İşte (ey Resûlüm!) Âyetleri böyle açıklıyoruz ki (ibret alsınlar), hem (o kâfirler): “Sen ders almışsın!” desinler, hem de (hikmetlerini) bilecek bir kavim için onu (o Kur'ân'ı)açıklayalım.(3)
(3)“Hâlık-ı kâinât (kâinâtın yaratıcısı), bütün o mu‘cizâtı onun elinde halk etmekle (yaratmakla)gösterdi ki; o, O’nun hesâbına konuşuyor, O’nun kelâmını teblîğ ediyor (bildiriyor). Hem ona gelen Kur’ân ise, içinde, dışında kırk vech-i i‘câz (kırk çeşit mu‘cize) ile gösterir ki; o, Cenâb-ı Hakk’ın tercümânıdır. Hem o kendi zâtında bütün ihlâsıyla (samîmiyetiyle) ve takvâsıyla (günahlardan çekinmesiyle) ve ciddiyetiyle ve emânetiyle (güvenilirliği ile) ve sâir bütün ahvâl ve etvârıyla (hâl ve tavırlarıyla) gösterir ki, o kendi nâmına, kendi fikriyle demiyor, belki Hâlık’ı (yaratıcısı) nâmına konuşuyor.” (Zülfikār, 19. Mektûb, 91)