(Huşû duyanlar), Rablerine kavuşacaklarını ve sonunda O’na dönecekleri umarlar.[⁹⁴]
[94] Lafzen: “Zannederler”. Buradaki zann “beklenti ve umut etme” anlamına gelir (Zemahşeri). Zann, “iki ihtimalden birini tercih etmek”tir. İki ihtimal arasında ortada kalmaya şekk denir. Zan tahmin ve kanaate dayalı bir “itikat” türüdür. Ne kesin bilgi, ne de ilim ifade eder. Zannın sahibinin zannettiğinin tam aksinin doğru olması caizdir. Zannı ‘ilmden ayıran budur. ‘İlm, bilineni kesin doğrular (el-Furûk). Doğru zan “kesin bilgi” anlamına gelen yakînin yerini tutmaz. Fakat bazı hallerde, kişi zannettiği şeyde isabet edebilir (Bkz: 69:20, not 13). Her halükârda şu âyetin kapsamına bu tür ‘doğru zanlar’ da girer: “Hiçbir zan, hak ve hakikat adına hiçbir değer ifade etmez” (53:28). Sadece zanna tabi olmak kınanmıştır (6:148, 116). Zan ne imânın, ne de îkânın (2:4) yerine geçer. İman Allah’a isnatla kullanılır (59:23), fakat zann Kur’an’da Allah’a isnatla hiç kullanılmaz. İmanın ve yakinin günah olan türü yoktur, fakat zannın günah ve yasak olan türü vardır (49:12, not 17, Bkz: 17: 52, not 67).