Rabbin (kullarının Kendisine iman ve ibadet edip etmemeleri dâhil) hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır ve (sonsuz) rahmet sahibidir. Eğer O dilerse, sizin varlığınıza son verebilir ve daha sonra dilediğini, sizin yerinize getirebilir, tıpkı sizi başka bir kavmin (insanların) soyundan var ettiği gibi. *
(*) Allah ganîdir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, insanlardan yapmalarını istediği işleri bunlara muhtaç olduğu için istememektedir; O, merhametli olduğu için muradı insanları sıkıntıya sokmak da değildir. Fahreddin er-Râzî, Allah’ın kullarını mükellef kılmasını O’nun ihsan ve rahmetine bağlar (XIII, 201). Zira bütün mükellefiyetlerin temelinde doğruyu, hakkı bilip ona inanma ve iyi olanı yapma ödevi vardır; insanı öteki canlılardan ayıran ve onu gerçekten insan yapan, bu ödev bilinci ve uygulamasıdır. Tarih boyunca yüce Allah, haktan ve iyilikten uzaklaşan, bu suretle insanlık değerini de yitirmiş olan nice kavimlere, merhametinin eseri olarak hallerini ıslah etmeleri için mühlet vermiş; en sonunda da kendilerini ıslah etmeyenleri (azgın ve zalim olanları) ortadan kaldırarak yerlerine başka nesiller getirmiştir. İnsanlığın bu sürekli yenilenişi ve gelişmesi 133. âyette hem Allah’ın zenginliğinin hem de rahmetinin neticesi ve delili olarak gösterilmiştir. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 S:473) Not: Bu ayette Hz. Âdem ve neslinin kendilerinden önce yaşamış bulunan başka bir insan türünden meydane geldiğine ve Hz. Âdem’in ilk insan olmadığına bir işaret verdır. (الله اعلم)’’
إن الحديث عن نشأتنا من ذرية قوم آخرين في الآية الكريمة أعلاه لا شك بأن فيه الإشارة المباشرة على أن آدم “وذريته” هو خلق تابع لما سبقه وبذلك يؤكد هذا التصريح الرباني وبكل وضوح على أن ذرية الأولين من الإنس هي حجر الأساس الذي تم إنشاء الآدميين منه أو عليه وبالتالي إذن فأن آدم هو ليس بأول إنسان خلقه الله وهو بذلك ليس بأبو الإنسان المصدر: (هل آدم هو أول البشر وأول إنسان خلقه الله أم لا .. صفحات من رسالة الله – عبدالله أحمد خليل)