Ve öyle bir günden (kıyamet gününden) sakının ki o günde hiçbir kimse başkası için herhangi bir fayda sağlayamaz. (Peygamberler dâhil makamı, rütbesi ne olursa olsun) Hiç kimseden şefaat kabul olunmaz. Hiç kimseden karşılık alınmaz ve onlara yardım da edilmez. *
(*) Kur’an’ı Kerim, kıyamet gününde Allah’tan başka birilerinin “şefaat/yardım” edeceği anlayışını ve inancını kesin ve açık bir şekilde reddetmektedir. Kur’an’a göre bu anlamda şefaat kesinlikle yoktur. Bu nedenle kıyamet gününde birilerinin şefaat edebileceğine inanmak çok yanlıştır. Çünkü ayette (ولَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ)’’ o gün hiçbir kimseden şefaat kabul olunmaz’’ denilmektedir. İzne bağlanan şefaat ise, ahirette değil, dünyada iken peygamberlerin kendi ümmetlerine ve muvahhidlerin/müminlerin birbirlerine yaptıkları dua ve istiğfardan ibarettir. Zira şefaatin ahiretle bir alakası yoktur, dua ve istiğfarın/şefaatin yapıldığı yer dünya hayatıdır. Çünkü ahiret, iman, ameli salih, ibadet, kulluk, dua ve istiğfar etme yeri değildir, bütün bunlar orada geçersizdir. Bunlar ancak dünyada olur, ama bunlar kabul olursa menfaati ahirettedir. Bunun şiari şöyledir: (الشفاعة في الدنيا وحصادها في الاخرة) ‘’şefaat dünyadadır, hasadı/ürünü almak/ ise ahirettedir. Kur’an, ahirette “şefaat edilme ”anlayışını ve inancını kesin olarak reddetmektedir. Yani o gün hiçbir kimse, bir kimseye şefaat/yardım edemeyecektir. Kur’an’ın bazı ayetlerinde izne bağlanan şefaat/ dua ve bağışlanma dileği/ ise, dünyadadır, ahirette değil. Yani yüce Allah dünyada iken bir kimse için dua edilmek ve istiğfarda, yani şefaatte bulunmak için izin vermişse, dünyada onun için dua edilir ve onun için bağışlanma/ şefaat talabinde bulunulabilir. Peki, yüce Allah dünyada kimler için bağışlanma/şefaat talebinde bulunulma izni veriyor? Cevap: Bu izin ancak muhavvid/ mümin insanlar için verilir, muvahhid olmayanlar için bu izin verilmez. Örneğin: Dünyada iken Hz. İbrahim babası için yüce Allah’tan bağışlanma, yani şefaat etme talebinde bulunuyor, ama babası müşrik olduğundan yüce Allah Hz. İbrahim’e izin vermiyor. Yine Hz. Nuh kendi oğlunun kurtuluşu için yüce Allah’a yalvarıyor/şefaatte bulunuyor, ama yüce Allah onun oğlunun da müşrik olduğundan şefaatini reddediyor. Ve yine Hz. peygamber bazı münafıklar için yüce Allah’tan bağışlanma/şefaatte bulunma talebinde bulunuyor, ama onlar da muvahhid olmadıklarından yüce Allah Hz. Peygamberin de onlara yapacak dua ve istiğfarı/şefaati reddediyor. Konuyla ilgilil ayetler için bakz: (Tevbe-80 ve 84. ayetler) Demek ki, peygamberlerin dünyada kendi ümmetleri için yüce Allah’a yalvarıp bağışlanmaları istemeleri onların şefaatidir, dünya hayatında müminin mümin için yaptığı dua ve bağışlanma talebi, birbirlerine olan şefaatidir. Çünkü istiğfar = şefaattir. Zaten Nisa sûresindeki (مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سيئة الخ) 84. ayetten de anlaşıldığı gibi şefaat ahirette değil, dünyadadır. (الله اعلم) ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’