(Ey Muhammed!) Sana, içki¹ ve kumar hakkında soruyorlar. Sen, onlara: “Onların her ikisinde de bir kısım faydalarıyla birlikte büyük günâh vardır. Fakat onların günâhları faydalarından çok daha büyüktür.” de.² Ve sana Allah yolunda neyi, harcayacaklarını soruyorlar. Sen, onlara: “ihtiyaçlarınızdan kalanını...”³ de. İşte Allah, düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini, böyle açıklamaktadır.
1 Hamr: Kök anlamıyla “örtmek” mânâsına mastardır. Aklı bürüyüp örtmesi sebebiyle, çiğ üzüm şırasından, hurma, buğday, arpa ve darıdan yapılan ve içeni sarhoş eden içkiye denilir ki bunun Türkçe karşılığı “şarap”tır. Bu, özel anlamıdır. Ancak hamr, bir de genel olarak aklı örten şey anlamında kullanılır ki, bu durumda aklı örten içki ve uyuşturucu madde çeşitlerinin tamamı buna dâhil olur. İbnu Ömer’in rivayetine göre şarap haram kılındığı zamanda hamr, üzüm, hurma, buğday, arpa ve darıdan mayalanma (fermantasyon) yolu ile yapılırdı. Buna binaen İmam Malik, İmam Şafi’î ve birçok ulema, Kur’an’daki hamr’ın genel manasıyla sarhoşluk veren şey demek olduğuna, her nevi sarhoşluk veren içeceklerin Kur’an ile aynen haram kılındığına ve her birinin yalnız sarhoşluk derecesinin değil, katrelerinin bile kullanılmasının ve alınıp-satıl-masının asla caiz olamayacağına hükmetmişlerdir. Fakat İmam Ebu Hanife ile Ashap ve tabiînden birçok ulema, “hamr” kelimesinin esas manasının, şarap olduğundan Kur’an ile liaynihi haram olanın şarap olduğu ve diğer müskiratın aynen değil sarhoşluk vermelerinden dolayı haram oldukları kanaatine varmışlardır. Şarabın katrelerinin bile kullanılmasının ve alınıp-satılmasının asla caiz olamayacağına, diğer müskiratın kullanılmasının haram, alınıp-satılmasının ise caiz olabileceğine hükmetmişlerdir.2 Bu âyet, içki hakkında nâzil olan (Nahl: 67.) âyetten sonra, içkinin zararından açıkça bahseden ilk âyettir. Daha sonra nâzil olan (Nisâ: 43.) âyetle birlikte bu âyet, (Mâide: 90-91.) âyetlerle metni Kur’anda kalmakla birlikte nesh edilmiştir. Konu ile ilgili açıklama için Bk. (Mâide: 90-91)3 Yani malınızın ihtiyacınızdan fazlasını, verdiğiniz zaman size kolay gelenini, vermesi sizin gönlünüze zor gelmeyenini… (Kurtubî)