close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close
Türkçe Transcript
swap_vert close
Elleżîne yu/minûne bilġaybi veyukîmûne-ssalâte vemimmâ razeknâhum yunfikûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Onlar, gaybe inanırlar, namaz kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcarlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Onlar; (o müttakiler ki kesinlikle ve içtenlikle) gaybe (yani görmedikleri, ama varlıklarından asla şüphe de etmedikleri gerçeklere) iman edenlerdir, namazı dosdoğru (şuurlu ve huzurlu şekilde kılıp) ikame edenlerdir, ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. (Helâl ve meşru kazançlarından, Allah rızası için, gerekli yerlere ve ihtiyaç giderici ölçüde verenlerdir. Farklı Din ve kavimden herkesin insanca yaşayacağı Adil bir Düzeni ve devlet disiplinli infak sistemini kurma gayreti güdenlerdir.)
[Not: Ğayb; olmayan ve aslı bulunmayan şey değildir, çünkü olmayana iman, akla muhaliftir. Oysa Ğayb; zahiren görünmeyen, ama mevcudiyeti ve etkileri; eserleriyle, tecelli ve tezahürleriyle kesin bilinen ve inkârı akla ve vicdana ters düşen hakikatlerdir.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onlar ki, akıl ve duyularla değil ancak vahiyle, bilinen gerçeklerin varlığına inanırlar ve hayatlarını düzenleyen namazlarına dikkatli ve devamlıdırlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah rızasını kazanmak için başkalarına harcarlar.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kur'an esaslarını benimseyerek korunanlar, gayb âlemine, fizik ve bilgi alanı ötesindeki varlıklara ve gerçeklere iman edenlerdir. Namazları, erkanına, şartlarına, vaktine riâyet ederek âşikâre kılanlardır. Kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten, kesinlikle Allah yolunda, karşılık beklemeden, gönüllü harcayanlar, insanların ihtiyaçlarını görenlerdir.
“Salât-namaz” insanı Allah’ın yanan ateşinden uzaklaştıran ibadettir.”  
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlar ki, gaybe inanırlar, [2] namazı kılarlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.
Ali Bulaç
swap_vert close
Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
O kimseler (takvâ sahipleri) ki, onlar gaybe (Cenâb-ı Allah'a, meleklere, kıyamete, kaza ve kadere, görmeksizin) inanırlar; ve beş vakit namazı gereği üzre kılarlar, onlara verdiğimiz rızıklardan (ailelerine, yakınlarına, komşularına ve diğer hak sahiblerine) harcarlar, yedirirler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Öyle muttakiler ki; gayba (görünmeyen Allah’a) inanırlar (veya tek başlarına kaldıklarında da inanırlar.) Düzgünce namaz(larını) kılarlar. Ve Bizim onlara verdiğimiz rızıktan nafaka verirler. (İnsan, özünü Allah’a yöneltip kişisel hayatını dua ve namazla, toplumsal hayatını zekât ve yardımla koruyunca muttaki olmuş olur.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onlar, gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.[9]
[9] İnfâk konusunda geniş açıklama için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 179-188; III, 382-383.  
Besim Atalay
swap_vert close
Görünmeze inanırlar, namazların kılarlar, verdiğimiz azıklardan yedirirler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onlar ki gayba inanırlar ve namazlarını ikame ederler. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 
Bkz. 8/3“Gayb” kelimesi; Kur’an’da insanın kavrayış alanının ötesinde bulunan, gözle görülemeyen, duyularla algılanamayan, insanın bilme imkânlarının dışındaki varlık alanını ve onu aşan hakikatlerin tüm safhalarını ifade eder. Bu sebeple gaybın, mesela Allah’ın varlığı, evrenin yaratılış amacı, ölümden sonraki hayat, zamanın gerçek mahiyeti, ruhsal güçlerin varlığı gibi konuların bilimsel yöntemlerle ispatı ya da reddi söz konusu değildir.“Rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” cümlesi ile murad edilenin ise “kendilerine emanet edilen rızkı Allah’ın rızasını kazanmak üzere O’nun yarattıklarının ve evrende kurduğu düzenin yararına kullanırlar, yani verilen emanete ihanet etmezler” manasında olsa gerektir. Onun için infak eden kimse verdiğini kendi malından veriyormuş gibi karşı tarafın başına kakmamalı ve minnet de beklememeli. Zira bütün nimetleri insanlara farklı yollarla lütfeden yalnızca Allah’tır. Onun için yapılanı bir iyilik olarak değil, vecibe olarak görmeli. Yani kendine verilenden infak etmezse emanete ihanet ettiğini, infak ederse üzerine düşeni yaptığını bilmelidir.  
Cemil Said
swap_vert close
3,4. Gâibe inananların, ’ibâdet idenlerin ve kendilerine ihsân itdiğimiz ni’metleri fukarâya tevzî’ idenlerin ve sana ve senden evvelki peygamberlere inzâl itdiğimiz vahiylere inananların ve hayât-ı müstakbele inananların kitâbıdır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onlar, gaybe inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlar gaybe[9] inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.
Gayb, sözlükte görme duyusuyla algılanamayan şey demektir. Kelime (gayb), “duyuların kapsamına girmeyen gizli her şey” anlamında kullanılır. Bir şeyin “gayb” oluşu, Allah’a göre değil insanlara göredir. Zira Allah’ın ilminin dışında kalan hiçbir şey yoktur. Allah’a, meleklere, ahiret gününe, cennet ve cehenneme, kadere inanmak “gaybe iman” konuları arasındadır.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
(Onlar) gayba iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden hayra harcarlar;
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.
Edip Yüksel
swap_vert close
Onlar ki duyularıyla algılayamadıkları gerçeklere de inanırlar,* namazı (salat) gözetirler,** kendilerine verdiğimiz rızıktan muhtaçlara verirler
* Öğrenme yöntemi Kuran'in 17:36 ayetinde deneysel ve rasyonel olarak belirlenir. 41:53 ayeti de objektif realiteye ek olarak subjektif deneyimden söz eder. ** "Kuran'a Göre Namaz" başlıklı Nota bakınız.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
onlar ki gaybe iyman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden infak ederler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlar ki, (Kur’ân’da yazılı bulunan ve peygamberlerinin bildirdiği) gayba, (hiç şüphe etmeden, kalben) îmân ederler. Namazı dosdoğru kılarlar, onlara rızık olarak verdiklerimizden de (Allah rızası için) infak ederler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlar; gayba¹ inanırlar, salâtı ikame ederler² ve verdiğimiz rızıktan infak³ ederler.
1-Ebedi hayata dair verilen bilgilere. Gizli, görünmeyen, bilinemeyen, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler. 2-Şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelirler. İbadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanırlar. Salat, sözcük olarak, “namaz” anlamının yanı sıra Allah'a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, destek, dayanışma, yardımlaşma, yakından ilgi duyma ve din gibi anlamlara da gelmektedir. “Salât” sözcüğüne, “namaz” olarak anlam verilmesini doğru bulmadığımızdan; çevirimizde, “salât” sözcüğünü orijinal şekli ile kullandık. Kur'an'da namaz sözcüğü yoktur. Namaz, Farsça bir sözcüktür. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir. 3-İhtiyacı olanlara yardım etmek.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(O takvaa saahibleri ki) onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızk olarak verdiğimizden de (Allah yolunda) harcarlar.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Onlar ki, gayba inanırlar, namazı hakkıyla edâ ederler(3) ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allah yolunda) sarf ederler.(4)
(3)“*يُصَلُّونَ [Namaz kılarlar] kelimesine bedel, ıtnablı (daha uzun olan) يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ*[Namazı hakkıyla edâ ederler]’in zikrinde ne hikmet vardır? El-cevab: Namazda lâzım olan ta‘dîl-i erkân (rükünlerin hakkını vermek), müdâvemet (devamlılık), muhâfaza (vakti kaçırmamak) gibi ikāmenin (hakkıyla edâ etmenin) ma‘nâlarını mürâat etmeye (gözetmeye) işârettir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 38)(4)“Hey’et-i ictimâiyenin (tüm cem‘iyetin) hayâtını koruyan intizâmın en büyük şartı, insanların tabakaları arasında boşluk kalmamalıdır. Havas kısmı avamdan (üst tabaka alt tabakadan), zengin kısmı fukarâdan hatt-ı muvâsalayı (irtibâtı) kesecek derecede uzaklaşmamaları lâzımdır. Bu tabakalar arasında muvâsalayı te’mîn eden, zekât ve muâvenettir (yardımlaşmadır). Hâlbuki vücûb-ı zekât (zekâtın farz oluşu) ile hurmet-i ribâya(fâizin haram oluşuna) mürâat (riâyet) etmediklerinden, tabakalar arası gittikçe gerginleşir, hatt-ı muvâsala kesilir, sıla-i rahim (akrabâlık bağı) kalmaz. Bu yüzdendir ki, aşağı tabakadan yukarı tabakaya ihtiram(hürmet), itâat, muhabbet yerine; ihtilâl sadâları, hased bağırtıları, kin ve nefret vâveylâları (feryadları) yükselir. Kezâlik yüksek tabakadan aşağı tabakaya merhamet, ihsan, taltif yerine, zulüm ateşleri, tahakkümler(baskılar), şimşek gibi tahkīrler (hakāretler) yağıyor. (...)Hulâsa, tabaka-i insâniye arasında musâlahanın (barışın) te’mîni ve münâsebetin te’sîsi, ancak ve ancak erkân-ı İslâmiye’den (İslâmiyet’in şartlarından) olan ‘zekât’ ve zekâtın yavruları olan ‘sadaka’ ve ‘teberruât’ın(bağışların) hey’et-i ictimâiyece yüksek bir düstur ittihâz edilmesiyle (kabûl edilmesiyle) olur.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 41)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Onlar (o muttakiler) ki, (vahiy ile bildirilen) gayba (duyu organlarıyla algılanmayana) da inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan (fakir, yoksul, işsiz ve toplumun muhtaç kesimine)de infak ederler. (*)
(*) Namazın sağlık yönünden sağladığı faydalarından bazıları şunlardır: 1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için namaz kılmayanlara nazaran kişiyi daha dinç tutar. 2- Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hafıza ve şahsiyet bozukluklarına, namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. 3- Namaz kılanların gözleri, muntazam olarak eğilip doğrulmaktan ötürü daha kuvvetli kan deveranına malik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur... 4- Namaz kılmadaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, böbrekte taş tesekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır. 5-Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılamayan adale ve eklemleri çalıştırarak, artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarının ve adale tutulmalarının önlenmesinde rolü vardır. 6- vücut sağlığı için temizlik muhakkak lazımdır. Abdest ve gusül hem maddi hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz, temizliğin ta kendisidir. Zira hem bedeni hem de ruhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbadet görevini yerine getiren bir kimse, ruhen dinlenmiş, temizlenmiş olur. 7- Koruyucu hekimlikte, muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri, kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir. 8- Uykuyu tanzim eden önemli unsur namazdır. Hatta vücutta biriken statik (durgun) elektriklenme, secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur. Namazın bu faydalarına kavuşmak için, namazı vaktinde kılmakla birlikte, temizliğe, çok yemek yememeye, yenilen gıdaların temiz, sağlıklı ve helal olmasına da dikkat edilmesi de lazımdır. (Kitâb’üs-salât, Hasan Yavaş)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah’ın (azabından) korunan o kimseler ki, gaybe inanırlar, namazlarını kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de ihtiyacı olanlara verirler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O sakınanlar ki görünmeyene inanırları, namaza dururlar, kendilerine verdiğimiz azıktan başkalarını da geçindirirler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
3, 4. O müttekiler ki gaybe [⁵] inanırlar, namazı dosdoğru kılar, kendilerine verdiğimiz rızıktan harcederler [⁶], sana inzal olunan (kitaba da), senden evvel inzal olunan (kitaplara da) inanırlar, âhireti yakînen bilirler (ve inanırlar).
[5] Allah'ı bilmek, âhireti bilmek, ahkâm ve şerâyii bilmek gibi tefekkür ve istidlâl hakkında delil ikame olunan şeyler maksuttur.[6] Âyet-i Celîle'den maksat farz olan zekâttır.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlar, duyularla algılanamayan gerçeğe [ğayb]⁴ inanırlar ve namazlarını gereği gibi kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan da (Allah yoluna harcamak için) ayırırlar [infâk].
4 Gayb: “Görünmeyen, gözden ırak olan, görülemeyen, bilinemeyen, algılanamayan” demektir. Bu anlamda “şehadet”in zıddıdır. Daha genel bir anlamda gayb, “duyu ve akıl idrakından uzak olan” demektir. Gayb, mutlak ve mukayyed olmak üzere iki türlüdür. Mutlak gayb, Cenab-ı Hakk’ın zatı gibi idrak üstü konuları içerir. Mukayyed gayb ise “zaman ve mekânla kayıtlı olan gayb” demektir. Mesela, “Ali burada mı?” sorusunun cevabı eğer “Burada değil”se, mekândan gayb denir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlar ki gaybe iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlar, Allah, cennet, cehennem, melek, kıyâmet, âhiret gibi duyu organlarıyla algılanamayan; ancak ilâhî vahiy sayesinde kavranabilecek gerçeklikler âlemi olan gayba inanırlar, hakîka­tin sadece gözle görülenlerden ibaret olmadığını bilir, mutlak Hâkim olan Ya­ratı­cıyı imanları sayesinde hissedebilir, kavrayabilirler. Ayrıca, Müslümanlığın vazgeçilmez şartı olan namazı gereken dikkat ve özeni göstererek, dosdoğru ve aksatmadan kılar, Yaratıcıyla aralarındaki gönül ve kulluk bağını —günde en az beş kere huzurunda durarak— sürekli canlı tutarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan, yani o güzel nîmetlerden bir kısmını toplum yararına fedâ­kârca paylaşarak, Allah için yoksullara harcarlar.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlar ki Gayb’a inanıyorlar; Namaz’ı kılıyorlar; Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ediyorlar / harcıyorlar.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sağlamcılar, görülmeyene inanır, namazı kılar, verdiklerimizden bir kısmını infak eder,
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah’a karşı gelmekten sakınanlar; beş duyularıyla ulaşamayacakları bilgisi sadece Allah’ın katında olan gaybe inanırlar. Allah her yarattığı varlıklara bir özellik vermiştir. Gören gözlerimizin, duyan kulaklarımızın, dokunan elimizin, tadan dilimizin, koklayan burnumuzun, çalışan aklımızın, düşünen beynimizin sınırları vardır. Bizim bilgilerimiz bize verilen özelliklerle sınırlandırılmıştır. Allah’ın bilgisi ise sınırsızdır. Bizler sınırlı özelliklerimizle sınırsız olan bilgiye ulaşamayız. Allah sınırsız bilgisinden bazı gerçekleri vahiy yoluyla bize bildirmektedir. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar vahiy yoluyla bildirilen bilgilere kesin olarak inanırlar. Onlar salat-ı ikame ederek Allah’ın gönderdiği bilgilerle kendilerini güçlendirirler. Bilinçlerini artırırlar. Her gün Allah’ın huzuruna durarak günlük hayatlarını gözden geçirirler. Fark ettikleri yanlışlardan bir daha yapmamak üzere tövbe ederek dönerler. Bilmedikleri yanlışlarından da tövbe ederek Allah’ın kendilerini korumasını isterler. Sahip oldukları varlıklardan Allah yolunda harcarlar. Bilirler ki sahip oldukları her şey zaten Allah’ındır. Onlar sadece geçici bir zaman için mülk edinmişlerdir. Geçici olarak mülk edindikleri şeyleri hayırlı ve güzel işlerde harcayarak insanlarla paylaşırlar. Böylece Allah adına yaptıkları bu eylemler hayat kitaplarına yazılır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlar [gayb]a (bilinemeyenlere) inanır; namaz kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden [infak] ederler (verirler).
Mehmet Türk
swap_vert close
Onlar ğayba¹ inanır,² namazı dosdoğru ve devamlı kılar³ ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden⁴ Allah yolunda harcarlar.
1 Ğayb: Hakkında vahiy bilgisi olmadan, asla bilinemeyecek bilgilerdir. Ğaybı ancak Allah bilir, (Yûnus: 20, Hud: 123, Ra’d: 9, Sebe’: 3, Cin: 26-27) Peygamberler de ancak Allah bildirirse bilir. (Âlu İmrân: 179, En’am: 50, A’raf: 188) Allah ve Peygamberlerinin dışında cinler de dâhil ğaybı hiç kimse bilemez. (Sebe:14, Hud: 31) Ğayb üç gruba ayrılır; a- Hakkında hiçbir tarihi veri bulunmayan, geçmişe ait olaylar. (Hz. Yusuf (a.s) kıssası gibi.) b- Gelecekte olacak şeylere ait, bilgiler. (Yarın ne olacağı gibi.) c- Kıyamet ve sonrasına ait, bilgiler. (Cennet ve cehennemle ilgili bilgiler gibi.) Buradaki ğayb ise; insanların, ancak hakkında Allah’ın ve peygamberlerinin vereceği bilgilerle öğreneceği, bilgilerdir. (Allah, cennet, cehennem, kıyamet, melekler gibi...) Yani bilinmesi insan idrakini aşan şeyler demektir.2 Âyetin bu bölümü; “Onlar, (peygamberin haber verdiği Allah’a) görmeden inanırlar” diye de tercüme edilebilir. Bk. (Enbiya: 49)3 İkame: sözlükte kaldırıp dikmek, doğrultmak, devam etmek veya ihtimam ile icra etmek anlamlarına gelir. Kur’an’da namaz için (صَلَّى) fiili yerine genellikle (اَقَامَ) fiili kullanılmıştır. Esasen (صَلَّى) fiili, “dua etmek” anlamına gelmektedir. Namaz için “ikame”nin kullanılması, namazın, “dinin direği olarak sürekli ayakta tutulmasını” vurgulamak için olabilir. Ayrıca (الصَّلَوةَ) kelimesinin belirli olarak kullanılması; “birilerinin mahiyeti Kur’an ve Sünnetle belirlenmeyen, uydurdukları başka namaz veya namaz yerine ikame edilmeye çalışılan ayin, zikir ve çeşitli dualar değil, sadece Allah’ın emrettiği namaz” anlamını ifade eder. Namaz kelimesi Kur’an’da (الصَّلَوةَ) şeklinde (و )’lı yazılır.4 Bu ifadeden, Allah yolunda harcamak içinzengin olmanın şart olmadığını ve insanın rızık olarak verilen her şeyden (mal, ilim, din, çocuk gibi) Allah yolunda harcamasının gerektiğini anlamak mümkündür.  
Muhammed Esed
swap_vert close
onlar ki, insan idrakini aşa[n olguların varlığı]na ³ inanırlar ve namazlarında dikkatli ve devamlıdırlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan ⁴ başkaları için harcarlar;
3 Ğayb (genellikle ve hatalı olarak “görünmeyen” şeklinde çevrilir), Kur’an’da insanın kavrayış alanının ötesinde bulunan, onu aşan hakikatin tüm safhalarını ifade etmek için kullanılır. Bu nedenle, bilimsel gözlemlerle isbatı veya reddi sözkonusu olamaz veya hatta genel kabul görmüş spekülatif düşünce kategorileri içinde bile yeterli biçimde kapsanamaz. Örneğin, Allah’ın varlığı, evrenin yaratılış amacı, ölümden sonraki hayat, zamanın gerçek mahiyeti, ruhsal güçlerin varlığı ve birbirleriyle ilişkileri vb. gibi... Ancak asıl hakikatin gözlemlenebilen çevreden çok daha fazlasını kapsadığına ikna olan bir kişi, Allah’a imana ve böylece hayatın bir anlamı ve gayesi olduğu inancına ulaşabilir. Kendisinin ancak “insan idrakini aşan olguların varlığına inananlar için bir rehber” olduğuna işaret etmek suretiyle Kur’an, aslında, zihinleri bu temel öncülü kabullenemeyenler için kapısının -zorunlu olarak- kapalı olacağını söylemektedir.4 Rızk (“geçim aracı”), insan için yararlı olan bütün maddî (gıda, mal, çocuk gibi) veya manevî (bilgi, erdem gibi) şeyleri ifade eder. “Başkaları için harcamak”, burada, Allah’a karşı sorumluluğun bilincinde olmak ve namaz ile birlikte zikredilmiştir; çünkü gerçek erdemlilik, ancak böyle özverili davranışlar yoluyla tam semeresini verir. Unutulmamalıdır ki enfaka (lafzî karşılığıyla, “harcadı”) fiili, Kur’an’da her ne saikle olursa olsun, daima başkası için sınırsızca harcamayı veya ikramda bulunmayı ifade etmek için kullanılmıştır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
O korunmak isteyenler ki; gayba/Kuran’da bildirilenlere inanır, namazı kılar ve verdiğimiz rızıktan harcarlar. 4/103, 51/19, 81/24
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Onlar ki; gayba iman ederler,[¹⁵] namazı istikamet üzre kılarlar,[¹⁶] kendilerine sürekli lutfettiğimiz şeylerden (ihtiyaç sahiplerine) harcarlar.[¹⁷]
[15] Gayba imanın üç muhtemel anlamı vardır: 1) Musa ümmeti gibi “ilâhî kudret delili” olan fiili bir ayet görmeden iman etmek. 2) Allah’ın zâtı ve âhiret gibi idraki aşan hakikatlere iman etmek. 3) Başkalarıyla birlikteyken gösteriş için değil, yalnız başınayken de iman etmek (Krş: 67:12). Ebu Müslim buradaki ğaybın tıpkı Yusuf sûresinin 52. âyetinde kullanıldığı anlamda mü’minlerin sıfatı olduğunu savunmuştur. Onların 14. âyetteki münafıklar gibi hareket etmedikleri vurgulanmıştır. Ona göre 4. âyet zaten ğayb kategorisini içermektedir. Ebu Müslim’i teyit eden bir husus da 48 yerde kullanılan ğaybın başka hiçbir yerde yu’minune bi şeklinde gelmemesidir (Benzer kullanım için bkz: 36:11 ve 50:33). Gayba iman, maddenin kaynağı olan manaya bağlılıktır. Bu bağı koparan, maddeye esir olur. Maddeye esaret, manevi bir tufandır. Ruhunu hayat gemisine kaptan yapan, kopacak tufandan niçin korksun? [16] Yukîmu fiilini salât teriminin 23 yıllık nüzûl sürecinde zenginleşerek seyreden yapısına uygun olarak “istikamet üzre kılarlar” şeklinde çevirdik. Bu istikamet namazın tâdîl-i erkânından daha çok niyet ve maksadıyla alâkalıdır. Şatıbi ekâmeyi “devamlılık” olarak anlamıştır (el-Muvâfakât II, 242). Salâtın ikamesi, şeklinden çok amaç ve niyetiyle ilgilidir. Mâun sûresi, bu konuda hayli açıklayıcıdır. İman ve infakın arasında namazın zikredilmesi de oldukça anlamlıdır. O hâlde namazı istikamet üzre kılmak, namazı, 1) Uluhiyet tevhidinin bir gereği olarak salt Allah’a has kılmakla; 2) Rububiyet tevhidinin bir gereği olarak da namazla sosyal hayat arasındaki doğrudan ilişkiyi kabullenmekle mümkündür (Salât hakkında bkz: 87:15, not 15). [17] İnfak için nüzûl sürecinde ilk geçtiği 36:47’nin 35 nolu notuna bkz. Bu sûrenin 219. âyetinden de anlaşılacağı gibi, başlangıçta infak, yani Allah yolunda vermek, ihtiyaçtan artanı vermek olarak teşri kılınmıştı. Medine toplumu güçlendikçe bu yükümlülük sınırlandırılmış, zekât miktarı Allah Rasûlü tarafından zaman zaman yeniden düzenlenerek, nihayet 1/40 oranında istikrar bulmuştur. Bu ise, Hz. Ali’nin ifadesiyle “cimrilerin zekâtıdır.”  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Ki onlar gayba inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah yolunda) harcarlar.
Osman Fırat
swap_vert close
Onlar ki gaybe iman ederler, namazı kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de (Allah rızası için) infak ederler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O müttakîler ki, gaybe inanırlar, namazı da doğruca kılarlar ve kendilerini merzûk ettiğimiz şeylerden de infakta bulunurlar.
Suat Yıldırım
swap_vert close
O müttakiler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle ifa ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden hayır yolunda harcarlar.
Gayb sözlükte: “Görünmeyen, gözden gizli kalan şey” demektir. Terim olarak “Duyulardan ve insanın ilminden gizli kalan” şeye denilmiştir. Bir şeyin gayb olması, insanlar yönündendir; yoksa Allah için gayb yoktur. Allah Teâlâ da bize göre gaybdır, fakat O’nun hakkında “gâib” denilemez.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlar ki gaybde(gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar.
(ellezîne yu'minûne bi'l-ğeybi) iki anlama gelebilir: 1) Korunanlar gaybe inanırlar, 2) Korunanlar, kimsenin görmediği yerde, içtenlikle inanırlar, Yahut görmedikleri halde kendilerine söylenen ğayb haberlerine inanırlar. Gözden gizli şeye (ğayb) dendiği gibi, duyularla algılanamayan, insan bilgisi dışında kalan şeye de ğayb denilir. Bir şey ancak yaratıklara oranla ğayb olur. Allah'a oranla ğayb yoktur. Herşeyi yaratan Allah'ın bilgisinden hiçbir şey kaybolmaz. Kur'ân-ı Kerîm'e göre varlıklar iki bölüme ayrılır: Ğayb âlemini oluşturan görülmez, algılanmaz varlıklar. Şehâdet âlemini oluşturan görülür, algılanır varlıklar. Bütün kâinât başlıca iki kategoriye ayrılmıştır. Bir kısmı beş duyudan gizli kalan ğayb âlemidir; bir kısmı da gözle, yahut beş duyu ile algılanan şehâdet âlemi. Ğayb âlemi, kâinâtın ruhu durumundadır. Ma'nevî varlıklar ğayb âlemindendir. Ğayb âlemi varlıkları da iki kısma ayrılır: 1) Bir kısmının delîli yoktur. Varlığını Allah'tan başka kimse bilmez. Kâinâtta, mevcudiyetini yalnız Allah'ın bildiği, duyularımızdan saklı nice yaratıklar vardır. "Ğaybin anahtarları O'nun yanındadır; onları O'ndan başka kimse bilmez" (En'âm: 59) âyeti, gaybın bu kısmına işâret etmektedir. Allah'ın sıfatları, melekler, cennet, cehennem gibi âhiret âlemi bu tür gaybe dahildir (Envâru't-Tenzîl: 1/21. İst 1298). Hz. peygamber(s.a.v.)i gören ashâbın en büyük meziyetleri, O'nun bu hususlara ilişkin sözlerini kabul ve tasdîk etmeleridir. Peygamber'i görmeyen diğer ümmet ise, bunun yanında, görmedikleri halde Peygamber'e de inanma meziyetine sâhibdir. Gayba îmân, bazı insanlarda sezgi ve keşif ile, bazılarında da düşünce ve akıl yürütme ile oluşur. Düşünce târihinin başlangıcından beri birçok mutasavvıf ve filozofa göre asıl hakikat, gayb âlemidir. Görünen şekiller dünyâsı, o gerçekler dünyâsının tecellîsi(görüntüsü)dür. Modern felsefeye göre de dış görünüş, duyularımızın algılarından ibârettir. Meselâ ses, aslında bir titreşimdir. Atmosferin taşıdığı bu titreşim, kulağımızın zarına çarpınca mâhiyetini bilemediğimiz bir işlem ile beyne ses şeklinde intikal etmektedir. Demek ki ses, dışarıdaki görünmez hareketin bir tecellîsidir. Işık dediğimiz parıltı da dış dünyâdan bize gelen bir şey değildir. Dışarıdan bize gelen, sadece titreşimdir. İşte o titreşim, görme duyumuza çarpınca ışık haline dönüşmektedir. İmam Gazâlî'ye göre sıcaklık, soğukluk aslında birer titreşimdir. Bundan dolayı ısı ışığa, ışık ısıya dönüşebilmektedir. Koku ve tad da maddelerden gelen titreşimlerin, duyularımızda bıraktığı izlenimlerdir. Frekansları değişik olan titreşimlerin tecellîleri (izlenimleri, görüntüleri) de değişmekte, kimi bizde ses, kimi ışık, kimi koku, kimi de tad halinde görünmektedir. Hakîkat, izlenimler değil, bunların dayandığı titreşim, yâni harekettir. Biz hareketin kendisini değil, görüntüsünü algılarız. Hareket de kuşkusuz, görünmez bir hakikatin tecellîsidir. O halde beş duyumuzla algıladığımız şu âlem, mutasavvıfların dediği gibi, aslında bir tecellî(görüntü)den ibârettir (Bkz. Hamdi Yazır, Hak dîni Kur'ân Dili: 1/172-174; Muhamed İkbal, Reconstruction of the Religious Thought in Islam).  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlar ki gayba (gözleriyle görmedikleri halde rasûlün haber virdiklerine) îmân ider ve namazlarını âdâb ve erkânıyla kılar ve kendilerine rızık iylediğimiz şeylerden (Allah) yolunda muhtâclara infâk iderler (virirler).
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Allah’a içten[1] inanan,[2] namazı düzgün ve sürekli kılan [3] ve verdiğimiz rızıkları yerli yerince harcayanlar,
[*] "İçten" diye anlam verdiğimiz kelime (الغيب) El-ğayb'dır. Ondaki el (ال) takısı, muzafun ileyhten ıvazdır; بغيبهم /biğaybihim = gayblarıyla demektir. Kişinin içindeki, başkası için gayb olduğundan ayete "içten inanırlar" meali verilmiştir. [2] İnanma, güvenmedir. Allah'ı herkes bilir, ama O'na herkes yeterince güvenip teslim olmaz. İnsanı kâfir yapan budur. Bu yüzden iman yerine bazen "inanma", bazen "güvenme", bazen de "inanıp güvenme" kelimeleri kullanılacaktır. [3] Âyetin metninde geçen es-salât = الصلاة'ın kök anlamı, bir şeyi bırakmamak ve sürekli arkasında olmaktır. (Lisan'ul-Arab) Her müminin sürekli yapması gereken ve hiç bir şart altında terk edemeyeceği tek ibadet, namaz olduğu için Kur'an'da ona salat denmiştir. Allah Teala şu ayetlerde, namazın bu özelliğine dikkatimizi çeker: "Namazları ve orta namazı özenle sürekli kılın; Allah'ın huzurunda saygıyla durun. Eğer korkarsanız, yürüyerek yahut binek üstünde kılın. Güvene kavuşunca, bilmediklerinizi öğreten Allah'ı, size öğrettiği gibi zikredin. (Namazı, Allah'ın âyetlerini kafanıza yerleştirmek için sürekli kılın) (Bakara 2/238-239). (Umduklarına kavuşacak olan müminler) namazlarını özenle sürekli kılanlardır. (Müminûn 23/9) Onlar namazlarını özenle sürekli kılanlardır. (Mearic 70/34)  
Şaban Piriş
swap_vert close
2,3. Hiç kuşkusuz bu kitap, kendilerini günahlardan korumaya çalışan, görmediği halde inanan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcayanlar için yol göstericidir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O takvâ sahipleri ki, gayba inanırlar,(3) namazlarını dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden(4) bağışta bulunurlar.
(3) Görünmeyen âlemlere dair Allah ve Resulü tarafından verilmiş olan haberlere de inanırlar; Allah’a ve bildirdiklerine de, görmedikleri halde, görmüş gibi inanırlar.(4) Sadece mal veya para değil, kendilerine nimet olarak ne verilmişse hepsinden.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Ki onlar, gayba inananlar, namazı/duayı yerine getirenlerdir. Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, başkalarına pay çıkaranlardır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
anlar kim inanurlar görünmez nesneye ya'nį Tañrı’ya yā uçmaġa yā ķıyāmete yā ķur’ān’a daħı durudurlar namāzı ya'nį dāyim ķılurlar. dahı andan kim rūzį virdük anlara anlardur nafaķa virürler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Onlar ki ġayba īmān idüp emre mutāva‘at iderler, namāzı dürüst ḳılarlar vekendilerini merzūḳ ḳıldıġımız şeyden infāk iderler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
O kəslərki, qeybə (Allaha, mələklərə, qiyamətə, qəza və qədərə) inanır, (lazımınca) namaz qılır və onlara verdiyimiz ruzidən (ailələrinə, qohum-qonşularına və digər haqq sahiblərinə) sərf edirlər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Who believe in the unseen, and establish worship, and spend of that We have bestowed upon them;
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Who believe in the Unseen, are steadfast in prayer, and spend out of what We have provided for them(27);
27 All bounties proceed from Allah. They may be physical gifts, e.g. food, clothing, houses, gardens, wealth, etc. or intangible gifts, e.g., influence, power, birth and the opportunities flowing from it, health, talents, etc. or spiritual gifts, e.g., insight into good and evil, understanding of men, the capacity for love, etc. We are to use all in humility and moderation. But we are also to give out of every one of them something that contributes to the well-being of others. We are to be neither ascetics nor luxurious sybarites, neither selfish misers nor thoughtless prodigals.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَلَّذ۪ينَ
onlar ki
يُؤْمِنُونَ
iman ederler
بِالْغَيْبِ
gayba
وَيُق۪يمُونَ
ve ikâme ederler
الصَّلٰوةَ
namazı
وَمِمَّا
ve o şeyden ki
رَزَقْنَاهُمْ
onları rızık- landırdık
يُنْفِقُونَۙ
infak ederler
Onlar ki (bu Kur'ân'da anlatılanları zahiri olarak görmediği hâlde) gayba iman ederler, namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) infak ederler.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
غَيْب
İsim
غ ي ب
Gayb, gizli, görünmeyen
اَقَامَ
Fiil-IV
ق و م
İkâme etti, korudu, ayağa kaldırdı, doğrulttu, dosdoğru yaptı
صَلٰوة
İsim
ص ل و
Namaz, salât, dua
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
رَزَقَ
Fiil-I
ر ز ق
Rızıklandırdı, rızık verdi, yedirdi
اَنْفَقَ
Fiil-IV
ن ف ق
İnfak etti, harcadı, nafaka verdi