close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Duhân Sûresi 29. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Femâ beket ‘aleyhimu-ssemâu vel-ardu vemâ kânû munzarîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Derken ne gök ağladı onlara, ne yer ve mühlet de verilmedi onlara.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Firavun ve adamları öyle zalimdi ki) Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı (herkes helak edilmelerine sevindi) ve onlar(ın azabı da) ertelenmedi.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onların yok oluşlarına ne gök, ne de yer sakinleri ağlamadı ve tevbe edebilmeleri için zaman da tanınmadı.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Gök ve yer onların gidişine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlara ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.
Ali Bulaç
swap_vert close
Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Nihayet (Firavun ve kavminin) üzerlerine ne gök ağladı, ne yer; ne de (azap bakımından) geciktirildiler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ne gök ne de yer, onlara ağlamadı. Ve mühlet verilip bırakılacak olmadılar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Besim Atalay
swap_vert close
Ne onlara gök ağladı, ne de yer; zaman dahi verilmedi
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Onların bu acıklı haline) gökyüzü ve yeryüzü (üzülüp) ağlamadı ve kendilerine mühlet de verilmedi (ve onlar kendi inat ve ihtiraslarıyla beraber boğulup gittiler).
Cemil Said
swap_vert close
Semâvât ve arz ânlar içün ağlamadı. Ânların mücâzâtı te’hîr olunmadı.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlar için ne gök ağladı ne de yer. Kendilerine aman da verilmedi.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Edip Yüksel
swap_vert close
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Gök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlara (Firavun ve avenelerine) ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Bunun üzerine onlara, ne gök ne de yer ağladı! (Onlar) mühlet verilen kimseler de olmadılar!(1)
(1)“Şu âyet, mefhûm-ı muvâfık (doğrudan ifâde ettiği ma‘nâ) ile şöyle fermân ediyor: ‘Ehl-i dalâletin ölmesiyle, semâvât ve zemin (gökler ve yer) onların üstünde ağlamıyorlar.’ Ve mefhûm-ı muhâlif (karşı ma‘nâ)ile delâlet ediyor ki: ‘Ehl-i îmânın dünyadan gitmesiyle, semâvât ve zemin, onların üstünde ağlıyor.’ Yani, ehl-i dalâlet (kâfirler), mâdem semâvât ve arzın vazîfelerini inkâr ediyor. Ma‘nâlarını bilmiyor. Onların kıymetlerini iskāt ediyor (düşürüyor). Sâni‘lerini (yaratıcılarını) tanımıyorlar. Onlara karşı bir hakāret, bir adâvet(düşmanlık) ediyorlar. Elbette semâvât ve zemin, onlara ağlamak değil, belki onlara nefrin, yani bedduâ ederler ve onların gebermesiyle memnûn olurlar. Mefhûm-ı muhâlif ile der: ‘Semâvât ve arz, ehl-i îmânın ölmesiyle ağlarlar.’ Zîrâ ehl-i îman ise; çünki semâvât ve arzın vazîfelerini bilir. Hakīkī hakīkatlerini tasdîk ediyor. Ve onların ifâde ettikleri ma‘nâları îmân ile anlıyor. ‘Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar!’ diyor.” (Sözler, 32. Söz, 300-301)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve üzerlerine ne gök ne de yer (sakinleri üzülüp) ağlamadı ve onlara (daha fazla) mühlet de verilmedi. *
(*) Bu da şu ayete benzer: ( (واسأل القرية التي كنا فيها ) أي : أهل القرية وهي مصر Mealen: [İstersen olay sırasında] bulunduğumuz şehre (şehir halkına) ve birlikte yolculuk yaptığımız kervancılara sor: [göreceksin ki] biz gerçekten doğru söylüyoruz!” (Yusuf suresi-82) Ayrıca şöyle bir örnek daha verilebilir. ‘’Ankara ve Atina anlaştı’’ yani Ankara ve Atina’yı yönetenler anlaştı. Bu ayete de bunlara benzer bir anlatım vardır. Yani Arz ve semadan maksat sakinleridir, semanın sakinleri melekler ve yerin sakinleri insanlardır. Yani Firauvun ve oligarşisinin helâklerine kimse üzülüp ağlamadı.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Helak olanlara gök ve yer ağlamadı ve onları geride bekleyenler de olmadı.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onlar için ne gök ağladı, ne de yer. Onlara göz açtırmadık.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlara ne gök, ne yer ağlamadı [⁴]. Onlara helikleri için de mühlet verilmedi.
[4] Âdete göre varit olmuştur veya onları yer, gök ahalisi aldırmadı.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Gök ve yer onların ardından gözyaşı dökmedi, onlara mühlet de verilmedi.
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlar için ne gök, ne yer ağladı ve onlar (azabı) ertelenenler de olmadı.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Firavun ve ordusu öyle büyük bir lânete uğramıştı ki, ne gök ehli ağladı arkalarından, ne de yeryüzü sâkinleri; kendilerine tövbe etmek için ikinci bir fırsat da verilmedi!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yer ve Gök onlara ağlamadı. Bakılacak / dikkate alınacak değildiler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Ne gök yas tuttu onlar için ne de yer. Yüzlerine bakan bile olmadı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Gökyüzü yeryüzü onların ardından ağlamadı; onlara mühlette verilmedi.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; [*] kendilerine zaman da tanınmamıştı.
Burada sözü edilen mesaj bir mecazdır ve kastedilen Firavun’un tarafını tercih edenlerin aslında herhangi bir değer ifade etmediğini açıklamaktır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Onlar için gökte de yerde de hiç ağlayan olmadı¹ ve onlara göz bile açtırılmadı.
1 Burada; “zikr’ül-mahal iradet’ül-hal” yoluyla mecâz vardır. “Göğün ve yerin ağlaması” demek; “göktekilerin ve yerdekilerin ağlaması” demektir. Yani, “onların helâkine ne melekler ağladı ne de insanlar ağladı. Hattâ belki onların helâkiyle sevindiler.” anlamına gelir. Ayrıca; “birisinin ölümüne göğün ve yerin ağlaması,” bu “ölümün büyüklüğünü” anlatmak için de kullanılır. Bu ifâde, bu toplumun helâkinin önemsiz bir şey olduğuna da bir işaret olabilir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi. ¹³
13 Yani, “günahlarından tevbe etmeleri için”.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onların ardından ne gök ağladı, ne de yer! Ne de cezaları ertelendi. 7/104...110, 10/88...92, 44/19...33
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ne gök ağladı onlara ne de yer;[⁴⁴⁴⁹] ve ne de cezaları ertelendi.
[4449] Zımnen: Firavunlaşan her zorba, kendisini yerin göğün vazgeçemeyeceği biri zanneder.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Onların helakine ne gök ağladı ne de yer! (Çünkü gök kapılarına yükselen sâlih amelleri yoktu ki, onların yokluğuna ağlasın, yeryüzünde Allah'a ibadet ettikleri yerler yoktu ki, onların kaybına ağlasın! Bu yüzden) Onlara mühlet de verilmedi. (Azapları, helakleri ertelenmedi.)
Osman Fırat
swap_vert close
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Artık onların üzerine gök ve yer ağlamadı, ve bir mühlet verilmişler de olmadılar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
28, 29. İşte böyle oldu! Sonra bütün bunları, başka bir topluma miras bıraktık. Merhamete lâyık olma haklarını kaybettiklerinden, perişan hallerine gök de ağlamadı, yer de ağlamadı. Artık onlara yeni bir mühlet de verilmedi. [26, 59; 7, 137]
Hasan el-Basrî (r.a.) mirasçı toplumun İsrailoğulları olduğunu söyler. Katâde ise der ki: “Bunlar, Firavun hanedanlarından sonraki toplumlardır. Zira İsrailoğullarının tekrar Mısır’a döndüklerine dair bilgi yoktur.”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
Kötü insanlar oldukları için onlara hiç acıyan olmadı. Mûsâ'nın ardından denize girdiler, boğulup gittiler.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onların helâkine semâ ve arz ağlamadı ve onlara mühlet dahî virilmedi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Firavun’a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Gök ve yer onlara ağlamadı;(3) kendilerine süre de tanınmadı.
(3) Firavun ile ordusu için “Gök ve yer onlara ağlamadı” buyurulması, başkaları için her ikisinin de ağlayabileceğini hatıra getirmektedir. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Herbir mü’min için iki kapı vardır. Bunların birinden onun yaptığı işler yükselir, diğerinden de onun rızkı iner. O mü’min öldüğünde ikisi de onun arkasından ağlar.” Peygamberimiz, bunu söyledikten sonra yukarıdaki âyeti okumuştur. (Tirmizî, Tefsir 44:2.) Şu kadar var ki, göklerin ve yerin Allah’ı tesbih ettiğini bildirdikten sonra “Lâkin siz onların tesbihi anlamazsınız” buyuran âyetin (17:44) ifadesi dikkate alınacak olursa, âyet ve hadiste geçen “ağlama” fiilinin de bizim bildiğimizden farklı bir niteliğe sahip olduğu anlaşılır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes aġlamadı anlaruñ üzere gök daħı yir daħı olmadılar mühlet virinilmişler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes anlar üstine aġlamadı gökler, ne daḫı yirler. Daḫı anlara mühlet daḫıvirilmedi.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlardan ötrü nə göy, nə də yer ağladı. Onlara (tövbə etməyə) imkan da verilmədi! (Əksinə, elə bu dünyada cəzalarına çatdılar; axirət əzabı isə daha şiddətli olacaqdır. Budur küfrün nəticəsi!)
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And the heaven and the earth wept not for them, nor were they reprieved.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And neither heaven(4710) nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again).
4710 They died, "unwept, unhonoured, and unsung". They were too inordinate to be given another chance. Pharaoh had claimed to be their supreme god; and they had followed him!  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَمَا بَكَتْ
ve ağlamadı
عَلَيْهِمُ
onlara
السَّمَٓاءُ
gök
وَالْاَرْضُ
ve yer
وَمَا كَانُوا
ve olmadılar
مُنْظَر۪ينَ۟
mühlet verilenler
Onlar için ne gök ne de yer ağladı, onlara mühlet de verilmedi.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
بَكَى
Fiil-I
ب ك ي
Ağladı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مُنْظَرُون
Edilgen fiil-IV
ن ظ ر
Mühlet verilenler