Senin o dinlerini bölük-pörçük, kendilerini de param-parça edenlerle¹ hiçbir ilişkin yoktur. Artık onların işi Allah’a kalmıştır, zamanı gelince (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.
1 Yani, bunlar: Dinin bir kısım emirlerini tanıyıp, bir kısmını tanımayarak parçalayan, dinlerini çeşitli emeller, mabutlar ve önderlerle çatallandıran veya “din, insanın rûhuna aittir, hayatına karışmaz, din başka, devlet başkadır” diyerek, dinlerini birçok işlerinden ayıranlardır. Veya bu suretlerden biriyle hak dinlerinden ayrılmaya kalkışanlar, çalışmalarını tevhit için değil, ayrışma için sarf edenler ve parça parça olanlar. Yani her biri ayrı bir reise ve başka bir his ve hevaya taraftarlık ederek fırka fırka olup tefrikaya düşenlerdir. Yahudiler ve Hristiyanlar da böyle olmuşlar ve maalesef Müslümanlar da her sıkıntılı dönemlerinde bu hallere düşmüşlerdir. Nitekim Efendimiz (a.s): “Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi Cehennemdedir. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı birinden başka hepsi cehennemdedir. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Birinden başka hepsi cehennemdedir.” buyurunca, “O bir fırka-i naciye kimdir ya Rasulâllah!” sorusuna: “onlar benim ve ashabımın üzerinde gittiğimiz yolda gidenlerdir.” buyurmuştu. Buradan, Yahudilerden bir, Hristiyanlardan bir ve Müslümanlardan bir olmak üzere üç fırka-i naciye yoktur. Her zaman için bir fırka-i naciye vardır ki o da Peygamber (a.s)’ın ve ashabının yürüdükleri hak yolda, tevhit yolunda yürüyenlerdir. (Elmalılı)