Ve insanlardan öylesi var ki dünya yaşayışı hakkında söylediği söz, seni şaşırtır, imrendirir. Hatta böylesi gönlünde olana (samimi olduğuna) Allah’ı tanık tutar. (Allah şahittir der). Hâlbuki o, düşmanların en yamanı, en inatçısıdır. *
(*) Yukarıda biri yalnız dünyayı isteyen, diğeri de hem dünyanın hem de âhiretin iyiliklerini isteyen iki insan tipinden söz edilmişti. Bu âyetlerde yine iki tip insan başka açılardan tanıtılmaktadır. Bunlardan biri güzel sözlü fakat kötü niyetli, bozguncu ve yıkıcıdır; diğeri de “kendisini Allah’ın hoşnutluğuna adamış” olup –âyette zikredilmemekle birlikte– sözün gelişinden açıkça anlaşılmaktadır ki, ötekinin taşıdığı kötü niteliklerden arınmıştır. Razi’nin de belirttiği gibi Allah Teâlâ bir topluluğu, bazı kötü niteliklerini göstererek yerdiğinde, bundan o kişilerin zatını değil niteliklerini yerdiği anlamı çıkar. Şu halde kim bu kötü nitelikleri taşıyorsa yergiyi de hak ediyor demektir (V, 197-198). Böylece bu âyetler Hz. Peygamber dönemindeki belli bir veya birkaç münafık hakkında inmiş olsa bile münafıklık, riyakârlık, bozgunculuk, tahripçilik gibi kötü huy ve davranışlar konusunda bütün insanlar için bir uyarı ve caydırıcılık değeri taşımaktadır… Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 321-323) Âyetin son cümlesi olan (وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ) ve huve eleddu’l-hısâm üzerinde tartışılmıştır. Buradaki hısâm’ı İbn Abbas ve Katâde “tartışmacı” olarak anlamışlardır. Buna “düşmanlık, gizli düşmanlık, yalancılık” anlamı verenler de olmuştur (Taberî). Tercihimiz hem tipik münafık tavrına hem de âyetin bağlamına daha uygundur. Zımnen: Yalanların en tehlikelisi Allah’ı şahit tutarak söylenendir. (M. İslamoğlu Meali 204. Ayet Açıklaması)