close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 27. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Elleżîne yenkudûne ‘ahda(A)llâhi min ba’di mîśâkihi veyakta’ûne mâ emera(A)llâhu bihi en yûsale veyufsidûne fi-l-ard(i)(c) ulâ-ike humu-lḣâsirûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kötülükte bulunanlar onlardır ki Allah'la ahdettikten sonra ahitlerini bozarlar. Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler, yeryüzünde bozgunculuk ederler. Onlardır ziyankarlar.
Âyette bahis konusu olan Allah ahdi hakkında çeşitli sözler var. Ahid bir şeyi korumak anlamına gelir. İnsanların akıllarıyla, eserlerini görüp, peygamberlerle, kitaplarla doğruluğunu anladıktan sonra gene Tanrının varlığını, birliğini inkâr etmeleri; peygamberlerin sözlerini, buyruklarını duyduktan sonra itaat etmemeleri, Tanrı ahdini bozmalarıdır denmiştir. Eski kitaplarda Hz. Muham-med (s.a.a)'in Peygamber olarak gönderileceği yazıldığı halde inanmayanların, Tanrı ahdini bozmuş olduklarını söyleyenler de olmuştur ki Tabari, bunu kabûl eder. Allah'ın, ulaştırılmasını buyurduğu şey de, insanların, Peygamberlere ve inananlara ulaşmaları, onlara katılmalarıdır. Yakınları görüp gözetmek, bütün peygamberlere inanmak, inanca ibâdetleri katmaktır diyenler de vardır.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(O fasıklar ki) Onu kesin olarak onayladıktan (ve hakikatin farkına vardıktan) sonra, Allah’ın ahdini (Cenab-ı Hakka verilen iman ve itaat sözlerini) bozarlar, Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabalık, arkadaşlık ve Hakk davayla irtibat bağlarını) ise koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte bunlar hüsrana (düş kırıklığına ve pişmanlığa) uğrayanlardır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Bu fasıklar, söz verip bağlandıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar, Allah'ın sürdürülmesini emrettiği her türlü insani ilişkiyi keserek, îmanî, ahlâkî, sosyal bağları koparıp ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayacak olanlar onlardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Fâsıklar, kulluk sözleşmesinde kesin söz verdikten sonra, Allah'a verdikleri taahhüdü bozanlar, koyduğu ilâhî düzene, şeriatına aykırı hayat yaşayanlardır. Allah'ın, riayet edilmesini, birleştirilmesini, bütün olarak düşünülmesini, uygulanmasını emrettiği, bütün peygamberlerin tek davet ve tebliğ konusu İslâm dinindeki devamlılığı sağlayan hükümleri bir kenara atarak, ayrı dinler icat edenler; şer'î kuralları, şer'î düzeni, Kur'ân'ın bütünlüğünü bozarak, parçalayarak İslâm'ı tesirsiz kılmaya çalışanlardır. Yeryüzünde fesat çıkaranlardır, bozgunculuk yapanlardır. İşte asıl zarara, hüsrana uğrayanlar bunlardır.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 2/63; et-Tefsîru’l-Kebîr, 2/131-149.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Bunlar, Allah'a vermiş oldukları sözü kesinlik kazandırdıktan sonra bozarlar; Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Zarara (hüsrana) uğrayacak olanlar da bunlardır.
Ali Bulaç
swap_vert close
Ki (bunlar) Allah'ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
O fâsıklar ki, Allah'ın (ezelde iman ve itaat etmelerine dair) kendilerinden aldığı sözü sağlama bağladıktan sonra, O'nun ahdini bozarlar ve Allah'ın vaslını emrettiği şeyi (yakınlık ve iman bağlarını) keserler, yeryüzünde fesat ve bozgunculuk yaparlar. İşte bunlar, (ebedî olarak cehenneme düşüp) ziyanda kalanlardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
O fasıklar ki; Allah’a söz verdikten sonra o sözü(*) bozarlar. Allah’ın iliştirilmesini emrettiği şeyi (sosyal ve evrensel bağları) keserler. Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar zarar etmişlerin ta kendileridir. (İlahî mesajların nurunu göremeyip karanlıklarda kalanlardır.)
(*) Allah’a söz vermek üç şekilde olur. 1) İnsan, inanmakla Allah’ın yasalarını çiğnemeyeceğine söz verir. 2) Peygamberler vasıtasıyla Allah’tan söz alınır ve Allah’a söz verilir. 3) İnsan doğuştan temiz bir yaratılış üzere yaratıldığı için fıtrî bir şekilde Allah’ın kulu olduğuna söz veriyor. Münafıklar ise bu üç sözlerini de bozmuş oluyorlar.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O fâsıklar ki, Allah'a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler; Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği ilişkileri keser ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Onlar manen iflâs etmiş kimselerdir.[12]
[12] Fâsık kelimesinin geniş açıklaması için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, I, 274-285; I, 481-485; VIII, 229-231.  
Besim Atalay
swap_vert close
Bağlandıktan sonra Allahın ahdini bozarlar onlar, Allahın kopmamasını istediği şeyi de koparırlar, yeryüzünde fesatçılık yaparlar, işte bunlar ziyandalar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onlar öyle (fasıklardır) ki (emirlerine kayıtsız şartsız bağlı kalacaklarına dair) Allah'a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın sürdürülmesini emretmiş olduğu (sosyal ve insani) ilişkileri keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.
Cemil Said
swap_vert close
Allâh ile yapdıkları ’ahidleri bozanlar Allâh’ın müttehid olmasını emr itdiğini ayıranlar ve yeryüzünde fesâd îkâ idenler hüsrândadırlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
26,27. Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlar ki, iyice pekiştirdikten sonra da Allah’a verdikleri sözden dönerler, Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini ayırırlar, yeryüzünde fesat çıkarırlar; işte sonunda zararlı çıkacak olanlar da yalnız bunlardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlar öyle (fâsıklar) ki, Allah'a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın, ziyaret edilip hal ve hatırının sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara uğrayanlardır.
 Fâsık, hak yoldan sapan kimsedir. Kesin olarak verilen söz de ehl-i kitabın Tevrat ve İncil’de geleceği bildirilen âhir zaman Peygamberine iman edeceklerini söylemeleridir ki, gelince iman etmediler ve sözlerinde durmadılar. İslâm’ın çok değer verdiği akraba, komşu ve yakınlarla ilgilenip bunlara yardım etmeyi terkettiler, fitne ve fesat unsuru oldular, böylece hem dünyada hem de ahirette zarar gördüler.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Onlar ki ALLAH ile yaptıkları anlaşmaya bağlılık sözü verdikten sonra onu bozarlar, ALLAH'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar kaybedenlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlar ki, söz verip andlaştıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar. Allah'ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
ki Allahın ahdini misak ile bağlandıktan sonra bozarlar, Allahın vaslını emrettiğini kat'ederler ve yer yüzünde fesad yaparlar, işte bunlar hep o husrana düşenlerdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlar, Allah’a (îmân ve itaat edeceklerine dair, rûhlar âleminde) verdikleri ahdi bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar (kâfirler) ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlar ki; anlaştıktan sonra, Allah'a verdikleri sözü bozan, Allah'ın korunmasını istediği bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran kimselerdir. İşte onlar, hüsrana uğrayacaklardır.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O (fâsıklar) ki Allah'ın, (Kitablarında Muhammede îman etmeleri hakkındaki ahid (ve emr) ini onu te'kid de etdikden sonra bozarlar, Allah'ın birleştirilmesini emretdiği şey'i (hısımlık rabıtalarını, cem'iyyet birliğini, peygambere îmanda birleşmeyi) keserler, yer yüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar hüsrâne (maddî ve manevî en büyük zarara) uğrayanların ta kendileridir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
O kimseler (o fâsıklardır) ki, Allah'ın ahdini (O'na verdikleri sözü) kat'iyen kabûlünden sonra bozarlar,(2) Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi(3) (akrabâlar ve mü'minler arasındaki irtibâtı) keserler ve yeryüzünde fesad çıkarırlar. İşte onlar, zarara uğrayanların ta kendileridir.
(2)“Cenâb-ı Hakk’ın ahdi (aldığı söz), meşîet (dileme), hikmet, inâyetin (ihsânın) ipleriyle örülmüş nûrânî bir şerittir ki, ezelden ebede kadar uzanmıştır. Bu nûrânî şerit, kâinâtta nizâm-ı umûmî (umûmî düzen)şeklinde tecellî ederek (görünerek) silsilelerini kâinâtın envâına (her çeşidine) dağıtmış. Ve en acîb silsilesini nev‘-i beşere (insan nev‘ine) uzatmıştır. Ve rûh-ı beşerde pek çok isti‘dad ve kābiliyetlerin tohumlarını ekmiştir. Fakat o isti‘dadların terbiyesini ve netîcesini cüz’-i ihtiyârînin (insanın cüz’î irâdesinin) eline vermiştir. O cüz’-i ihtiyârînin yularını da şeriatın ve delâil-i nakliyenin (naklî delillerin) eline vermiştir. Binâenaleyh Cenâb-ı Hakk’ın ahdini bozmamak ve îfâ etmek, ancak o isti‘dadların lâyık ve münâsib oldukları yerlerine sarf etmekle olur. Ahdin nakzı ise, bozmak ve parçalamaktan ibârettir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 224)(3)“Bu cümledeki emir iki kısımdır. Birisi, teşrîî (dînî bir hüküm koymaya dâir)dir ki, sıla-i rahim ile ta‘bîr edilen akrabâ ve mü’minler arasında şer‘an (dînen) emredilen muvâsala (irtibat) hattıdır. Diğeri, emr-i tekvînîdir(yaratılışa âid emirdir) ki, fıtrî kānunlar ile âdetullâhın tazammun ettiği (Allah’ın yaratılışa âid kānunlarının içinde olan) emirlerdir. Meselâ ilmin i‘tâsı (verilmesi), ma‘nen ameli emrediyor; zekânın i‘tâsı, ilmi emrediyor; isti‘dâdın bulunması, zekâyı emrediyor; ve hâkezâ (bunun gibi) aklın verilmesi, ma‘rifetullâhı (Allah’ı tanımayı); kudretin verilmesi, çalışmayı; cesâretin verilmesi, cihâdı ma‘nen ve tekvînen (yaratılış gereği olarak)emrediyor. İşte o fâsıklar, bu gibi şeylerin arasında şer‘an ve tekvînen te’sîs edilen muvâsala hattını kesiyorlar. Meselâ onların akılları ma‘rifetullâha, zekâları ilme küs olduğu gibi; akrabâlara ve mü’minlere dahi dargın olup, gidip gelmiyorlar.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 225)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Onlar öyle (fasıklardır) ki Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerini bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği (sıla-i rahmi, yakınlarıyla ilgilerini) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar. İşte onlar gerçekten hüsrana (zarara) uğrayanlardır.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
O fasıklar (yoldan çıkmışlar), sözleşme yaptıktan sonra, Allah’la olan anlaşmalarını bozanlar ve Allah’ın emrettiği doğrulara ulaşılmasının yollarını kesenler (engelleyenler) olup, aynı zamanda yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. Böyle davranmakla kendilerine yazık etmiş olanlar işte bunlardır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Öyle karıştırıcılar ki Allah ile antlaştıktan sonra sözlerini tutmazlar, Allah’ın birleşin buyurduğunu ayırırlar, ortalıkta karışıklık çıkarırlar. Kendilerine yazık edenler işte bunlardır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
O fasıklar ki Allah/ın ahtini [²], yemin ile muhkem ettikten sonra bozarlar, bitişmesini emrettiğin şeyi keserler [³], yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte ziyanda kalanlar onlardır.
[2] Cenabıhakkın enbiyaya, ulemaya, bütün Beni Âdeme karşı ahti vardır. Enbiyadan aldığı ahit: Risaleti tebliğ edip dini ikame eylemek; ulemadan aldığı ahit: Kitab-ı mübini nâs'a beyan edip ketmetmemek; Beni Âdemden aldığı ahit İse Cenabıhakkın rübubiyetini ikrar etmektir.[3] Cenabıhakkın bitişmesini, ayrılmamasını emrettiği şeyi: mü'minlerden ayrılmamak, kavli fiiline uygun düşmek, bütün enbiyayı tasdik etmek, şerayi'i ve hudud-u ilâhiyeyi hıfzeylemek, sıla-i rahim yâni hısımlarını unutmamak gibi şeylerdir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlar ki, Allah’la ahitleştikten sonra O’nunla yaptıkları bağı çözerler, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk [fesât] yaparlar. İşte zarara uğrayanlar [hâsirûn] onlardır.
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlar Allah'la yaptıkları sözleşmeyi sözleştikten sonra bozarlar, Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. Hüsrana uğrayanlar işte onlardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlar, Allah ile yaptıkları antlaşmayı —hem de onuyeminlerle pekiştirmelerine rağmen— bozarlar. Allah tarafından iç dünyalarına yerleştirilen doğruluk ve iyiliğe çağıran sesi duymazlıktan gelir, bile bile kötülüğü tercih ederler. Allah’ın adıyla yemin ederek verdikleri sözlerden cayar, hiçbir ahit ve antlaşma tanımazlar. Bir de, Allah’ın varedilmesini emrettiği ilişkileri kesip atarlar. Akraba, komşu, yoksul, yetim ve yardıma muhtaç kimselere gereken ilgi ve yakınlığı göstermek gibi tüm bağlantıları, ilişkileri kesmeye çalışırlar. Ayrıca, insan ile vahiy arasındaki ilgiyi, bağı ve bütünlüğü keserek insanı köksüz, temelsiz, başıbozuk bir varlık haline getirmeye çalışırlar. Ve yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkarırlar. İşte, dünyada da âhirette de kaybedenler bunlardır.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlar ki O’nun mîsâkından (açık ve kesin bağlılık sözünden) sonra Allah’ın ahdini bozuyorlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi kesiyorlar / koparıyorlar. Yeryüzü’nde bozgunculuk yapıyorlar. İşte Hüsrâna Düşenler onlardır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Bu gibiler: Allah’a verdiği sözü tutmazlar, Allah’ın emrettiği akrabalık bağlarını koparırlar, yeryüzündeki dengeleri bozarlar. Evet, bu gibilerin sonu hüsrandır...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlar Allah’a söz verirler. Verdikleri sözleri yerine getireceklerine yemin ederler. Sonra sözlerinden cayarlar. Verdikleri sözleri yerine getirmezler. Verdikleri sözleri yerine getirmeyen, insanlarla dürüst ilişki kurmayanlar, yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Allah’a verdikleri sözü sözleştikten sonra bozanlar, [*] Allah’ın birleştirilmesini (gözetilmesini) emrettiği şeyleri kesenler (terk edenler) ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar var ya, işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir.
Burada her insanın Allah’ı tek ilah olarak kabul edecek fıtratta yaratılması mecaz olarak “sözleşme” şeklinde kullanılmaktadır. Bununla ilgili bkz. A‘râf 7:172; Rûm 30:30; Hucurât 49:7; Şems 91:7-8.  
Mehmet Türk
swap_vert close
O Allah’a (yaratılışlarında) verdikleri (tevhit) sözünü bozan, Allah’ın gözetilmesini emrettiği şeyleri yerine getirmeyen ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran o (fasıklar)¹ var ya; işte onlar, gerçekten kendilerine yazık eden kimselerdir.
1 Fasık: Büyük günâh işleyerek veya küçük günâhlarda ısrar ederek, Allah’a itaatten çıkan kimse, demektir. Fasıklık: 1- Günâhı çirkin görmekle birlikte farkına varmadan işlemek, 2- Üzerine düşerek ahmakça günâh işlemek, 3- Günâhın çirkinliğini inkâr ederek yapmak, şekillerinde olabilir. Ehl-i sünnet’e göre ilk iki grup, Müslüman kabul edilir, üçüncü grup ise kâfir sayılır. Hariciler her üçünün de kâfir olacağı kanaatindedirler. Ancak bu âyette bahsedilen fasıkların, kâfirliklerinde şüphe yoktur. Zîrâ bunlar; bahsedilen üç özelliği de taşıyan kimselerdir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
onlar ki, [fıtratlarına] yerleştirildikten sonra Allah’a karşı taahhütlerini ¹⁹ bozarlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp ayırırlar ve yeryüzünü fesada verirler: İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar.
19 “Allah’a karşı taahhüt” (ki geleneksel olarak “Allah’ın ahdi” diye çevrilir), burada, açıkça, insanın kendisine yaratılıştan verilen aklî ve maddî nimetleri Allah’ın istediği şekilde kullanması yolundaki ahlakî sorumluluğuna işaret eder. Bu sorumluluğun “üstlenilme”si, akıl melekesinden kaynaklanır; ki bu meleke, doğru kullanıldığında, insanı kendi davranışları ile ilgili olarak Allah’ın iradesini tedrîcen kavramaya yöneltir. “Allah’a karşı taahhüt”ün bu şekildeki yorumunu, incelenmekte olan bölümden ne önce ve ne de sonraki ayetlerde herhangi bir özel “ahit”e değinilmemiş olması gerçeği de teyid etmektedir. Bu bağlamda herhangi bir açıklayıcı referansın kasıtlı olarak ihmal edilmiş olması, “Allah’a karşı taahhüt” ifadesinin, bu beşerî durumun temelindeki bir şeyi ifade ettiğini ve bu nedenle, hem bilinçli tecrübe yoluyla hem de içgüdüsel olarak algılanabileceğini gösterir: yani, Allah ile yaratılıştan kurulan ve O’nu “insana şahdamarından daha yakın” (50:16) yapan bir ilişki. Daha sonra “Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şey”e yapılan atfın bir açıklaması için bkz. sure 13, not 43.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ki onlar, Allah ile yapılan fıtrat sözleşmesini kabul ettikten sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeylerin arasını ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. İşte kaybedecek olanlar onlardır. 7/172, 13/25
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Onlar ki (fıtrat) sözleşmesinden[⁴⁷] sonra Allah’ın (aldığı) sözü bozarlar, Allah’ın kurulmasını emrettiği bağları kesip koparırlar ve yeryüzünde ahlâkî çürümeye neden olurlar[⁴⁸], işte bunlardır hüsrana uğrayanlar!
[47] Misak mecazî veya mânevî bir sözleşme olarak düşünülebilir. Allah’ın insana doğuştan verdiği fıtrat, vicdan ve akla tekabül etmektedir. Özünde bu doğal hidayet unsurları da fiili bir sözleşme sayılmalıdır. Nakd, sağlam ve kalın bir halatı lif lif çözmek demektir. Bu durumda misak Allah’ın kopmaz ipine sarılmayı ifade eder. [48] Burada koparılmaması emredilen bağlar dört şıkta özetlenebilir: 1) İnsanın kendisiyle olan bağı. 2) İnsanın Allah’la olan bağı. 3) İnsanın insanla olan bağı. 4) İnsanın tabiat ve evrenle olan bağı. Bu ana şıkların altına akıl-vahiy, dünya-âhiret, lafız-anlam, madde-mâna, birey-toplum, zengin-yoksul, karı-koca, yöneten-yönetilen vb. gibi birçok bağ dizilebilir. Öncelikle anlıyoruz ki, Allah’ın koparılmamasını emrettiği bağlar, bütünüyle insanı ve insan hayatını ilgilendiren bağlardır ve bu bağların korunması ferdi ve toplumsal barış ve huzuru garanti ederken, birbirinden koparılıp ayrılması bunları yok etmektedir. Âyetin son bölümünde buna sebep olanların kaybedecekleri ve zımnen kaybettirecekleri vurgulanmaktadır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O (fasıklar) ki; Allah'a verdikleri sözü yerine getirmezler! (Ezelde Rablerinin huzurunda; "elestü birabbiküm- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ilahi hitabını "bela- Evet!" diyerek tasdik ettikleri halde bu ilahi antlaşmayı bozmaya-ayetlerini yalan saymaya- kalkışırlar) Allah'ın birleşmesini emrettiği şeyi keserler, (güzel amel yapmazlar, emirlerinin tersine hareket ederler) Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; işte onlar (dünyada ve ahirette) en büyük zarara uğrayanlardır!
Osman Fırat
swap_vert close
Onlar ki, söz verip bağlandıktan sonra Allah’a verdikleri sözü bozarlar, Allâh’ın, birleştirmesini emrettiği bağlamı keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; işte ziyana uğrayanlar onlardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O kimseler ki Hak Teâlâ'nın ahdini tevsik (yemin ile te'kit) ettikten sonra bozarlar. Bitişmesini emretmiş olduğu şeyi kesiverirler. Yeryüzünde fesat çıkarırlar, işte hâsîr olanlar onlardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Bu fâsıklar o kimselerdir ki, Allah'a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler. Allah'ın, kurulmasını istediği bağları koparır ve yeryüzünde fitne ve fesat çıkarırlar. İşte bunlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. [2, 63]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlar ki, söz verip bağlandıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar, Allah'ın, birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; işte ziyana uğrayanlar onlardır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlar ki kabûl ve tevsîkden sonra Allâh'ın 'adhini bozarlar ve Cenâb-ı Hakk'ın birleşdirilmesini emr iylediği şeyi (akrabâya iyilik, muhtâcîne mu'âvenet, bütün insânlarla hüsn-ü mu'âşeret ve sâire) keserler. Ve yeryüzinde fesâd çıkarırlar, işte onlar (dünyâ ve âhiretde) ziyân idicilerdir. [¹]
[1] Bu âyet-i kerîme Mûsâ 'aleyhisselâm zamânından beri Allâh'ın 'ahid ve mîsâkını mükerreren nakz iden ve her def'asında cezâ gördükleri halde bir dürlü 'akıllarını başlarına almayan Yahûd hakkında nâzil olmuşdur.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Fâsıklar, Allah’a verdikleri sözün kesinleşmesinden sonra Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini ayırarak [1] ve tabii düzeni bozarak sözlerinden cayanlardır. [2] Zarar edenler işte onlardır.
[1] Kâfir, Allah'ı ikinci sıraya koyarak onunla doğrudan ilişkiyi kesendir. Yoksa Allah, her kişinin en yakınıdır. Bir âyet şöyledir: "İnsanı biz yarattık, içinden neler geçtiğini biliriz. Biz ona şah damarından da yakınız." (Kaf 50/16) Kur'ân'ın Allah'ın kitabı olduğunu kavrayanlar da Bakara 2/285. âyetteki gibi Allah'a içten söz verirler. Onlarla ilgili âyet şudur: "Allah'ın size olan nimetini ve sizinle sözleştiği zaman O'na verdiğiniz sözü aklınızdan çıkarmayın; hani "İşittik ve itaat ettik" demiştiniz. Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun, çünkü Allah içinizde olanı bilir." (Mâide 5/7) [2] Her insan, Allah'ın varlığını ve birliğini, kendi sahibi olduğunu gözlemiyle kavrar ve içten ona bağlılığını bildirir.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Ki onlar, Allah ile yapılan sözleşmeyi kabul ettikten sonra bozanlar, Allah'ın, birleştirilmesini emrettiği şeyi parçalayanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. İşte kaybedecek olanlar onlardır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O fâsıklar, sözleştikten sonra Allah'ın ahdini(13) bozarlar; Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler;(14) yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar, hüsrana düşenlerin tâ kendileridir.
(13) Bir yandan Allah’ın gönderdiği peygamber ve kitaplarla, bir yandan Allah’ın buyrukları doğrultusunda kullanılmak üzere insanın yaratılışına konmuş olan yeteneklerle, bir yandan da insanın Rabbine karşı vermiş olduğu sözle (bk. 7:172) yapılmış olan ve Allah ile Resulünü tasdik etmeyi öngören akit.(14) Bu ifade, akrabalık bağlarını koparmak, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak (bk. 4:150), mü’minler arasındaki dayanışmayı bozmak, yaratıklar arasındaki denge ve ilişkilere zarar vermek gibi birçok anlamı içermektedir.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onlar ki, Allah'a verdikleri ahdi, onunla anlaşıp bağlandıktan sonra bozar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keser ve yeryüzünde bozgun çıkarırlar. İşte bunlardır hüsrana uğrayanlar.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
anlar kim şırlar Tañrı ķavlını berkitdüginden śoñra. daħı keserler anı kim, buyurdı Tañrı anı kim ulaşturınıla. daħı fesād eylerler yirde. şunlardur ziyānlular.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Anlar kim ṣındururlar Tañrı Ta‘ālānuñ ‘ahdini, andın muḥkemleġandanṣoñra. Daḫı keserler anı kim buyurdı Tañrı Ta‘ālā kim ulaşıla. Daḫıfesād eylerler yir yüzinde, anlar ziyānlulardur.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
O kəslər ki, Allahla (Ona iman gətirmək və itaət etmək barəsində) əhd bağladıqdan sonra onu pozur, Allahın birləşdirilməsini buyuduğu şeyləri parçalayır (mö’minlərlə dostluğu, qohum-əqrəba ilə əlaqələri kəsir) və yer üzündə fitnə-fəsad törədirlər. Məhz belələri (dünyada və axirətdə) ziyana uğrayanlardır!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Those who break the covenant of Allah after ratifying it and sever that which Allah ordered to be joined, and (who) make mischief in the earth: Those are they who are the losers
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Those who break Allah.s Covenant(45-A) after it is ratified, and who sunder what Allah Has ordered to be joined, and do mischief on earth: These cause loss (only) to themselves.
45-A The mention of the Covenant has a particular and a general signification. The particular one has reference to the Jewish tradition that a Covenant was entered into with "Father Abraham" that in return for Allah's favours the seed of Abraham would serve Allah faithfully. But as a matter of fact a great part of Abraham's progeny were in constant spiritual rebellion against Allah, as is testified by their own Prophets and Preachers and by Muhammad al-Mustaf a. The general signification is that a similar Covenant is entered into by every creature of Allah: for Allah's loving care, we at least owe Him the fullest gratitude and willing obedience. The Sinner, before he darkens his own conscience, knows this, and yet he not only "forsakes the path" but resists the Grace of Allah which comes to save him. That is why his case becomes hopeless. But the loss is his own. He cannot spoil Allah's design. The good man is glad to retrace his steps from any lapses of which he may have been guilty, and in his case Allah's Message reclaims him with complete understanding. (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَلَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
يَنْقُضُونَ
bozarlar
عَهْدَ
ahdi
اللّٰهِ
Allah'a
مِنْ بَعْدِ
sonradan
م۪يثَاقِه۪ۖ
sağlam sözden
وَيَقْطَعُونَ
ve keserler
مَٓا
o şe- yi ki
اَمَرَ
emretti
اللّٰهُ
Allah
بِه۪ٓ
onu
اَنْ يُوصَلَ
birleştirmesini
وَيُفْسِدُونَ
ve fesad çıkarırlar
فِي الْاَرْضِۜ
yeryüzünde
اُو۬لٰٓئِكَ
işte onlar
هُمُ
onlardır
الْخَاسِرُونَ
hüsrana uğrayanlar
O (fâsık)lar öyle kimselerdir ki; Allah'a (âbd olacaklarına dair) sağlam bir söz verdikten sonra ahidlerini bozarlar. Allah'ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği (resulünün ve vahyinin kendisiyle olan ünsiyet bağı)nı keserler ve böylece yeryüzünde fesad çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
نَقَضَ
Fiil-I
ن ق ض
Bozdu, çözüp bozdu
عَهْد
İsim
ع ه د
Ahid, söz
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
بَعْد
İsim
ب ع د
Sonra, ard, öte
م۪يثَاق
İsim
و ث ق
Sağlam söz, antlaşma
قَطَعَ
Fiil-I
ق ط ع
Kesti
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَمَرَ
Fiil-I
ا م ر
Emretti, buyurdu
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
وَصَلَ
Fiil-I
و ص ل
Birleştirdi, sığındı, ulaştı, dokundu, erişti
اَفْسَدَ
Fiil-IV
ف س د
Fesad çıkardı, bozgunculuk yaptı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
اُولٰٓئِك
İşaret zamiri
اُولٰٓئِك
İşte onlar, işte, böylece
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
خَاسِر۪ين
Etken fiil
خ س ر
Hüsrana uğrayanlar