(Ey îman edenler!) Müşrik¹ kadınlarla,² onlar Müslüman olmadıkça, kesinlikle evlenmeyin.³ Çünkü Müslüman bir cariye,⁴ çok hoşunuza giden müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de (kızlarınızı) onlar Müslüman olmadıkça, sakın evlendirmeyin. Çünkü Müslüman bir köle, çok hoşunuza giden müşrik⁵ bir erkekten daha hayırlıdır.⁶ Zîrâ onlar, sizi Cehenneme çağırırlarken, Allah ise sizi, izni ile Cennete ve affa nail olmaya çağırıyor ve âyetlerini insanlara belki düşünüp (inanırlar) diye (böyle) açıkça anlatıyor.⁷
1 Müşrik: Kur’an’da iki manada kullanılır ki biri zahirî, diğeri hakikîdir. Zahirî müşrik, açıktan açığa Allah’a eş koşan ve birden fazla ilaha inananlardır. Buna göre Ehl-i Kitab’a müşrik denmez. Hakikî müşrik de; “hakikaten tevhide ve İslam’a iman etmeyen gayr-i müslimler’dir.” Bu manaya göre Ehl-i Kitab olan Yahudi ve Hıristiyanlar dahi müşriktirler. Zira bunlar zahiren tevhit iddialarına rağmen hakikatte Allah’a çocuk isnat ederler. Hıristiyanlar Mesih, Allah’ın oğludur, Yahudiler de Uzeyr, Allah’ın oğludur derler. Buna göre her ikisi de zahir de müşrik değilseler de hakikatte müşriktirler.2 İslâm’ın ilk yıllarında Müslümanlar gerek Ehl-i Kitap ve gerek gayr-ı Müslimlerle kız alır verirlerdi. Bu esnada bazı kimseler Abdullah b. Revaha’yı Müslüman olan bir cariyesini azat edip onunla evlenmesinden dolayı kınadılar. Bu ayet, bu ve benzeri birkaç olaydan dolayı nazil olmuştur. Bu ayetle kâfirler ile evlilik kesinlikle men edildi. Ancak Maide: 5. Âyete göre bu âyetin birinci bölümündeki Ehl-i Kitab kadınları istisna olunarak, Ehl-i kitab’dan kız almağa kerahetle birlikte ruhsat verilmiş ve fakat ikinci fıkra muhkem olarak kalmış ve kız vermek hiç bir suretle caiz görülmemiştir. Ancak buradaki Ehl-i Kitap; tevhidi bozmayan ve Allah’a oğul isnat etmeyen Ehl-i Kitap’tır.3 Nikâh: Lûgatte zinanın zıddı olan ve kadın-erkek ilişkisini helal kılan akit demektir. Dini terim olarak, “evlenmeleri yasak olmayan bir erkekle bir kadın arasında yapılan ve müşterek hayat ve nesli sürdürmek için bir bağ meydana getiren akit” demektir. ilâhî vahye dayanan semavî dinlerde erkekle kadının ortak bir yuva kurması ancak nikâh akdiyle mümkün kılınmıştır. Evliliğin meşrûluğu Kitap, Sünnet ve İcmâ delillerine dayanır. Hz. Peygamber (s.a.v) ve Ashab-ı kiram evlenmişler ve onlara uyanlar da bu sünneti sürdürmüşlerdir. Hanefîlere göre evlilik akdinin rükünleri “icap ve kabul”den ibarettir. İcap, taraflarından birisinin ilk olarak yaptığı tekliftir. “Benimle şu anda evlenmeyi kabul ediyor musun?” teklifine, diğer tarafın “Kabul ettim” şeklindeki cevabı “kabul” niteliğindedir. Evlenme sırasında erkek tarafından kadına ödenen, dinen alt ve üst sınırı belirlenmeyen, tarafların anlaşacakları bir miktar mal veya paranın (Mihir) belirlenmesi de gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.), mihirsiz hiç bir evliliğe müsaade etmemiştir. Mihir, kadının hakkıdır.4 Câriye: Müslümanlarca cihat sırasında esir alınan veyahut para ile satın alınan kadın ve kızlar yani kadın köleler demektir. “Câriye”, denizin üzerinde akıp giden gemi anlamına da gelir. Câriyeler de efendilerinin hizmetleri çerçevesinde hareket etmeleri sebebiyle bu ismi almışlardır. Savaş sonrasında tıpkı erkek esirler hakkında olduğu gibi kadın esirler de; ya karşılıksız olarak, ya fidye karşılığı serbest bırakılırlar veya köle olarak gazilere dağıtılırlar. Köleler gibi câriyeler de alınıp satılabilir. Bazıları câriyelerin odalık edinilerek kendileriyle nikâhsız ilişkiye girilmesinin caiz olduğu kanaatinde iseler de bu doğru değildir. İslâm, onlarla belirlediği şartlar içinde evlenilmesini caiz görür. Hür ve Müslüman erkekler, ehl-i kitap ve tercihan Müslüman namuslu câriyelerle evlenebildiği gibi hür ve Müslüman namuslu kadınlar da Müslüman olmuş iffetli erkek esirlerle evlenebilir. Cariye ile evlenmede de nikâh şarttır. Peygamberimizin Hz. Marie ile evliliği bunun örneğidir. Bk. (Nur: 32)5 Bu âyette, müşrikin mü’minin mukabilinde zikredilmesi; müşrikten kastedilenin; Müslüman olmayan, ister müşrik isterse kitap ehli olduğu söylenen tüm kâfirler olduğuna bir delildir. Ayrıca bu âyet, gayr-ı müslimlerin hepsinde zahiren olmasa da hakikaten bir müşriklik ve kâfirlik bulunduğuna işaret etmektedir. (Elmalılı)6 (Mâide:17, 72, 73, Tevbe: 30)’a göre, Hz. İsa’yı ve Üzeyir’i Allah’ın oğlu kabul eden Hıristiyanlarla, Yahûdîler, kesinlikle kitap ehli olmayıp kâfirdir. Bunların kestikleri yenmez ve bunların kadınlarıyla evlenilemez. (Mâide: 5)’e göre Hıristiyan ve Yahûdîlerden, sadece tek Allah’a inanan, Mesih ve Üzeyir’i Allah’ın oğlu kabul etmeyenler, kitap ehli sayılır. Bunlara kız verilmez ama kızlarıyla evlenilebilir. 7 İslâm’ın ilk yıllarında Müslümanlar, kitaplı-kitapsız kâfirlerle genel olarak kız alır verirlerdi. Abdullah b. Revaha Müslüman bir cariyesini azad etmiş ve onunla evlenmişti. İnsanlardan bir kısmı da onu, bundan dolayı kınamışlardı. Ebû Mersed müşrik ve güzel bir kadınla evlenmek için Peygamberimizden izin istemişti. Bu âyet, bu olaylar üzerine nâzil olmuştur. (Vâhidî)