetleri de görmüş olsalar bile, inan etmezler ona, sana geldiklerinde seninle tartışırlar, kâfir olanlar derler ki: «Ancak bu, eskilerin masalları!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onların bir kısmı seni dinler (inanmak istedikleri için değil, fitne çıkarmak için kulak kabartırlar). Buna karşı biz de (kötüye yorumlamamaları için) kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Onlar hakikatin bütün işaretlerini görseler yine de inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışırlar. İnkârcılar: “Bu (Kur'an) eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Bkz. 17/46, 18/57, 31/7İnkârda inat ve ısrar etmek, kötülükleri alışkanlık haline getirmek insanların kalplerini manen köreltir ve onların gerçekleri görmesine ve doğruları anlamasına mâni olur. Bu tip insanların hidayete karşı arzu ve iradeleri kalmadığı için doğru yolu bulamazlar. Kur'an hislerle anlaşılmaz, duygusallıkla kavranmaz, bu sebeple bütün hitaplar insan aklına yapılır ve “aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağar” der. (Yunus 10/100) Nahil suresi 16/98. Ayette şöyle buyrulur: “Kur’an okuyacağın zaman, ilâhî rahmetin dışladığı her türlü kötü düşünceden, önyargıdan ve şeytanın ayartmalarından Allah’a sığın!”  
Cemil Said
swap_vert close
Bunlardan ba’zıları gelüb Kur’an’ı istimâ’ idiyorlar. Lâkin biz ânların kalbleri üzerine zarf ve kulaklarına ağırlık koyduk bir şey anlamazlar her dürlü âyât-ı Kur’aniyeyi görseler dahî inanmıyacaklardır. Hattâ kâfirler gelüb seninle mücâdele ideceklerdir. "Bu Kur’an eski esâtîrden ’ibâretdir" diyeceklerdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onlardan seni dinleyenler vardır, Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar, nihayet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. İnkar edenler, "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız.[173] Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.
Konu ile ilgili olarak bakınız: İsrâ sûresi, âyet, 46.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlardan seni (Kur’an okurken) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler çektik, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mûcizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde, “Bu Kur’an eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyerek seninle tartışırlar.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlardan seni (okuduğun Kur'an'ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: «Bu Kur'an eskilerin masallarından başka bir şey değildir» diyerek seninle tartışırlar.
Edip Yüksel
swap_vert close
Onların bir kısmı seni dinler. Fakat, kalpleri üzerine anlamalarına engel olacak örtüler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışır ve inkarcılar, "Bu ancak bir efsanedir," der.
Hadis ve sünneti Kuran'a eş koşanlar, 19 mucizesini "Efsane" diye tanımlayarak bu ayetin kapsamına girmişlerdir. Bu mucizeyi inkar ettiklerini ifade edebilecek başka bir kelime mi bulamadılar? Allah, ikiyüzlüleri işte böyle ele verir (47:29).  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
İçlerinden seni dinleyenler de vardır, fakat biz, onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar, bütün delilleri görseler bile yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. Ve o kâfirler: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
İçlerinden kimi de vardır seni Kur'an okurken dinler fakat biz onların kalblerine onu zevkıyle anlamalarına mani' kabuklar geçirmişizdir, kulaklarında da bir ağırlık vardır, her mu'cizeyi görseler de iyman etmezler, hattâ sana geldiklerinde seninle cidal yapmağa kalkışarak der ki o hak tanımaz kâfirler: «bu, eskilerin esatırinden başka bir şey değil»
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Resûlüm!) Onların (müşriklerin) bir kısmı, seni (okuduğun Kur’ân’ı, alay etmek maksadıyla) dinlerler. Buna karşı biz de, (hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmedikleri ve ısrarla hakkı inkâr ettikleri için) kalpleri üzerine (manevi) perdeler, kulaklarına da (manevi) ağırlık koyarız. Onlar her türlü mu‘cizeyi görseler bile, yine de (inatlarından dolayı) ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışırlar. İnkârcılar, “Bu (Kur’ân) eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlardan seni dinleyenler¹ vardır; oysa onu anlamalarına engel olmak için kalplerine perde, kulaklarına ağırlık koyduk.² Onlar her türlü ayeti³ görseler de yine de ona iman etmezler. Gerçeği yalanlayan nankörler sana geldiklerinde, “Bunlar ancak geçmişin masallarıdır.” diye seninle tartışırlar.
1- Dinliyormuş gibi yapan. 2- Küfürde kalmaya inat etmeleri ve bunu kararlılıkla sürdürmeleri nedeniyle. 3- Gösterge, kanıt.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
İçlerinden sana kulak verib de (okuduğun Kur'ânı) dinleyenler vardır. Halbuki biz, onu iyice anlayabilmelerine mâni olmak için yüreklerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar (istedikleri) her mu'cizeyi görseler yine ona inanmazlar. Hattâ o küfredenler sana geldikleri zaman seninle çekişmiye kalkışarak: «Bu (Kur'an), eskilerin masallarından başka (bir şey) değildir der (ler).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hem içlerinden seni (Kur'ân okurken samîmiyetsiz olarak) dinleyenler vardır. Fakat (kendileri anlamak istemediklerinden, bir cezâ olarak biz de) onu anlarlar diye kalblerinin üzerine perdeler, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Onlar (zâten inanmıyorlardı, artık bu hâlleriyle) bütün mu'cizeleri de görseler, (yine) ona inanmazlar! Hattâ sana geldikleri zaman o inkâr edenler, seninle mücâdeleye kalkışarak: “Bu (Kur'ân), evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir!” derler.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Hem onlardan (Allah adına yalan uyduranlardan) öyleleri de vardır ki (görünürde) seni dinliyorlar (dinliyormuş gibi yaparlar, hâlbuki gayeleri seni dinleyip anlamak değil, gürültü çıkarıp meclisi provoke etmek ve Kur’an’ın dinlenmesini önlemektir). Buna karşı biz de onu anlamaları (istememeleri) noktasında (melekler tarafından tanınmaları için) kalblerine (akıl merkezi olan beyinlerine) ekinne (manevi işaretler) koyduk. (Yine Kur’an’ı doğru anlamak için dinlemek istemediklerinden dolayı) kulaklarına da bir ağırlık (koyduk). Ve (bu olumsuz tutumlarından dolayı) artık onlar hakikatin bütün işaretlerini görseler de yine inanmazlar. Hattâ sana geldikleri zaman o inkâr edenler seninle mücâdeleye kalkışarak: ’’Bu (Kur’an), öncekilerin masallarından başka bir şey değildir!” derler.*
(*) Kalblerine (akıl, duygu ve düşünme merkezi olan beyinlerine, beyin kortekslerine) ekinne /manevi işaretler ve kulaklarına ağırlık konulmadan önce de bunlar Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip anlamak istememiş ve inanmamış bir gruptur. Yani akıl merkezi olan beyinlerine ekinneyi çektiren ve buna sebep olan kendileridir... Ayrıca bunlar inanmayanların tümü değil, kendilerine Allah’ın ayetleri defalarca hatırlatıldığı ve hakkıyle tebliğ aldıkları halde inanmamaya şartlanmış olan Ebu Cehil, Nadır Bin haris, Velid Bin Muğire ve Ubey bin Halef gibi birkaç müşrik liderleridir. Bu nedenle ayetin sonunda ‘’sen bu tip insanları doğru yola çağırsan da onlar doğru yola gelmezler’’ deniliyor. Yani onları dinleyip anlamaktan engelleyen ekinne/manevi işaretler/ değildir. Zira söz konusu ekinne akıl merkezi olan beyinlerine çekilmeden önce de onlar dinleyip anlamak ve inanmak istemiyorlardı. Bu ekinne, onların dinleyip anlamak istememelerinin sonucudur. Çünkü Yüce Allah zorla kimseyi inandırmak istemez, iman gönül işidir, gönülden olması lazım. Gönülden değilse buna iman denilemez. Yani onların akıl merkezi olan beyinlerine manevi işaretlerin konulması, onların idrak edip iman etmelerine de engel değildir. Bu nedenle bununla beyinleri kilitlenmez, sadece melekler âleminde tanınmaları için onların beyinlerine bu tür manevi işaretler konulur. Özetle, akletmemekte direnerek akleden beyni âtıl hâle getiren kimsenin akletme melekesine manevi bir işaret konulur. Hakikati işitmemekte direnen kimsenin işitme melekelerine de manevi bir işaret konulur. Bu şunun içindir. İman edenlere melekler diama dua ve istiğfarda bulunurlar, ama iman etmedikleri için akıl ve işitme melekelerine manevi işaret konulan bu tür kimselere melekler dua ve istiğfarda bulunmazlar. İşte bunun için akıl ve işitme melekelerine bu manevi işaret ve damga konulur. Çünkü onların bu melekelerine manevi işaret konulmazsa melekler gaybı bilmedikleri için onların imanlı olup olmadıklarını bilmezler. Bu yüzden bu ekinne, damga veya hatm, yani manevi işaretler sadece bunun için beyin kortekslerine vurulur. Yoksa haşa hakkı anlamasınlar veya imandan uzak kalsınlar diye değil. Eğer yüce Allah bunlara imansızlığın cezasını verecekse, onları imansız yapmakla değil, onlara maddi ve manevi bir azap veririr. Bakınız, eğer akıl melekesine bu tip hatm, damga veya ekinne vurulmuş biri varsa mutlaka Firavun da onlardan biridir. Peki, eğer Firavun’un akıl melekesi kilitlenmiş olsaydı, o zaman neden yüce Allah ona iki peygamber gönderiyor? Yani akıl etme meleksi kilitlenmiş olan birine peygamber göndermesinin ne anlamı var? Hem de sonunda Fıravun iman etti, ama zamanında değil, korkudan dolayı ve yeis halinde iman etti, eğer boğulmakla karşı karşıya gelmeden hemen önce gönülden iman etseydi, imanı kabul olur ve kurtulurdu. Eğer baştan onun akıl melekesi hatım, damga veya ekinne ile kilitlenmiş olsaydı, o yeis hâlinde bile iman edemezdi. Ama iman etti, fakat geç olmuştu. İşte Kur’an’ın neresinde iman etmemiş olanlar için bu tür ifadeler geçse de onların akıl melekeleri asla ve asla kilitlenmez, hakkı anlamaktan ve imandan alıkonulmaz. Ama maalesef birçok konuda olduğu gibi bu konuda da geleneksel inanış, tefsir ve mealler çok hatalıdır. Bunlar yüce Allah’ın merhametine, evrensel adaletine ve Kur’an’ın genel hükmüne da aykırıdır. Detay için hem Bakara-7. hem de aşağıdaki Açıklamalara bkz:.* آية الأنعام نزلت فى أبى جهل والنضر بن الحارث وشيبة بن ربيعة، وهم قلة؛ وجاء ضمير المفرد مناسبًا لعددهم القليل.إن من هؤلاء من يستمع إلى القرآن لا بهدف التفهم والهداية، ولكن بهدف تلمس أي سبيل للطعن في القرآن (بوابة الفجر: تفسير الشعراوي للآية 25 من سورة الأنعام ) ويحتمل أيضا أن يكون سمى الكفر الذي في قلوبهم كنا ، تشبيها ومجازا ، وإعراضهم عن تفهم القرآن وقرأ ، توسعا لأن مع الكفر والإعراض ، لا يحصل الإيمان والفهم ، كما لا يحصلان مع الكن والوقر ،( مجمع البيان في تفسير القرآن - الطبرسي) و{أن يفقهوه} في موضع المفعول من أجله تقديره عندهم كراهة أن يفقهوه (البحر المحيط). أي: ومن هؤلاء المشركين قوم يحملهم بعض الأوقات، بعض الدواعي إلى الاستماع لما تقول، ولكنه استماع خال من قصد الحق وأوعيته ...بل الأكثر من ذلك أنّهم عندما يأتون إِليك، لا يفتحون نوافذ قلوبهم أمام ما تقول، ولا يأتون - على الأقل - بهيئة الباحث عن الحقّ الذي يسعى للعثور على الحقيقة والتفكير فيها، بل يأتون بروح وفكر سلبيين، ولا هدف لهم سوى الجدل والإِعتراض: (حتى إِذا جاؤوك يجادلونك) أنّهم عند سماعهم كلامك الذي يستقى من ينابيع الوحي ويجري على لسانك الناطق بالحقّ، يبادرون إِلى إِتهامك بأنّ ما تقوله إِنّما هو خرافات اصطنعها أُناس غابرون: (يقول الذين كفروا إِن هذاأساطير الأولين).( تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل » الأنعام ... والظاهر أن الغطاء والصمم هنا ليسا حقيقة بل ذلك من باب استعارة المحسوس للمعقول حتى يستقر في النفس، استعار الأكنة لصرف قلوبهم عن تدبر آيات الله، والثقل في الأذن لتركهم الإصغاء إلى سماعه ألا تراهم قالوا:{لا تسمعوا لهذا القرآن والغوا فيه } [فصلت: 26] فلما لم يتدبروا ولم يصغوا كانوا بمنزلة من على قلبه غطاء وفي أذنه وقر(البحر المحيط) وقال بعض العلماء: " يسير الأمور وفق حكمته العليا فمن يسلك سبيل الهداية يرشده وينير طريقه ويثيبه، ومن يقصد إلى الغواية ويسير فى طريقها تجيئه النذر تباعاً إنذارا بعد إنذار، فإن أيقظت النذر ضميره وتكشفت العماية عن قلبه فقد اهتدى وآمن بعد كفر. ومن لم تجد فيه النذر المتتابعة ولم توقظ له ضميرا ولم تبصره من عمى فقد وضع الله - تعالى - على قلبه غشاوة أي وسمه بعلامة - مخصوصة يستدل الملائكة برؤيتها علي أنه ليس في قلبه أيمان الخ (زهرة التفاسير) (مَا نَفْقَهُ } ما نفهم {كَثِيرًا مّمَّا تَقُولُ } لأنهم كانوا لا يلقون إليه أذهانهم رغبة عنه وكراهية له، كقوله: { وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ } أو كانوا يفقهونه ولكنهم لم يقبلوه، فكأنهم لم يفقهوه. (تفسير الكشاف)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onların içinde, kalplerine anlamalarını engelleyen perdeler çektiğimiz ve kulaklarına da dinlemelerine mani olan ağırlıklar koyduğumuz kimseler var ki, mucizelerimizin tamamını görseler de inanmazlar. Ve birde sana geldiklerinde “Bu öncekilerin masalları” diyerek seninle mücadele ederler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
İçlerinde senin okuduğunu dinleyenler vardır. Biz onların yüreklerini katılaştırdık, kulaklarını da tıkadık, senin okuduklarının anlamasınlar diye. Onlar bütün belgelerimizi görecek olsalar bile yine de onlara inanmıyacaklardır. Bukadar da değil, onlar seninle çekişmeye de gelirler. İnanmıyan bu kimseler şunu derler: "Bunlar olsa olsa eski çağların masallarıdır."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlardan bazıları sana kulak verir. Biz okuduğunu anlamamaları için kalplerine perdeler, kulaklarına ağırlık koyduk. İstedikleri herhangi mucizeyi gözleriyle görseler yine ona inanmazlar. Nihayet sana gelince yine çene çalarlar. Kâfir olanlar, bu Kur/an eskilerin masallarından başka bir şey değildir [³] derler.
[3] Yani böyle çene çalarlar.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) İçlerinden seni (art niyetle) dinleyenler⁵ vardır. Biz onların onu/Kur’an’ı anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne örtüler/perdeler [ekinne], kulaklarına da ağırlıklar [vakran] koyduk. Eğer onlar her türlü mucizeyi [âyet] görseler de inanmazlar hatta sana geldiklerinde seninle tartışmaya da girerler⁶. O kâfirler, “Bu eskilerin [evvelîn] masallarından başka bir şey değildir” derler.
5 İnkâr edenlerin Kur’an’ı art niyetle dinledikleri, ayetin devamından anlaşılmaktadır. Bundan dolayı ayette geçen “men yestemi’u ileyke” tabirini “seni (art niyetle) dinleyenler” şeklinde Türkçemize çevirdik. 6 Krş. En’âm, 6/45-46; Kehf, 18/57 ve Fussilet, 41/5. Bu ayetlerde onların bu hallerine kendi tutumları sebep olmaktadır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlardan (iman etmedikleri halde, Kur'an okurken) seni dinleyenler vardır. Onu anlarlar (da tartışma konusu edinirler) diye kalplerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü ayeti görseler bile, yine de ona iman etmezler. Nihayet sana geldiklerinde de seninle tartışırlar. Küfre sapanlar, “Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İçlerinde, sana Kur’an okurken kulak verenler de var. Ama Biz onların kalplerine, Kur’an’ısağlıklı olarak anlamalarına engel olacak perdeler geçirmiş, kulaklarına da sağırlık vermişizdir. Bunun içindir ki, insanın özüne yerleştirdiğimiz fıtri özellikler gereğince, kibir, bencillik, inat, önyargı gibi saplantılarla Kur’an’a yaklaşanlar, onu doğru ve sağlıklı bir şekilde değerlendiremez, onun yol göstericiliğinden faydalanamazlar. Onların alışkanlık hâline getirdiği kötülükler, zamanla kalplerini iyi ve erdemli olan her şeye kapalı hâle getirmiş ve böylece kalpleri mühürlenmiştir. Bu sebep-sonuç ilişkisini bir yasa olarak koyan Allah olduğu için, kalpleri mühürleyen Allah’tır fakat bu mühürlemeye sebep insan olduğu için, sorumluluk insana aittir. İşte, gerek günahkârca tutum ve davranışları alışkanlık hâline getiren, gerekse geleneksel anlayışlara, önyargılara körü körüne ve inatla sarılan kimseler, zamanla Kur’an’ın güzelliklerini göremez hâle gelirler:Artık her türlü mûcizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar. O kadar ki, bu inkârcılar senin yanına geldiklerinde, “Bu Kur’an, eskilerin efsane ve masallarından başka bir şey değildir!” diyerek seninle tartışmaya girişirler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlardan sana kulak verip dinleyen kimse de vardır. Onu fıkıh ederler / inceden inceye düşünürler diye kalbleri üzerinde kabuk örtüler, kulaklarında da işitme ağırlığı yaptık. Her bir âyeti görseler ona inanmazlar. Nihayet seninle tartışmak üzere sana geldikleri zaman, inkâr etmiş olanlar: “Bu ancak İlk Öncekiler’in hikâyeleridir” diyorlar.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Onlar arasında sana kulak kabartanlar da var, ama anlamaları mümkün değil. Çünkü biz, kulaklarına kir, kalplerine pas bağlattık. Bu yüzden sen, dilinle kuş da tutsan yine de inanmazlar, zaten hepsi sana çene çalmaya geliyorlar. İnkarcılar: “ bunlar eskilerin masalları “ derken,
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlardan seni dinleyenler vardır. Onlar seni dinlerken önyargıyla hareket ederler. Sana vahyettiklerimizde açık bulmaya çalışırlar. Açık bularak alay edip inkâr etmek isterler. Onların ön yargıları kalplerinin üstüne perde, kulaklarına sağırlık olarak döner. Bu bizim yasamızdır. Onlara hangi ayeti okursan oku, dinlemezler, dinleseler anlamazlar, sürekli inkâr ederler. Sen Allah’ın ayeti dediğin anda inkârlarından suratları kararır, sinirden küplere binerler. Sonra sana gelip, “Bunları boş ver. Bunlar eskilerin masalları!” diyerek seninle tartışırlar. Hâlbuki biz onlar gibi yalanlar üzerine değil, yaşanan gerçek hayatlardan örnek veriyoruz! Belki düşünüp öğüt alırlar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlardan seni dinleyenler de vardır. (İnkâra şartlanmış oldukları için) onu (Kur’an’ı) anlamaları konusunda kalplerine perdeler ve kulaklarına bir (s)ağırlık veririz. (Çünkü) onlar, her bir delili görseler de onlara iman etmezler. [*] Hatta o kâfir olanlar sana geldiklerinde “Bu (Kur’an), öncekilerin masallarından başka bir şey değildir!” diyerek seninle tartışırlar.
Benzer mesajlar: En‘âm 6:109, 111; A‘râf 7:146; Yûnus 10:33, 96; Hicr 15:13-15; İsrâ 17:93; Şu‘arâ 26:199; Sebe’ 34:31.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Onların içerisinden bir kısmı, seni dinler (gibi yaparlar) fakat Biz onların kalplerine, o (âyetleri) hakkıyla kavrayıp anlamalarını engelleyen bir kapalılık,¹ kulaklarına da bir ağırlık verdik. Bu yüzden o kâfirler senden ne kadar mûcize görürlerse görsünler, inanmadıkları gibi senin yanına geldiklerinde de: “Bu Kur’an, kesinlikle eskilerin masallarından² başka bir şey değildir.” diyerek seninle tartışırlar.
1 Ekinne: Kimsenin bilmediği garib bilinmeyen ve kat kat örtüler demektir. 2 Esatir: (سَطَرَ) fiilinden türetilmiştir. (سَطْر) çoğulu, sütûr, sütûr’un çoğulu estâr, estârın çoğulu da esatîr’dır. Razî ve İbnu Abbas, (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) “esatîr’ül-evvelîn”i: “evvelkilerin satırlara dökerek yazdıkları şeyler” diye tefsir etmişlerdir. Bazıları da esatirin; hurafeler, batıl, uydurma, saçma, masal demek olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu, tefsir değil, manadır. Latince “isturya, istuvar, historie” kelimeleri de her ne kadar “tarih” diye tercüme edilmekte ise de “esatir” kelimesiyle alâkalıdır. Esatir, öncekilerin yazdıkları şeyler, hurafeler, uydurma masallar, destanlar demektir. Yunanlılar buna “Mitoloji” derler. Yunanlılar, masallar, tarihî efsaneler yazmayı bir edebi sanat addetmişler ve bu suretle birçok tanrı ve eski kahraman hikâyeleri yazmışlardır. Bunları da bilginin kaynağı saymışlar, tarih, felsefe ve ilk dinler bunlardan çıkmıştır, demişlerdir. Birçokları da tarihin, felsefenin, ilmin, dinin birer masal demek olduğu vehmine kapılarak yeni yeni masallar uydurmakla yeni tarihler, yeni felsefeler, yeni dinler, ilimler icat olunabileceği vehmine düşmüşler. Dinin, hakkın bir hakikati olduğunu, ilkel din dediklerinin bile bir hak dinin bozulan bir şekli olduğunu anlamamışlardır. Hatta bunu Darwin nazariyesinin bıraktığı yerden alarak dinlerde de tekâmül olduğu yalanına çevirmişlerdir. Bunlar hak ve batılı ayırt etmeyerek tüm dinlere (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) “esatır’ül-evvelîn” ve “hurafeler” dermişlerdir. İşte bu âyet bize gösteriyor ki; “Kur’an, kesinlikle eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyen kâfirler de bunlardan ve bunların pirlerindendir. Kâfirler böyle demekle; “Kur’an ilâhî, bir kitap değil, bunun kaynağı eskiden yazılmış olan kitaplardır, Muhammed bunu eski kitaplardan yazdırıyor. Öyleyse bu bir mûcize olmayıp, boş satırlardan, hurafelerden ve masallardan ibarettir.” demek istiyorlar. Bu günkü kâfirlerin de İslâm’a karşı yegâne sözleri; hurafe demekten başka bir şey değildir. Hatta bazıları da: “bu dine hurafeler karışmış bunları ıslah etmeli” diyerek dindarlık kisvesi altında, dinsizlik yapmaktadırlar. (Özetle-Elmalılı) Bk. (Enfal: 31, Nahl: 24, Furkan: 5, Neml: 68, Ahkaf:17, Kalem:15, Mutaffifin:13,Mü’minûn: 83)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Onlar arasında öyleleri var ki [ey Peygamber] seni dinler [görünür]ler: Ama kalplerinin üstüne, onları hakikati kavramaktan alıkoyan perdeler yerleştirdik, kulaklarına da sağırlık. ¹⁸ Ve [hakikatin] bütün işaretleri[ni] görselerdi yine de ona inanmazlardı; o kadar ki, onlar tartışmak için sana geldiklerinde, hakikati inkara şartlanmış olanlar, “Bu, eski zamanların masallarından başka bir şey değil!” derler.
18 Allah’ın bu manevî körlüğe ve sağırlığa “sebep olma”sı konusunda bkz. 2:7 ve ilgili not, ayrıca 14:4 ile ilgili not 4.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onlardan kimileri de var ki sanki sana kulak veriyor. Onlar her türlü ayeti görseler bile ayetlerimize inanmazlar çünkü kalplerini bilgiye kapatmışlar ve kulakları ile duymak istemiyorlar. Bir de seninle tartışmak için derler ki: “Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” 8/31, 16/24, 46/17, 83/14
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Onlar arasında öyleleri var ki, sana kulak verir(miş gibi yapar). Fakat kalplerinin üzerine, onları hakikati kavramaktan âciz bırakan örtüler yerleştirdik, kulaklarına da kurşun.[¹⁰²⁹] Ve hakikatin bütün delillerini görseler dahi artık iman etmezler. Öyle ki, tartışmak için sana geldiklerinde inkâra saplanmış olanlar derler ki: “Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”[¹⁰³⁰]
[1029] Lafzen: “ağırlık” (Krş: 10:42 ve 47:16). Âyette akleden kalbe örtülen örtü ve kulağa akıtılan kurşun Allah’a isnat ediliyor. Bir başka yerde ise “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık onlar dönemezler!” (2:18) buyuruluyor. Bu iki âyeti birlikte okuduğumuzda şu sonuca ulaşırız: Akletmemekte direnerek akleden kalbi âtıl hâle getiren kimsenin akletme melekesi giderek ölür ve ölen aklın üzeri örtülür. Hakikati işitmemekte direnen kimsenin işitme melekeleri giderek dumura uğrar ve en sonunda kalbinin kulağı kurşun akıtılmış gibi sağırlaşır. Bu iki sonuç da Allah’ın yasası gereğidir. Onun için iki fiil de âyette bu sürecin kanununu koyan Allah’a isnat edilmiştir (Benzer bir yorum için bkz: Keşşâf). [1030] “Eskilerin masalları” ile ilgili bkz: 16:24, not 28.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
İçlerinden seni (Kur'an'ı okumanı) dinleyenler de vardır, (fakat niyetleri bozuktur, onun için bir ceza olarak) Kur'an'ı hakkıyle anlamalarına engel olmak üzere, kalplerinin üzerine kat kat perdeler ve kulaklarına da ağırlık koyduk Çünkü onlar ne kadar mucize görseler yine de iman etmezler, hatta sana geldiklerinde "Bu (Kur'an) eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle tartışırlar:
Osman Fırat
swap_vert close
İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara iman etmezler. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, "Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil" derler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat onların kalbleri üzerine onu hakkı yalanlamalarına mani olacak kat kat perdeler ve kulaklarının içine de ağırlık koymuşuzdur. Ve eğer her bir mûcizeyi görseler ona yine inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle mücadelede bulunurlar. Kâfir olanlar der ki: «Bu, eskilerin uydurmalarından başka değildir.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onlardan seni Kur'ân okurken dinleyenler de vardır. Fakat Biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik. Kulaklarının içine de, gereği gibi işitmelerini engelleyen ağırlıklar koyduk. Artık onlar her türlü mûcize ve belgeyi de görseler yine iman etmezler. O kadar ki yanına geldikleri zaman seninle münakaşaya girişerek “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir. ” derler. [17, 46; 18, 57; 31, 7] [KM, İşaya 6, 10; Matta 13, 13]
Süleyman Ateş
swap_vert close
İçlerinden seni dinleyenler vardır; fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne kılıflar, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. (Onlar) her mu'cizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar; o kafirler: "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlardan (kâfirlerden) seni (okudığın Kur'ân'ı) dinleyenler vardır. (Kur'ân'ı) fehm itmezler. Hattâ senin yanına mubâhase ve mücâdele içün gelirler. Kâfirler "(Muhammed'in söylediği) bu şeyler geçen akvâmın efsaneleridir" dirler. [¹]
[1] Bir gün müşrikînden bir cemâ'at Rasûl-ü Ekren efendimizin Kur'ân okuduklarını dinleyorlardı. Aralarında bulunan Nadr "Muhammed'in söyledikleri benim size hikâye iylediğim akvâm-ı mâzîye efsâneleri gibi şeylerdir" didi. Orada hazır bulunan Ebû Süfyân "Ben onun söylediklerinin ba'zısını hakdır zan iderim" dimekle Ebû Cehil: "Yâ Ebû Süfyân! Sakın Muhammedin söylediklerini ikrâr itme. Onı ikrâr ve tasdîkden ise ölmek bize daha ehvendir" diye haykırdı. O zamân bu âyet-i kerîme nâzil oldı.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Bunların içinde seni dinleyenler vardır ama Kur’ân’a yaklaşım biçimlerini kalpleri üzerinde örtülere ve kulaklarında ağırlığa dönüştürmüş oluruz[*]. Bütün delilleri (âyetleri) görseler inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle çekişirler. Ayetleri görmezlikten gelen o kimseler derler ki “Bunlar, olsa olsa eskilerin masallarıdır.”
[*] Kur'an duygusallıkla kavranmaz, bu sebeple bütün vurgular insan aklına yapılmaktadır.  
Şaban Piriş
swap_vert close
İçlerinden seni dinleyenler vardır. Biz onların kalpleri üzerine, anlamamaları için örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Her mucizeyi görseler de ona yine inanmazlar. Seninle tartışmak için sana geldiklerinde, o küfredenler derler ki: - Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onlardan seni işitenler de vardır. Lâkin Biz onların kalpleri üzerine, işittiklerini anlamalarına engel bir örtü geçirdik, kulaklarına da ağırlık verdik.(3) Onun için her türlü âyeti görseler de yine inanmazlar. Hattâ sana geldiklerinde o kâfirler seninle tartışır ve “Bu eskilerin masallarından başka birşey değil” derler.
(3) Gözlerine çekilen perde ile kulaklarına koyulan ağırlıklar, 2:7’nin dipnotunda da değinildiği gibi, onların inkârlarının sebebi değil, sonucudur. İnanmamakta direttikleri ve inanmaya niyetlerinin olmadığını açığa vurdukları için, bu sonucu onlar istemiş, Allah da istediklerini vermiş ve böylece her türlü delili karşılarında görseler de yine inanmayacak hale gelmişlerdir. Nitekim 41:5’te, onların “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtülü; kulaklarımızda ağırlık, aramızda perde var. Artık ne yapacaksan yap; biz de yapacağız” dedikleri bildirilmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki, söz konusu engeller inkârcıların kendi tercihleridir. Onlar istemiş, Allah da yaratmıştır. Bir başka deyişle, onlar bunu isteyip dururken, Allah onların isteklerine aykırı bir şekilde imanı onlara kabul ettirmemiştir.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereğince anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirmiş, kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Tüm mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekişerek şöyle derler küfre sapanlar: "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı anlardan oldur kim ķulaķ dutar sendin yaña daħı eyledük göñülleri üzere örtüler kim anlamayalar anı daħı ķulaķları içinde aġırlıķ. daħı eger göreler dükeli nişānı įmān getürmeyeler aña tā ķaçan kim geldiler saña dartışalar senüñ-ile eyide anlar kim kāfir oldılar “degül uşbu meger meŝelleri ilergilerüñ.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı anlaruñ niçesi ḳulaḳ dutar saña Ḳur’ān işitmeg‐içün. Daḫı biz ḳılduḳanlaruñ yürekleri üstine mührler, ḥattā ki Ḳur’ānuñ ma‘nāsını bil‐meyeler ve ḳulaḳların ṣaġır eyledük. Daḫı eger görseler her āyeti īmān getür‐mezler aña. Ḥattā saña gelseler senüñle çekişürler, eydür ol kişiler ki kāfiroldılar: Bu degüldür, illā geçen ümmetlerüñ bāṭıl sözleri.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Müşriklərin) içərisində səni dinləyənlər də vardır. Lakin (müsəlmanlara qarşı düşmən hərəkətlərinə görə) onu (Qur’anı) başa düşməsinlər deyə, onların ürəklərinə pərdə çəkdik, qulaqlarına da karlıq (ağırlıq) verdik. Onlar hər hansı bir mö’cüzə görsələr, yenə də ona inanmazlar. Hətta yanına gəldikdə səninlə höcətləşərlər. Kafir olanlar isə: ”Bu, qədimlərin əfsanələrindən (nağıllardan) başqa bir şey deyildir!, - deyərlər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Of them are some who listen unto thee, but We have placed upon their hearts veils, lest they should understand, and in their ears a deafness. If they saw every token they would not believe therein; to the point that, when they come unto thee to argue with thee, the disbelievers say: This is naught else than fables of the men of old.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Of them there are some who (pretend to) listen to thee; but We have thrown veils on their hearts, So they understand it not,(852-A) and deafness in their ears; if they saw every one of the signs, not they will believe in them; in so much that when they come to thee, they (but) dispute with thee; the Unbelievers say: "These are nothing but tales of the ancients."
852-A lt =The Qur'an.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمِنْهُمْ
ve onlar- dan vardır
مَنْ
o kim- se ki
يَسْتَمِعُ
dinler
اِلَيْكَۚ
seni
وَجَعَلْنَا
fakat kıldık
عَلٰى
üzerine
قُلُوبِهِمْ
kalplerinin
اَكِنَّةً
kılıflar
اَنْ يَفْقَهُوهُ
onu anlarlar diye
وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ
ve kulaklarına
وَقْراًۜ
bir ağırlık
وَاِنْ
ve eğer
يَرَوْا
görür- lerse
كُلَّ اٰيَةٍ
bütün âyetleri
لَا يُؤْمِنُوا
iman etmezler
بِهَاۜ
ona
حَتّٰٓى
hatta
اِذَا
o va- kit ki
جَٓاؤُ۫كَ
sana geldiler
يُجَادِلُونَكَ
seninle tartışırlar
يَقُولُ
derler
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
كَفَرُٓوا
kâfir oldular
اِنْ
de- ğildir
هٰذَٓا
bu
اِلَّٓا
an- cak
اَسَاط۪يرُ
masalları
الْاَوَّل۪ينَ
öncekilerin
Onlardan seni (samimiyetsizce) dinleyenler de vardır; fakat (kendileri, âyetleri anlamak istemedikleri için Biz de) onu anlamalarına engel olmak üzere kalplerinin üstüne kılıflar, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Onlar bütün âyetleri (ve mucizeleri) görseler de (yine) ona iman etmezler. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde, "bu (Kur'ân) öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle tartışırlar.
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
اِسْتَمَعَ
Fiil-VIII
س م ع
Dinledi, kulak verdi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
اَكِنَّة
İsim
ك ن ن
Kılıflar, örtüler
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
فَقِهَ
Fiil-I
ف ق ه
Anladı, fıkhetti, kavradı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اُذُنٌ
İsim
ا ذ ن
Kulak
وَقْر
İsim
و ق ر
Ağırlık
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
رَاَى
Fiil-I
ر ا ي
Gördü, anladı, bildi, düşündü
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
بِهَا
Zamir
بِهَا
Onunla, onlar hakkında
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
جَادَل
Fiil-III
ج د ل
Mücadele etti, tartıştı, uğraştı
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
اَسَاط۪ير
İsim
س ط ر
Masallar
اَوَّل
İsim
ا و ل
İlk, önce, birinci, başta, evvel