close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

En'âm Sûresi 103. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Lâ tudrikuhu-l-ebsâru vehuve yudriku-l-ebsâr(a)(s) vehuve-llatîfu-lḣabîr(u)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Gözler onu göremez, o, gözleri görür, odur lütfü bol ve her şeyden haberdar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Gözler O’nu(n Zatını görüp kavrayıp) idrak edemez; O ise bütün gözleri (ve gönülleri kapsayıp kuşatıp) idrak eder. O, (her şeyin içyüzünü ve inceliklerini ayrıntılarıyla bilen) Lâtif’tir, Habîr’dir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O'nu anlayamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Zira yalnız O'dur, hikmetine tam nüfûz edilemeyen ve herşeyden haberdar olan.
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Allah, gözleri ve akılları denetim ve idraki içine alırken, gözler Allah'ı dünyada göremez, akıllar dünyada ve âhirette Allah'ı kavrayamaz. O hikmetine nüfuz edilmeyen yüce varlıktır ve gizli-açık her şeyden haberdardır.”
bk. Kur’ân-ı Kerim, 31/16; 67/14; 75/22-23.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Gözler onu idrak edemez. O ise gözleri idrak eder. O latiftir, her şeyden haberdardır.
Ali Bulaç
swap_vert close
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Hiç bir göz onu dünyada ihata ve idrak edemez. Fakat O, (ilmiyle) bütün gözleri (varlıkları) ihata eder. O, bütün incelikleri bilir, her şeyden haberdardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Gözler onu görmez. Fakat O, gözleri görür. O latif (maddi olmayan) ve her şeyden haberdardır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.
Besim Atalay
swap_vert close
Gözler ona eremez, oysa erer gözlere, o gökçektir, haberlidir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Gözler O'nu algılayamaz ama O, gözleri (ve gözlerin gördüklerini) algılar. O'nun ilmi her şeyin bütün inceliklerine nüfuz eder. O her şeyden haberdardır.
Bkz. 75/23Gözlerin Allah’ı algılayamaz olması, O’nun zatının insanın göz ufkunu aşması demektir. Yani gözler kavrama suretiyle içyüzüne inecek şekilde Allah’ı göremez. O’nun zatı aynı zamanda tasavvur ve tahayyül ufkunu da aşar ki insan gözlerin göremediği Allah’ın zatını gerçek anlamda algılayamaz. Sadece varlık alemine bakarak O’nun varlığını ve kudretini görür.  
Cemil Said
swap_vert close
Gözler ânı görmez o nazarları görir o latîf ve her şeyden haberdârdır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. O Latif'tir, haberdardır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder.”[187] O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
Allah’ın zatına bu dünya gözüyle ulaşmak, O’nun hakikatini kavramak mümkün değildir. Ahirette ise birçok gözler O’nu görecektir. Konu ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Kıyâme sûresi, âyet, 23.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Gözler O’nu idrak edemez, hâlbuki O gözleri idrak eder. O en ince şeyleri bilir ve her şeyden haberdardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.  
 Gözler onun zâtını ve kemalini hakkıyle kavrayamaz demektir. Bununla beraber, ehl-i sünnete göre cennette müminler Allah’ı göreceklerdir. Bu hususta âyet ve hadisler vardır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Gözler O'na erişemez O, gözlere erişir. O Şefkatlidir, Haberdardır
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
onu gözler idrâk etmez, gözleri o idrâk eder, öyle lâtif öyle habîr o
Emrah Demiryent
swap_vert close
*Gözler O’nu ihata edemez, O ise (ezelî ve ebedi ilmiyle bütün) gözleri ihata eder. O, her şeyin iç yüzünü ve inceliklerini ayrıntılarıyla bilen, her şeyden hakkıyla haberdar olandır.
* “Gözler O’nu ihata edemez”; Âyet-i kerîmede reddedilen husus Ru’yetullah değil, Allah Teâlâ’nın yüce zatının ihata edilemeyeceğidir. Ru’yetullah ile ilgili olarak Kâf suresi 35. âyet-i kerîmesine bakınız.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Gözler O'nu idrak edemez; O, gözleri idrak eder. O, Bütün Ayrıntıları Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Ona gözler erişemez. O (nun ilmi) ise bütün gözleri ihaata eder. O, (kulları hakkında) gerçek rıfk-u lutf saahibidir. (Her şeyden de) haberdârdır.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Gözler O'nu idrâk edemez; fakat O, gözleri idrâk eder. Çünki O, Latîf (bütün incelikleri bilen ve nüfûz eden)dir, Habîr (herşeyden haberdâr olan)dır.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Gözler O’nu (evreni yaratmış olan Allah’ı asla ve hiçbir zaman) idrak etmez (hiçbir şey onu, yani evrenin yaratıcısını göremez); O (nun ilmi) ise, bütün gözleri idrak eder (görüp ihate eder). O, Latîf (kullarına lütfu ve ihsanı bol), habir (her şeyden haberdar) olandır.*
(*) Bu ayeten kesin anlaşılıyor ki ne dünyada ne de ahirette Allah’ın gözle görülmesi mümkün değildir. Bu nedenle Allah ahirette gözle görülebilir diyen rivayetler uydurma olup Kur’an’a da aykırıdır. Taberi tefsirindeki Süddî ‘nin görüşü de şöyledir. (لايراه شئ وهو يري الخلائق) ‘’Hiçbir şey onu göremez, ama o bütün yaratıkları görür.’’ Ayrıca Sahihi Müslimde de geçtiği gibi Hz. Aişe’den gelen rivayet şöyledir. ‘’Kim, Muhammed’in Rabbini gördüğünü iddia etse, O Allah’a büyük bir iftira yapmıştır, Zira Necm süresindeki (ولقد رآه بالأفق المبين ) (Muhakkak onu en yüksek ufukta görmüştür’’ cümlesindeki (ONU) zamiri ile vahiy meleği olan Cebrail kast edilmektedir. Yani bu konuyu Hz. Aişe, bizzat Hz. Peygamberden sormuştur, o da bu şekilde cevap vermiştir... Özetle, Allah gözle görülmez, eğer görülseydi, tanımı yapılabilecekti, tanımı yapılan ise cisim olması gerekir, eğer cisim olursa, bazı şeylerin bir araya gelmiş olması ile olmuştur, eğer bazı şeylerin bir araya gelmesiyle oluşmuşsa, o zaman o da yaratılmış olur. Oysa bu, Allah hakkında muhaldır. Demek ki yüce Allah’ı gözle görmek mümkün değildir. Ayrıca (لاتُدْرِكُهُ)’’la tudrikühü’’ ifadesi, geniş ve bütün zamanı, yani dünya ve ahireti kapsamaktadır. Çünkü olumsuz edatı olan (لا) harfi, geniş zaman içindir. Yani dünyayı da ahireti de kapsıyor. Ama eğer bunun yerinde olumsuz edatı olan (ما) harfi, yani (ما تدركه)’’ ma tüdrikühü’’ şeklinde gelseydi, o zaman ayetin anlamı, şu an, yani dünyada gözler onu idrak etmez şeklinde olurdu. Zira olumsuz edetları olan (لا - ما)’’ lâ ile m’a’’ arasında bir fark vardır. Yani (ما) edatı şimdiki zamanı olumsuz yapıyor, (لا) ise, geniş, yani bütün zamanları olumsuz yapıyor. Detay içn buradaki Arapça tefsir metinlerine de bakılabilir. وقوله سبحانه: «لا تُدْرِكُهُ الْأَبْصارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ» إشارة أنه سبحانه لطيف لا يرى، إذ لو رؤى لتحدّد، ولو تحدّد لتجسّم، ولو تجسّم لكان مركبا، ولو كان مركبا لكان مخلوقا... (التفسير القراني للقران)ُ» ...عن السدي : " لا تدركه الأبصار " ، لا يراه شيء ، وهو يرى الخلائق (الطبري - ابن كثير ) ففي صحيح مسلم عن مسروق قال : كنت متكئا عند عائشة ، فقالت : يا أبا عائشة (وهى كنية مسروق)" ، ثلاث من تكلم بواحدة منهن فقد أعظم على الله الفرية . قلت : ما هن ؟ قالت : من زعم أن محمدا رأى ربه فقد أعظم على الله الفرية . قال : وكنت متكئا فجلست فقلت : يا أم المؤمنين ، أنظريني ولا تعجليني ، ألم يقل الله عز وجل ولقد رآه بالأفق المبين . ولقد رآه نزلة أخرى ؟ فقالت : أنا أول هذه الأمة من سأل عن ذلك رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال : إنما هو جبريل لم أره على صورته التي خلق عليها غير هاتين المرتين رأيته منهبطا من السماء سادا عظم خلقه ما بين السماء والأرض . فقالت : أولم تسمع أن الله عز وجل يقول : لا تدركه الأبصار وهو يدرك الأبصار وهو اللطيف الخبير ؟ أولم تسمع أن الله عز وجل يقول : وما كان لبشر أن يكلمه الله إلا وحيا أو من وراء حجاب أو يرسل رسولا إلى قوله علي حكيم ؟ قالت : ومن زعم أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كتم شيئا من كتاب الله فقد أعظم على الله الفرية ، والله تعالى يقول : ياأيها الرسول بلغ ما أنزل إليك من ربك وإن لم تفعل فما بلغت رسالته قالت : ومن زعم أنه يخبر بما يكون في غد فقد أعظم على الله الفرية ، والله تعالى يقول : قل لا يعلم من في السماوات والأرض الغيب إلا الله . وإلى ما ذهبت إليه عائشة رضي الله عنها من عدم الرؤية ، وأنه إنما رأى جبريل : ابن مسعود ، ومثله عن أبي هريرة رضي الله عنه. وقال بإنكار هذا وامتناع رؤية الله جماعة من المحدثين والفقهاء والمتكلمين (تفسير القرطوبي) * ما دلالة استعمال أداة النفي (ما) و(لا)؟(د.فاضل السامرائى) (ما) التي تدخل على المضارع هي لنفي الحال، (لا) يقولون للاستقبال وقسم من النُحاة يقولون قد تكون للحال وللاستقبال -- (ما) الداخلة على الفعل الماضي تنفي زمن الماضي فقط والنفي بها غير مؤكد واذا دخلت على الفعل المضارع تنفي زمن الحاضر فقط اما (لا ) فأنها تنفي الزمنين الحاضر والمستقبل : (الفرق بين ( لا ) النافية و ( ما ) النافية من حيث المعنى)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Gözler O’nu algılayamaz ama O, bütün gözlere (yarattığı her şeye) ulaşır. O kullarına çok şefkatli ve her şeyden haberi olandır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Gözler Ona erişmez, O ise bütün gözlere erişir. O yumuşak davranıcıdır, bilgilidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Gözler O/na yetişmez, O ise gözlere yetişir. O lâtiftir, agâhtır [²].
[2] O, gözleri olduğu gibi görür, çünkü agâhtır. Gözler O'nu görmez, çünkü lâtiftir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Gözler O’nu göremez³⁰, O, gözleri görür [yudriku]. O, Latîf’tir³¹, Habîr’dir.
30 Allah’ın dünyada da ahirette de görülemeyeceğini söyleyenler bu ayete dayanırlar. 31 El-Latîf: Lütuf sahibi, kavranamayan incelikleri bilen.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Gözler O'nu görmez, O bütün gözleri görür. Her şeyi bütün inceliği ile bilen ve haberdar olan O'dur.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O Allah ki, hiçbir akıl O’nu tüm hakîkatiyle kavrayamaz, hiçbir tasavvur O’nu kuşatamaz, hiçbir göz O’nu idrâk edemez fakat O, bütün idrâkleri, bütün akılları ve bütün gözleri çepeçevre kuşatır. Zira O latiftir, her şeye derinlemesine nüfuz eder ve her şeyden haberdardır.Ey Peygamber! Şu evrensel mesajı tüm insanlığa duyurarak de ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Görme Duyusu / Gözler O’nu idrak edemez. Gözler’i O idrak ediyor. Habîr Latîf O’dur.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Gözler onu göremez ama o, gözleri görür. Çünkü Allah, nesneye sinmiş saydam bir bilgi hazinesidir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
“Gözler Allah’ı göremez ama Allah gözleri görür. Allah yarattığı eşyayı çok iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Gözler O’nu idrak edemez (göremez); [*] (oysa) O, gözleri idrak eder (görür). O derin bilgi sahibidir, haberdardır. [*]
Bu cümlede, Yüce Allah’ı görmenin asla söz konusu edilemeyeceği ifade edilmektedir. Benzer mesaj: A‘râf 7:143.,Bu son üç ayet (102-104. ayetler) Yüce Allah’ın mutlak otoritesini göstermektedir. Benzer mesajlar: Bakara 2:255; Âl-i İmrân 3:2, 26-27; En‘âm 6:101-103; Nûr 24:35; Şûrâ 42:11; Haşr 59:22-24; İhlâs 112:1-4.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Gözler Onu kavrayamaz. O, ise bütün gözleri kavrar.¹ O her şeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır.²
1 Rü’yetullah: Ehl-i Sünnet’e göre, Yüce Allah ahirette mü’minler tarafından Cennet’te görülebilecektir, ancak bunun keyfiyetini bilmek mümkün değildir. “Rü’yet” kelimesi, Arapçada görmek, bakmak, inanmak, bilmek ve rüya görmek anlamlarına gelir. Bu âyete göre; Peygamberler de dâhil (A’raf: 143) hiç kimse dünyada ve dünya gözüyle, gerek uyanıkken, gerek uyurken, gerekse yakaza halinde veya bazı sûfî ekollerinin ne olduğunu kendilerinin de izah edemedikleri hallerde, Allah’ı görmesi veya müşahede etmesi mümkün değildir. Allah’ı mahiyetini Allah’ın bildiği şekilde görme, ancak kıyamette ve cennette olacaktır. (Kıyamet: 22-23) Aslında Allah’ı insanların hayal etmeleri bile mümkün değildir. Çünkü O, hiçbir şeye benzemez. (Şura: 11) Allah’ın bir insanla vahiy yoluyla, perde arkasından yahut bir elçi göndererek, konuşması, ancak Peygamberlere ve Allah’ın (Hz. Meryem ve Hz. Mûsa’nın annesi gibi) seçtiği kullarına mahsustur. (Şura: 51) Allah kullarına Peygamberleri vasıtasıyla bir şey bildirmedikçe kimse Onun ilminden hiçbir şeyi bilemez. (Bakara: 255) Necm sûresinde Peygamberimizin gördüğü ifâde edilen ise Allah değil, Cebrâil’dir. (Tekvir: 23)2 Bir hayat sahibinin kendi haricindeki görülebilecek şeyleri görebilmesi ve idrak edilebilecek şeyleri idrâk edebilmesi işi öyle acayip bir şeydir ki akıl bunun künhünü idrak edemez. Bütün âlimler ve filozoflar bunun izahından âcizdir. Meselâ, gözümle karşımda bir minare görüyorum, ne gözüm minareye kadar gitmiş ve ne de minare gelip gözüme girmiştir. Bununla beraber benim gördüğüm yalnız o minareden akseden ışığın ihtiva ettiği ve küçücük gözüme aksettirdiği minare resminden ibaret de değildir. Ben gözümdeki minare resmini değil, uzakta büyük minarenin kendisini görüyorum ve gözümü yumduğum zaman da onu bende değil, olduğu yerde idrak ediyorum. Hatta dikkat olunursa görme vasıtası olarak telakki edilen ışık bile bana, benim gözüme ulaşma anında ışık oluyor ve o zaman parlıyor ve görme dediğim hâdise de o zaman meydana geliyor. Ve o anda ben yerindeki minareyi idrak ediyorum. Bu nasıl olabiliyor? İşte bütün ilimler, felsefeler bunu ihata edebilmekten uzak kalmış ve filozoflar bu noktada ya hayret ya da safsatadan baka bir şey yapamamıştır. Ama bu meydana gelen bir olaydır. Ve benim minareyi gördüğüm bir hakikattir. Allahu Teâlâ bunu yapmış ve yapmaktadır. Ve akılların mahiyetini idrak edemediği bu hakikatin mahiyetini idrak ve ihata eden ancak Allah’tır. Gözler onu idrak ve ihata edemezken o gözleri idrak ve ihata eder ve aynı hakikat bütün idraki mümkün olan şeylerde böyledir. Ve işte O Allah böyle bir lâtıf’ül-habîrdir. (Elmalılı)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu kuşatamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çevreleyip kuşatır: zira yalnız O’dur (hikmetine) tam nüfûz edilemez olan, her şeyden haberdar bulunan. ⁸⁹
89 Latîf terimi, nitelik olarak son derece ince olan ve bu nedenle de fark edilemez ve nüfûz edilemez bulunan şeyleri gösterir. Bu terimin, Kur’an’da Allah ile ilgili olarak ve habîr (“her şeyden haberdar”) sıfatı ile birlikte geçtiği her yerde Allah’ın, kendisinin her şeyden haberdar oluşuna karşılık insanın tasavvuru, tahayyülü ve idrakinin erişemediği bir konumda bulunduğu düşüncesini ifade etmek için kullanıldığı görülmektedir (yukarıdaki ayetin dışında ayrıca bkz. 22:63, 31:16, 33:34 ve 67:14). Latîf ve Habîr’in birlikte el harf-i tarifi ile kullanıldığı iki örnekte (6:103 ve 67:14) huve’l-latîf ifadesi, “yalnız O’dur nüfûz edilemez olan” anlamına gelir -Allah’ın bu vasfının benzersiz ve mutlak oluşuna işaret.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Hiçbir göz ve idrak O’nu kavrayıp kuşatamaz fakat O, bütün gözleri ve idrakleri kavrar ve kuşatır. O, latif/kavranamayan, sınırsız bilgisiyle her şeyi kuşatan ve her şeyden haberdar olandır. 3/180, 6/73, 11/111
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu kuşatamaz, fakat O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır:[¹⁰⁹⁵] Yalnızca O’dur her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan.[¹⁰⁹⁶]
[1095] O’nun zâtı insanın sadece göz ufkunu aşmaz, aynı zamanda tasavvur ve tahayyül ufkunu da aşar. [1096] Latîf ismi Habîr ile birlikte geldiğinde, ikincisi birincisini açıklar.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Gözler O'na erişemez, (bu beşeriyetin tâkati dışındadır) O'nun ilmi ise bütün gözleri ihâta eder, lutuf ve kerem sahibidir, her şeyden haberdar olandır O! (kullarına şah damarlarından daha yakındır O)
Osman Fırat
swap_vert close
Hiç bir görüş O’nu idrak edemez ama O, bütün görüşlere nüfuz eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Gözler O'nu görüp) idrak edemez. O ise bütün gözleri idrak eder. Ve O latîftir, habîrdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Gözler O'na erişemez. O'nun ilmi ise bütün gözleri ihata eder. (Gözlerin görmediği her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan) latîf ve habîr O'dur. [67, 14; 31, 16] {KM, Çıkış 33, 20; Yuhanna 1, 18}
Bu âyet gözlerin, Allah’ı “ihata sûretiyle, künhüne erecek şekilde göremeyeceklerini bildirir. Ehl-i sünnet anlayışına göre bu âyet, dünyada görmeyi nefyeder, ama cennetlikler Allah’ı göreceklerdir. 75,23 âyeti “Rab’lerine bakacaklar” buyurduğu gibi, başka deliller de vardır. Hz. Peygamber (a.s.)’dan bize ulaşan kesin hadisler ile bu rü’yet meselesi sabit olmuştur. Yalnız birini nakledelim: “Siz şüphe yok ki şu dolunayı nasıl birbirinizi itip kakmadan görüyorsanız Rabbinizi de göreceksiniz.”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Gözler O'nu görmez, O gözleri görür; O latif (gözle görülmez veya lutuf sahibi), herşeyi haber alandır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
O'nı gözler idrâk itmez (görmez) ve O gözleri idrâk ider (görir). Latîf ve keremi çok ve her şeyden haberdârdır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Gözler O'nu kuşatamaz ama O, gözleri kuşatır. O nazik davranır, her şeyin iç yüzünü bilir.
Şaban Piriş
swap_vert close
Gözler O'nu idrak edemez. O, gözleri idrak eder. O, lütfedendir, haberdar olandır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Gözler Onu göremez; fakat O gözleri görür.(19) Onun ilmi herşeyin bütün inceliklerine nüfuz eder; O herşeyden haberdardır.
(19) Gözlerin görmesi, her canlı için ayrı ayrı takdir edilmiş olan bir sınır içinde, elektromanyetik dalgaların algılanmasıyla cereyan eder. Bu dalgalar da, gözler de Allah tarafından takdir edilmiş ve yaratılmıştır. Dolayısıyla, Allah, bütün yarattıklarının neler gördüğünü ve göreceğini bütün incelikleriyle bilir; onların gördüklerini ve göremediklerini de görür. Kulların birşeyi görebilmesi ise, o şeyin, kendi görme sınırları içinde bulunmasına bağlıdır. Allah maddeden, mekândan ve her türlü sınırdan münezzeh olduğu için, bu gözlerle Onun görülmesine elbette imkân yoktur. Ancak, 75:22-23’te, kıyamet gününde ışıl ışıl yüzlerin Rabbine bakacağı bildirilmiştir ki, bu, bizim bildiğimizden farklı bir âleme ait olan bir özelliktir. O günde, iman eden ve güzel işler yapan kullarına Allah’ın ödül olarak böyle bir özellik bağışlayacağı anlaşılmaktadır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Gözler onu fark edip kavrayamaz. Oysaki O, gözleri görür/bilir. O Latîf'tir, lütfu çok olduğu halde kendisi görülemez; Habîr'dir, her şeyden haberdardır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
irmez aña ya'nį ķaplamaz gözler daħı ol irer ķaplayu gözlere. daħı ol eyü işlüdür bilürdür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
İdrāk eylemez anı gözler, ol idrāk ider, barça gözleri görür, bilür. Ol TañrıTa‘ālā laṭīfdür, ġāyetde bilicidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Gözlər Onu (görüb) dərk etməz. O, gözləri dərk edər. O, lətifdir (cismlikdən uzaqdır), (hər şeydən) xəbərdardır!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Vision comprehendeth Him not, but He comprehendeth (all) vision. He is the Subtile, the Aware.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
No vision can grasp Him, but His grasp is over all vision: He is above all comprehension,(931) yet is acquainted with all things.
931 Latif: fine, subtle, so fine and subtle as to be invisible to the physical eye; so fine as to be imperceptible to the senses; so pure as to be above the mental or spiritual vision of men. The active meaning should also be understood: 'one who understands the finest mysteries.' Cf. 22:63, and n. 2844.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
لَا تُدْرِكُهُ
O'nu idrak edemez
الْاَبْصَارُۘ
gözler
وَهُوَ
ama O
يُدْرِكُ
idrak eder
الْاَبْصَارَۚ
gözleri
وَهُوَ
ve O
اللَّط۪يفُ
Latîf'tir
الْخَب۪يرُ
Habîr'dir
Gözler O'nu (görüp) idrak edemez; ama O, gözleri idrak eder. O, Latîf'tir, Habîr'dir (her şeye nûruyla tecelli eden, lütufta bulunan ve her şeyden, herkesten haberdar olandır).
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَدْرَكَ
Fiil-IV
د ر ك
Ulaştı, yetişti, idrak etti
بَصَر
İsim
ب ص ر
Göz, basiret
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
اَدْرَكَ
Fiil-IV
د ر ك
Ulaştı, yetişti, idrak etti
بَصَر
İsim
ب ص ر
Göz, basiret
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
لَطِيف
İsim
ل ط ف
Latîf (Allah'ın ismi, esmasıdır. Her şeye nûruyla tecelli eden, lütufta bulunan demektir), lütfunu ihsan eden, lütufkâr
خَبِير
İsim
خ ب ر
Habîr (Allah'ın esması, ismidir. Her şeyden, herkesten haberdar olan demektir), haberdar