Ve onlar (o kendi uyduruğu yalanları Allah’a yakıştıran, başka varlıkları O’na denk tutan, Kur’an’ı anlamak istemeyen ve her fırsatta dinlenmesini önlemeye çalışan zalimler) hem başkalarını (insanları) ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Oysa (bu olumsuz şeyleri yapmakla) onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar. *
(*) Bu iki ayet, müşriklerin İslam’a karşı tutumlarını ve bu tutumlarının doğuracağı sonuçları ele almaktadır. Müşriklerin önde gelenlerinden bazıları Hz. Peygamberin meclisine gelerek görünürde Kur’an’ı dinliyormuş gibi yapıyorlardı, ancak dinlediklerinin doğru olup olmadığını merak ettikleri ve doğru bulurlarsa tasdik edecekleri için değil; Hz. Peygamberin meclisine gelip gürültü çıkarmak, Kur’an’ı dinlemeye gelen meclisi provake etmek, itiraz edip karşı çıkmak, alaya almak ve Kur’an’ın dinlenmesini önlemek içindi. Sebep-sonuç ilişkisini bir yasa olarak koyan Allah olduğu için “sapmayı dileyeni sapıklık içinde bırakan” yani inkâr ve sapıklığı tercih ettiklerinden dolayı adeta kendileri sapıklıkta kalmayı istemiş gibi olmaları sebebiyle melekler âleminde tanınmaları için kalblerine/ beyin kortekslerine/manevi bir işaret bırakan ve hakkı dinlemek istemedikleri için kulaklarına ağırlık koyan Allah’tır. Fakat bu eyleme sebep olan insan olduğu için sorumluluk da ona aittir. Ayrıca böylelerinin kalblerine/beyin kortekslerine ekinne, hatm ve tab’i gibi manevi işaretlerin konulmasıyla bunların anlama ve idrak etme melekeleri kilitlenmemektedir. Bunların kalblerine /beyin kortekslerine bu gibi manevi işaretlerin konulması sadece melekler âleminde tanınmaları içindir. Çünkü meleklerin bir görevi de yeryüzünde yaşayan bütün mü’minlere istiğfarda bulunmalarıdır, bunlar ise iman sahibi olmadıklarından meleklerin istiğfarlarını hak etmiyorlar. İşte bu nedenle melekler de onlara istiğfarda bulunmazlar. (الله اعلم)