close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Bakara Sûresi 177. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Leyse-lbirra en tuvellû vucûhekum kibele-lmeşriki velmaġribi velâkinne-lbirra men âmene bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣiri velmelâ-iketi velkitâbi ve-nnebiyyîne veâte-lmâle ‘alâ hubbihi żevi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîne vebne-ssebîli ve-ssâ-ilîne vefî-rrikâbi veekâme-ssalâte veâtâ ezzekâte velmûfûne bi’ahdihim iżâ ‘âhedû(s) ve-ssâbirîne fi-lbe/sâ-i ve-ddarrâ-i vehîne-lbe/s(i)(k) ulâ-ike-lleżîne sadekû(i)(s) veulâ-ike humu-lmuttekûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Yüzlerinizi doğuya, batıya çevirip durmanız, hayır sayılmaz ki. Hayır ve taat sahipleri, Allah'a, son güne, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, Allah sevgisiyle yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve esirlere mal veren, namaz kılan, zekat veren, ahdettikleri zaman ahitlerine vefa eden, sıkıntı ve şiddet vakitlerinde sabreden kişilerdir. Onlardır sözleri doğru olanlar, onlardır sakınanlar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey Müslümanlar!) Yüzlerinizi (namazda şuursuz ve huzursuz biçimde) Doğu’ya veya Batı’ya çevirmeniz (ve ibadette şekilcilikle yetinmeniz) iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, (ve O’na inancın gereği olarak) Ahirete, Meleklere, Kitaba ve Peygamberlere (ve onların getirdikleri dine ve düzene samimiyet ve teslimiyetle) iman etmeniz... Sevdiğiniz malınızı yakınlara, yetimlere (korumasız ve bakımsız olanlara), yoksullara, yolda kalmışlara, isteyen muhtaçlara ve borç altında esir olanlara vermeniz... Namazınızı kılmanız, zekât (vergisini) ödemeniz... Anlaşma ve sözleşmelerinizi yerine getirmeniz, (maddi ve manevi) darlık, hastalık ve cihadın kızışması zamanında sıkıntılara sabretmenizdir... İşte (iman davasında) sadık (ve samimi) olanlar ancak bunlardır... Ve gerçek müttakiler de onlardır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Gerçek erdemlilik, sevap ve hayra ulaşmak, yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz ile ilgili değildir. Ama gerçek hayra ulaşmak ve Allah'ı razı etmek; Allah'a ve ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanan; servetini kendisi için ne kadar kıymetli de olsa akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, yardım isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya harcayan; namazında dikkatli ve devamlı olan ve arındırıcı mâlî yükümlülük olan zekatı veren kişinin davranışıdır. Ve gerçek erdem sahipleri, söz verdiklerinde sözlerini tutan; felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir. İşte sözüyle eylemi bir olanlar bunlardır. Gerçekten yollarını Allah'ın  kitabıyla bulanlar da bunlardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Gerçek hayır ve iyilik, hakiki müslümanlık, insanlık, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat gerçek iyiler ve hakiki müslümanlar, kâmil insanlar, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere imân edenler; sevdikleri malları ve servetleri, can ü gönülden, isteyerek, yakın akrabalara, yetimlere, dullara,kimsesizlere, öksüzlere, çevresi, çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolculara, yardım isteyenlere, medet umanlara, esirler ve kölelerin esaret boyunduruklarından kurtarılarak hürriyetlerine kavuşmasına-borçtan mahkum olanların mahkûmiyetten kurtulmasına harcayanlar; namazları erkanına, şartlarına, vaktine riâyet ederek âşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, antlaşma yaptıkları zaman antlaşmalarına riayet edenler, sıkıntılara sabrederek mücadele edenler, hastalığa, açlığa, mallarına ve canlarına gelen zarara tahammül edenler, harbin şiddetli zamanında sabrederek savaşanlar ve kararlı davrananlardır. İşte onlar imanlarında samimi olanlardır. Onlar, işte onlar Allah'a sığınarak emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü'minlerdir.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 2/285; 3/92; 4/136; 13/20; 22/37; 41/7; 76/8-9.  
Ahmet Varol
swap_vert close
İyilik yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Ancak iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden, O'nun sevgisi ile malı yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yolda kalmış olana, dilenenlere ve kölelere veren, namazı kılan, zekatı veren, söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı anda sabreden kimselerin yaptıklarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. Takva sahibi olanlar da bunlardır.
177.Abdurrezzak`ın Ma`mer`den rivayet ettiğine göre yahudiler ibadetlerinde batı, hıristiyanlar da doğu tarafına yöneliyorlardı. Yüce Allah da bu ayeti kerimeyi indirdi.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Yüzlerinizi (namazda) doğu ve batı tarafına çevirmeniz hayır ve taat değildir. Fakat hayır ve ibadet, Allah'a, âhirete, meleklere, Allah'ın indirdiği kitablara ve peygamberlere iman edenin ibadetidir ve Allah sevgisi üzere, yahud mala olan sevgisine rağmen, malı (fakir) akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa , dilenenlere, köle ve esirlere (kurtulmaları için) harcayan, namazı gereği üzere kılan ve zekâtı veren kimsenin; ahidleştikleri zaman sözlerine sâdık kalanların, ihtiyaç ve sıkıntı hallerinde, cihad ve savaşlarda sabredenlerin hayrıdır. İşte, bu vasıfları taşıyanlar, hakka uyan sâdıklardır ve bunlar takva sahipleridir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Sevap, yüzünüzü doğuya ve batıya yöneltmeniz değildir. Asıl sevap, (o kişinin sevabıdır ki;) Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba (vahye) ve peygamberlere inanıp, isteyerek akrabalara, yetimlere, miskinlere, yolcuya, dilencilere ve insan azad etmek için mal verir, namaz kılar, zekât verir; bir söz verdiği zaman sözünü yerine getirir; sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabreder. İşte asıl doğru dindarlar bunlardır. Ve asıl muttakiler de bunlardır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah'a, âhiret gününe, meleklere ve kitaba iman edenin; malını çok sevmesine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, köle ve esirlere verenin; namazı dosdoğru kılanın; zekâtı verenin; sözleştikleri zaman gereğini yerine getirenin; sıkıntıda, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanda sabır gösterenin eyleminden oluşur. İşte doğru olanlar bunlardır; işte sakınanlar da bunlardır.
Besim Atalay
swap_vert close
İyilik, sizin yüzünüzü doğuya, ya da batıya çevirmekte değildir, iyilikse Allaha, ahret gününe, kitaba, meleklere, peygamberlere inanmaktadır, Allahı severek hısımlara, öksüzlere, yoksullara, yolculara, dilenciye, kul azadetmeye, mal vermektedir, namaz kılmak, zekât vermek, söz verince sözünde durmak, sıkıntı gününde yoksulluğa, hastalığa, şiddet zamanında sabretmek gibi şeylerdedir; işte bunlar gerçeklerdir, işte bunlar sakınçlardır
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
İyi ve erdemli olmak (yalnızca) yönünüzü bazen doğu bazen batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyi ve erdemli kişi(ler); Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a (Kur'an'a) ve nebilere inanıp; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunanlara veren; namazı ikame eden, zekâtı veren; sözleştikleri zaman sözlerinde duran, darlıkta, sıkıntıda ve çetin şartlar altında sabredenlerdir. İşte onlardır imanlarında samimi olanlar ve işte onlardır Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar.
“Gerçek iyilik”; insanların yüzlerini Doğu’ya (Beyt-i Makdis’e) ya da Batı’ya (Kâbe tarafına veya herhangi bir yöne) çevirmesi değildir. Başka bir deyimle, “İyilik” demek olan “Birr”in gayesi; pratik hayatta uygulanması ve makes bulması (yansıması) gereken davranışlardan soyutlanmış, birtakım iyilik sağlamaz ve hayır üretmez kuru ibadet görüntüleri değildir. Tersine “İyilik” gerek birey gerekse de toplum vicdanında etkisini gösteren bir vakıa olup, bireysel ve sosyal hayatta da karşılığını bulan somut davranışlardır. Kısaca; “Özneye faydalı olma” durumudur. Yüzleri Doğu’ya ya da Batı’ya çevirmekse bu büyük gerçeği göz ardı ettiremez.  
Cemil Said
swap_vert close
Sevâb ve fazîlet yüzüni şarka veyâ garba tevcîh itmekde değildir; sevâbkâr ânlardır ki Allâh’a, kıyâmet günine, meleklere ve kitâba ve peygamberlere îmân iderler ve Allâh rızâsı içün akrabâya, yetîmlere ve ’âcizlere yardım iderler, esîrleri âzâd iderler, ’ibâdet iderler, zekât virirler, ’ahidlerine vefâ iderler, felâketde ve idbâr zamânında sabır ve tahammül iderler; bunlar sâdıkdırlar ve Allâh’dan korkarlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!
Edip Yüksel
swap_vert close
Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz iyilik değil. İyiler o kimseler ki ALLAH'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanırlar; akrabalara, yetimlere, muhtaçlara, yolda kalmışlara, dilencilere ve köleleri özgürlüğe kavuşturmaya seve seve para yardımında bulunurlar; namazı gözetir, zekatı verir, sözleştikleri vakit sözlerinde dururlar; zorluğa, sıkıntıya ve zulme karşı direnirler. İşte doğru olanlar onlardır, erdemli olanlar da onlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Erginlik değil: yüzlerinizi kâh gün doğu tarafına çevirmeniz kâh batı, ve lâkin eren o kimsedir ki Allaha, Ahıret gününe, Melâikeye, Kitaba ve bütün Peygamberlere iyman edip karabeti olanlara, öksüzlere, bîçarelere yolda kalmışa, dilenenlere ve esirler uğrunda seve seve mal vermekte, hem namazı kılmakta hem zekâtı vermekte, bir de andlaştıkları vakit ahidlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık hallerinde ve harbin şiddeti zamanında sabr-ü sebat edenler işte bunlardır o sadıklar ve işte bunlardır o korunan müttekiler
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Ey ehl-i kitap!) Gerçek hayır, taat ve takva, (îmân olmaksızın,) yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz (ibadet etmeniz) değildir. Gerçek hayır, taat ve takva, kişinin Allah’a, âhiret gününe, meleklere, Kitâb’a (Kur’ân’a) ve peygamberlere îmân etmesidir. Ve (bu îmâna sahip olanın,) sevdiği maldan, (Allah’ın rızasını gözeterek) akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere vermesi, namazı dosdoğru kılması, zekâtı vermesi, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirmesi, sıkıntıda (fakirlikte), hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabretmesidir. İşte bu (vasıfları taşıya) nlar, sadık olanlardır. Ve bunlar takva sahipleridir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr¹ değildir. Ama birr: Allah'a, Ahiret Günü'ne, meleklere, kitaplara ve nebilere iman etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yol oğluna², yardım isteyenlere, rikâb olanlara³ vermek; “salâtı ikame etmek, zekât vermek”, söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, sıkıntıda, zorlukta ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takva sahibi olanlardır.
1- Hayır, iyilik, bağış, itaat, doğruluk, adalet, gerçeklik, erdem, sevgi. 2- “İbnu's-sebili,” “yol oğlu” demektir. Bu bir deyimdir. Bu deyime, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir. Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki yol”dan birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır. Diğer bir anlamı da yaptığı bir şey imkânsızlık nedeni ile yarım kalan kimselerdir. 3- Boyunduruk altında bulunan kimseye, özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak için yardım etmek. Rekâbe, boyun demektir; boyunduruk altında bulunan kimseler için de kullanılan bir sözcüktür. Sözcük olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Namazda) yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz; birr (taat bu) değildir. Fakat birr, Allaha, âhiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere îman eden, malı (nı Allah) sevgisiyle (yahud: mala olan sevgisine rağmen) akrabaye, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (Yolda kalmış müsâfırlere), dilenenlere ve köle ve esirler (i kurtârmıy) a veren, namazı (nı) dosdoğru kılan, zekâtı (nı) veren (kimselerin), ahidleşdikleri zaman sözlerini yerine getirenler (in), sıkıntıda ve hastalıkda ve muhaarebenin kızışdığı zamanlarda sabr-u metanet gösterenler (in birridir). Onlar (yok mu? îmanlarında ve birr-ü taat iddiasında) saadık olanlar onlardır ve onlar takvaaya erenlerin de ta kendileridir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Ey ehl-i kitab!) Yüzlerinizi (ibâdet maksadıyla) doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik (için yeterli) değildir;(1) fakat iyilik o kimsenin (iyiliği)dir ki, (o kişi) Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitab(lar)a ve peygamberlere îmân eder; ona (o elindeki mala) olan sevgisine rağmen malı akrabâlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve köleler uğrunda verir; namazı hakkıyla edâ eder ve zekâtı verir. Çünki (onlar) söz verdikleri zaman sözlerini yerine getirenler ve sıkıntı (fakirlik), hastalık ve savaşın şiddetli ânında sabredenlerdir. İşte onlar, doğru olan kimselerdir. Takvâ sâhibi olanlar da işte ancak onlardır.
(1)Bu âyet-i kerîme ehl-i kitab hakkında nâzil olmuştur. Çünki hristiyanların kıblesi (Kudüs’teki) Beyt-i Makdis’in (Mescid-i Aksâ’nın) doğusu, yahudilerin kıblesi ise batısıdır. Bunlardan her biri kendi kıblelerine dönmenin daha hayırlı olacağını iddiâ ederler. (Nesefî, c. 1, 147)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz (suretiyle dua ve ibadet etmeniz) iyilik (erdemlilik) değildir. Lakin iyilik (sahipleri) Allah’a, ahiret gününe, meleklere, (bütün ilahi kitapların özünü ihtiva edden son ve evrensel mesajımız olan) kitaba (Kur’an’a) ve (bütün) peygamberlere (gerçekten) iman etmiş, sevdiği maldan (servetinden) yakınlara, yetimlere, yoksullara (fakir, işsiz ve toplumun muhtaç kesimine), yolda kalmışlara (seyahat ve yolculukta parasız kalanlara), yardım isteyenlere ve boyunduruk altında bulunanlara (hapis, ağır borç, iflas, işsizlik ve yoksulluk gibi benzeri durumlara düşen veya her hangi bir nedenle özgürlüğü elinden alınan veya özgürlüğü kısıtlanan kimselerin özgürlükleri için) vermiş (harcama yapmış) olan; namazı (dosdoğru) kılıp, (insanı bencillik, cimrilik, aşırı mal hırsı gibi olumsuz duygulardan koruyan, sosyal yardımlaşma ve paylaşma duygusunu güçlendiren) zekâtı vermiş olan ve anlaşma yaptıklarında sözlerini tutanlar ile zorda, darda ve sıkıntı anında sabredenlerdir. İşte onlardır (özüyle sözüyle) sadakat göstermiş olanlar ve (kötülüklerden) sakınanlar. *
(*) İnfak etmek yani paylaşmak, vermek, sadece zahiri bir boyut taşımaz. İnsanoğlu, sahip olduğu, daha doğrusu sahip olduğunu sandığı malından, servetinden, kazancından, sağlığından, dostluğundan yani her ne veriyorsa, inançla ve erdemle verdiği zaman infak edilen her ne ise, metafizik bir boyut kazanır. Sahip olmanın gerçek adıdır infak. Ötelere doğru adım atmak, Ahiret âlemine önceden hazırlanmış azıklar göndermektir. Raqabe (رقبة) kelimesi klasik kölelik kavramını da içine alan bir kelimedir. Raqabe (رقبة) kelimesi, kişinin hürriyetini kısıtlayan, bütün boyunduruk altına alma işlemlerini de içeren ve bugün kredi borcunu ödeyemeyen ya da icrada olan bu nedenle hapse giren ve kurtulmayı bekleyen ve hatta Dünyanın herhangi bir yerinde baskı altındaki bütün insanları ifade etmektedir. Başka çeşit bir kölelik türü de zorunlu işçiliktir. Bu türde insanlar istekleri dışında zorla, özgürlükleri elinden alınarak çalıştırılır. Bunun en tipik örneği kaçak işçi çalıştırmak ve fuhuş ticaretidir. Bu tip kölelik ise günümüzde Meksika, Tayland, Kamboçya, Brezilya gibi ülkelerde yaygındır. Diğer bir kölelik türü ise istek dışı evliliklerdir. Bu evlilikte eşlerden biri veya her ikisi istekleri dışında evlendirilmektedir. Bu da bizim ülkemiz dahil birçok ülkede yaygındır. Abd (عبد) kelimesi ise, kul, köle, hizmetçi gibi anlamlara gelir. Kur’an’da birçok ayette Allah’tan başkasına abd yani kul, köle olmak yasaklanmıştır. (Hud sûresi-2. ayet olan ‘’… Ki, Allah’tan başkasına kulluk (kölelik) etmeyesiniz: (Ey Resulüm! De ki) Şüphesiz ben, O’nun tarafından size (görevlendirilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim, şeklindeki ayet buna bir örnektir. Böylece Kur’an köleliğin her çeşidini yasaklamıştır. Hiçbir ayette sadece abd, yani gerçek anlamda kul, köle azat etmek emredilmemiştir. Ragabe, ifadesiyle de yukarıda zikredilen modern köleliğin her türlüsünü ortadan kaldırılmayı da emretmiştir. Ayetin başındaki hitap ise genel olup herkesi kapsar ...(الله اعلم) وقال بعضُهُم: هو خطابٌ للكلّ؛ لأنَّه لما حُوِّلت القبلةُ، حَصَلَ للمؤمنينَ الاغتباطُ بهذه القِبْلة، وحَصَلَ منْهم التشديدُ في هذه القِبْلَة؛ حتَّى ظنُّوا أنَّه الغرضُ الأكْبَر في الدِّين، فبعثهم الله تعالى بهذا الخِطَاب استيفاءَ جميع الطاعات والعبادات، ولَيْسَ البرَّ بأنْ تولُّوا وجوهَكُم شَرْقاً وغرباً، وإِنَّمَا البِرُّ كَيْتَ، وكَيْتَ، وكَيْتَ، فكأنَّه تبارك وتعالى قال: ليْس البرُّ المطلوبُ هو أمْرَ القِبْلة، بل البِرُّ المطلوبُ هذه الخصالُ الَّتي عدَّدتُّها.( اللباب في علوم الكتاب) وقيل الخطاب عام لهم وللمسلمين، أي ليس البر مقصوراً بأمر القبلة، أو ليس البر العظيم الذي يحسن أن تذهلوا بشأنه عن غيره أمرها القول الثاني: أن الضمير يرجع إلى الإيتاء كأنه قيل: يعطي ويحب الإعطاء رغبة في ثواب الله (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير).  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik yapmak için yeterli değildir. Ama iyilik yapmak, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve elçilere inanmak, sevdiği mallardan, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve kölelikten kurtulmak isteyenlere vermek, namazı kılmak, zekâtı vermek, ahitleştiği zaman ahdini yerine getirmek, sıkıntıya, dara düştüğünde ve felaket geldiği anda sabır göstermektir. İşte böyle davrananlar (Allah’ın dinini) doğrulayanlar ve Allah’ın azabından korunanlardır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Olgunluk Doğu, Batı yönlerine yönelmekle olmaz. Olgun olan o kimsedir ki Allah’a son güne, meleklere, Kitap’a peygamberlere inanır, yakınlarına, öksüzlere, düşkünlere, yolda kalanlara, dilenenlere, esirlerin kurtarılmasına malını seve seve verir, namaz kılar, zekat verir, andlaşınca andını yerine getirir, darlıkta, hastalıkta, savaş sırasında katlanmasını bilir. Olgun olanlar bunlardır, sakınanlar da bunlardır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
İyilik yalnız yüzlerinizi maşrık, mağrip canibine çevirmeniz değildir. Belki iyilik o kimsenin iyiliğidir [¹] ki Allah/a, âhiret gününe, meleklere, Kitaba, Peygamberlere inanır; malı seve seve [²] hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, esir azadına verir; namazı dosdoğru kılar; zekâtı verir. Onlara ahtettikleri zaman ahtini yerine getirirler; sıkıntılı, hastalıklı [³] kavganın şiddetli zamanında sabır edenler. İşte sâdık olanlar [⁴] bunlardır. Mütteki olanlar da bunlardır.
[1] Yahut iyilik yapan odur ki veya iyilik sahibi demektir.[2] Yahut rıza-i bâri, muhabbet i bâri uğrunda.[3] Yahut darlık, kıtlık vakitlerinde,[4] Dinde, hakka uymakta, hayrı istemekte.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Erdemli olmak [el-birr], yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl erdemlilik; kişinin, Allah’a, kıyamet gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanması, sevdiği malından yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara [ibnu’s-sebîl]¹¹⁰, dilenenlere, kölelere [fi’r-rikâb]¹¹¹ vermesi, namazını dosdoğru kılması¹¹² ve zekâtını vermesi, antlaşma yaptıklarında antlaşmalarını yerine getirmesi, darlık, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabretmesidir. İşte onlar doğru olanlardır. İşte onlar Allah bilincinde olanlardır.
110 İbnu’s-sebîl: Yol oğlu/çocuğu demektir. Yolda kalanlar için söylenir. Sefere çıkmış, parasızlıktan veya başka bir sebeple dönememiş olanlar anlamındadır. M. Esed, meâlinin dipnotunda, geçici veya sürekli olarak evine dönemeyenleri, mesela siyasi sürgünleri ve mültecileri de bu kapsamda yorumlar ki doğrudur. 111 Boyun borcundan kurtulması yani hürriyetine kavuşması için. 112 “Kâme” fiili doğru, dik, yerli yerince vb. anlamlara gelir. Bir işe izafeten gelmişse, onun hakkını vererek yapmak anlamındadır. Nitekim Arapçada aynı kökten gelen “mustakim” kelimesi, dosdoğru, en doğru demektir. Bundan dolayı “İkâme’s-salat” için namazı dosdoğru kılmak demek, hakkını vererek kılmak demektir. Tercümemizin gerekçesi budur.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyilik değildir. Lakin iyilik (sahipleri) Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden, kendisi sevdiği halde yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya mal harcayan, namaz kılan, zekât veren ve sözleştiklerinde sözlerine vefa gösterenler ile zorda, darda ve savaş anında sabredenlerdir. İşte onlar dosdoğru olanlardır ve takva sahipleri ancak onlardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz, Allah katında bir iyilik, bir erdemlilik değildir. Namazda yüzünüzü Kâbe’ye veya başka bir yöne çevirmeniz yâhut buna benzer ibadetleri yerine getirmeniz, sizi iyiliklere, güzelliklere ulaştırmadığı takdirde ne erdemli olmanızı sağlar, ne de size Allah katında değer kazandırır. Asıl iyi kişi odur ki; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve Peygamberlere tüm kalbiyle inanır. Yüreğinde dünya malına karşı sevgi duymasına karşın, sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için, malının bir kısmını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve gerek azad ederek, gerekse insanın boynuna geçirilmiş sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik... kölelik ve sömürü zincirlerini kırarak kölelerin özgürleştirilmesi uğrunda seve seve harcar. Namazını dosdoğru kılar, zekâtını verir. Bir de, söz verdiği zaman sözünde duranlar; hele o sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında zorluklara karşı kahramanca göğüs gererek sabreden fedâkâr müminler var ya... İşte doğru sözlü olanlar onlardır, kötülüklerden titizlikle sakınıp korunan gerçek erdem sahibi kullar da yine onlardır.Ama kişisel ahlâk ve erdemlilik, hukuk kuralları şeklinde toplumsal hayata egemen olmadıkça, gerçek anlamda huzur ve mutluluğa ulaşamazsınız. Bunun içindir ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yüzlerinizi Doğu ve Batı tarafına çevirmeniz Birr (Ergin İyilik) değildir; ama Birr, Allah’a, Âhir Gün’e, Melekler’e, Kitab’a, Nebiyyler’e inanmış; Esarette Olanlar’a, İsteyenler’e, Yolcu’ya, Düşkün Yoksullar’a, Yetimler’e, Yakın (Akraba)lığı olanlara Mal’ı seve seve vermiş; Namaz’ı kılmış ve Zekât’ı vermiş kimselerdir. Bir de ahidleştiklerinde ahidlerine Bağlı Kalanlar’dır; (Sosyal ve Siyasal) Bunalımlar’da, Darlık’ta (Ekonomik Kriz’de / Kıtlık’ta) ve Bunalım sırasında Sabredenler’dir. İşte onlar doğru söylemiş olanlardır. Müttakîler / Sakınıp Korunanlar da onlardır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Mutluluk, yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmek değildir. Mutluluk , Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve Tanrı elçilerine yürekten inanabilmektir. Mutluluk, kendisi muhtaç olduğu halde, elindekini, yakın akrabalara, yetimlere, yoksullara, yol mağdurlarına, isteyenlere, köle ve esirlere verebilmektir. Mutluluk, namaza devam edebilmek, zekatı verebilmek, söz verince sözünde durabilmektir. Mutluluk, sıkıntıya, bunalıma ve mücadeleye dayanabilmektir. İşte gerçek sadıklar, işte gerçek sağlamcılar...
Mehmet Çoban
swap_vert close
İyilik; yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmenizden ibaret değildir. Asıl iyilik Allah’a, Ahiret gününe, Meleklere, Kitaba, Nebilere inanmak; iman edenlerin, mala olan sevgilerine rağmen, varlıklarını yakınlarıyla, yetimlerle, yoksullarla, yolda kalmışlarla, ihtiyacı olanlarla paylaşmak, köleleri satın alarak özgürleştirmek, salat-ı ve zekât-ı dosdoğru ikame etmek, verilen sözleri yerine getirmek, her türlü zorlukta, hastalıkta, savaşta azimli, kararlı, mücadeleci olmaktır! Böyle olanlar doğru yolda iyilikte bulunanlardır. İşte bunlar; Allah’a karşı gelmekten sakınır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Gerçek) iyilik, yüzlerinizi doğu ve(ya) batı tarafına çevirmeniz değildir. Gerçek iyilik, kişinin Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inanmasıdır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (yardım) isteyenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamasıdır. (Ayrıca) namazı kılması, zekâtı vermesidir. (Bunlar) antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirenlerdir. (Dahası), sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenlerdir. Doğru olanlar işte bunlardır! [Muttakî]ler (duyarlı olanlar) da işte bunlardır! [*]
Bu ayet [birr], [takvâ] ve [muttakî]ler hakkında en kapsamlı bilgileri içeren ayettir. Ayette [takvâ] denen duyarlılığın söylem değil, inanç ve eylem birlikteliği içerdiği gösterilmektedir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey insanlar!) Sizin yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, Peygamberlere îman eden, mallarını sevmelerine rağmen; akrabalara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara, dilencilere ve kölelere veren, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, söz verdikleri zaman sözlerinde duran, zorda, darda ve savaş zamanında sabreden kimselerin iyilikleridir. İşte bunlar, doğruluklarını ispat etmiş kimselerdir ve gerçekten Rablerine karşı hata etmekten sakınanlar da bunlardır.
Muhammed Esed
swap_vert close
Gerçek erdemlilik, yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz ile ilgili değildir; ¹⁴³ ama gerçek erdem sahibi, Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, vahye ¹⁴⁴ ve Peygamberlere inanan, servetini -kendisi için ne kadar kıymetli olsa da- akrabasına, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolculara, ¹⁴⁵ (yardım) isteyenlere ve insanları kölelikten kurtarmaya ¹⁴⁶ harcayan; namazında devamlı ve dikkatli olan ve arındırıcı [malî] yükümlülüğünü ifa eden kişidir; ve [gerçek erdem sahipleri] söz verdiklerinde sözlerini tutan, felaket, zorluk ve sıkıntı anlarında sabredenlerdir: İşte onlardır sadakatlerini gösterenler ve işte onlardır Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar.
143 Böylece Kur’an, yalnızca görünür/dış biçimlere uyum sağlamanın erdemliliğin gereklerini yerine getirmek için yeterli olmadığı ilkesini vurgulamaktadır. Kişinin namazda yüzünü şu veya bu yöne çevirmesine değinilmesi, biraz önce kıble konusunu ele alan ayetlerin devamıdır.144 Birçok müfessire göre “vahiy” (kitâb) terimi, bu anlam örgüsü içinde genel bir muhteva taşımakta: ve genel olarak ilahî vahiy gerçeğine işaret etmektedir. Meleklere imanın burada zikredilmesinin sebebi ise, Allah’ın iradesini peygamberlere ve dolayısıyla bütün insanlığa izhar etmesinin, ğayb âlemine, yani, insan idrakinin ötesindeki bir gerçeklik alanına ait olan bu ruhsal varlıklar veya güçler aracılığıyla gerçekleştirilmesindendir.145 İbnu’s-sebîl (lafzen, “yolun oğlu”) ifadesi, evinden uzakta olan herhangi bir kimseyi ve özellikle, bu durumdan dolayı geçim için yeterli imkana sahip bulunmayan kişiyi gösterir (karş. Lane IV, 1302). Daha geniş anlamda ise, herhangi bir sebepten dolayı geçici veya sürekli olarak evine dönemeyen kimseleri, mesela politik sürgün veya mültecileri ifade eder.146 Rakabe (çoğulu rikâb), lafzî olarak, kişinin “boyun”unu ifade eder ve aynı zamanda bir insanın bütün kişiliğini anlatır. Mecazî olarak fi’r-rikâb ifadesi, “insanları zincirlerinden kurtarmak yolunda” anlamına gelir ve hem esirleri fidye karşılığı bırakmayı hem de köleleri özgürlüklerine kavuşturmayı ifade eder. Kur’an, bu tür harcamaları erdemliliğin temel şartları arasına dahil etmek suretiyle insanları zincirlerinden kurtarmanın -ve böylece köleliği ilga etmenin- İslam’ın sosyal amaçlarından biri olduğuna işaret eder. Kur’an’ın nüzulü döneminde kölelik, bütün dünyada yerleşik bir kurum idi ve onun birdenbire ilga edilmesi ekonomik olarak imkansızdı. Bu zorluğu aşabilmek ve aynı zamanda köleliğin nihaî olarak tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla Kur’an, 8:67’de, artık yalnızca haklı bir savaşta (cihâd) alınan esirlerin köle olarak tutulabileceklerini emreder. Ama bu yolla veya -8:67’nin nüzulünden önce- başka herhangi bir şekilde köle edinilmiş kişiler için bile Kur’an, köleleri salıvermedeki büyük erdemi vurgular ve onu çeşitli günahlar için bir kefaret aracı kılar (bkz. mesela, 4:92, 5:89, 58:3). Ayrıca Hz. Peygamber, insanları kölelikten şartsız olarak kurtarmanın, Allah katında bir Müslümanın ifa edebileceği en övgüye değer fiil olduğunu çeşitli vesilelerle vurgulamıştır. (Bu sorunla ilgili bütün sahih Hadislerin kritik bir tartışması ve analizi için bkz. Neylu’l-Evtâr VI, 199 vd.)  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz dindarlık değildir. Fakat gerçek dindarlık Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplarına ve nebilere iman eden, ihtiyacı olmasına rağmen malını; akrabaya, yetimlere, yoksullara yolda kalmışlara, yardım için el açanlara, özgürlüğüne kavuşmak için paraya ihtiyaç duyanlara harcayan, namazı kılan, zekâtı veren, sözleştikleri zaman ahitlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerinkidir. İşte davasında sadık olanlar ve Allah a karşı gelmekten sakınanlar bunlardır. 4/136, 4/36, 49/15
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir.[³³⁹] Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, âhiret gününe, meleklere, İlâhî kelâma, nebilere inanması,[³⁴⁰] malı -ona sevgi duymasına rağmen[³⁴¹]- yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara,[³⁴²] isteyenlere ve özgürlüğü ellerinden alınanlara vermesi,[³⁴³] namazı istikametle kılması, zekâtı gönlünden gelerek vermesidir.[³⁴⁴] Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara[³⁴⁵] karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar... Takvâya ermiş olanlar da bunlardır.[³⁴⁶]
[339] Zımnen: Ne imansız ve ibadetsiz ahlâkla, ne ahlâksız ve ibadetsiz imanla, ne de içeriği boşaltılıp şekle indirgenmiş ibadetle iyiler safına dahil olabilirsiniz. İbadetler Allah’a yollanmış mektuba benzer. İçi boşalmış bir ibadet, Allah’a yollanmış boş bir zarfa benzer. Mektup ruhsa zarf cesettir. Diri ibadet sahibinin altında bir burak, ruhsuz cesede dönmüş ölü bir ibadet ise sahibinin sırtında bir yüktür. [340] Bu beş madde bir fazlasıyla Cibril hadisi diye meşhur olan hadiste de yer alır. (Buhârî, İman 37; Müslim, İman 5, 7.) Sonraki ilmihallere “imanın şartları” olarak geçen bu hadisteki fazlalık “kadere iman” maddesidir. Bu beş madde Kur’an’da buradan başka Nisâ 136. âyette de geçer. Hiç kuşku yok ki, iman edilmesi gerekli unsurlar sadece bunlardan ibaret değildir. Kur’an’da yer alan mânası katî her hüküm, iman umdeleri arasına girer. [341] Mâl “eğilmek, eğilim göstermek, meyletmek” anlamındaki meylden türetilmiştir. Bu hem insanın mala düşkün olduğunu, hem de malın “mail” ve “zail” (gecici) olduğunu çağrıştırır. Hem maddî hem mânevî değeri ifade ettiği yerlerde mâl değil hayr olarak gelmiştir (Âyet: 180). ‘Alâ hubbihîdeki zamir üç şeye gidebilir: Mal, Allah, verme. Her üç hâlde de “vermek” tümleç, “mal” muzaf olur. İbn Mes’ud bu ibareyi zamirin mala aidiyyetiyle “ona ihtiyaç duyduğu hâlde” şeklinde okur (Taberî ve Râzî). Bu durumda âyetteki ‘alâ edatına “rağmen, bununla birlikte” anlamı vermek daha doğru bir tercih olacaktır. [342] Lafzen: “yol çocuğu”. İbn Abbas “yolcu” olarak açıklar. İbarenin lafzî çağrışımları arasına terk edilmiş bebeler ve kimsesiz çocuklar da girer. [343] Âyetteki rakabenin lafzî karşılığı “boyun” olmakla birlikte mecazî olarak “kişisel özgürlüğün kısmen ya da tamamen ortadan kaldırılması” durumunu ifade eder. Bu madde, savaş esirlerini ya da köleleri karşılık beklemeksizin özgürlüğe kavuşturmak için maddî yardım yapmayı öncelikli insanî erdemler arasında sayıyor (Bkz: 4:92; 5:89; 58:3; 8:67). [344] Çevirimizin gerekçesi için bkz: 7:170 ve 92:18, ilgili notlar. [345] Bu ikisinin farkı için bkz: 6:42, not 32. [346] Yahudilere karşı bir îmâ taşımaktadır. Onlar Allah’a verdikleri söze sadık kalmamışlar, Allah da vahyi taşıma görevini onlardan almıştı. Bu sapmanın temelinde yatan şey ise “sorumluluk bilinci”nin yok olmasıydı. Sözün özü: İman imtihandır, imtihan imanı takviye eder.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Erdemlik (Allah'a itaatin kalplerinizde yerleşmesidir, yoksa) yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz değildir.. Gerçek erdemliğe erişen o müminlerdir ki Allah'a ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve bütün peygamberlere inanırlar. (Rablerinin rızasını gözeterek) Mallarından seve seve, akrabasından fakir olanlar, yetim çocuklar, yoksullar, yolda kalmışlar, dilenmek zorunda kalanlar ve esirleri kurtarmak için harcarlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, antlaşma yaptıkları zaman sözlerinde dururlar ve bir sıkıntı, bir hastalık, (yurtlarını düşmana karşı müdafaa etmek için) çok zor şartlarda savaşmak gibi durumlarda dahi (Rablerinin takdirine boyun eğerek, O'nun rahmetinden asla umut kesmeyerek) sabrederler, işte ("iyyâke na'budü ve iyyâke neste'ıyn" mîsâkına) sadık olanlar ancak onlardır, onlardır ancak Takva sahibi (İhlas erbabı) kullar.
(Görülüyor ki, bu ayet-i kerime insanlığın bütün üstün vasıflarını içinde toplamıştır. Buna işaretle Resulullah (s.a.s.) Efendimiz de "Her kim, bu ayet ile amel ederse, imanını kemale erdirmiş olur"’ buyurmuştur)  
Osman Fırat
swap_vert close
İyilik, yüzlerinizi doğu veya batı taraflarına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman etmeleridir; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerdir; Namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında anlaşmalarını yerine getirenler ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah’a karşı gelmekten sakınanlann ta kendileridir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Birr (takvâ) yüzlerinizi maşrık ve mağrip tarafına çevirmeniz değildir. Fakat birr, o kimsenin birridir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere imân etmiş olur. Ve malını seve seve karabet sahiplerine, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilenenlere verir. Ve esirleri azad etmek hususuna sarfeder. Ve namazını kılar, zekâtını verir. Bir de muâhede yaptıkları zaman ahidlerini yerine getirirler ve ihtiyaç, hastalık ve şiddetli savaş hallerinde de sabırlı bulunurlar. İşte sâdık olanlar onlardır. Muttakî olanlar da onlardan ibarettir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
İyilik (ve hayır), yüzlerinizi doğuya ya da batıya doğru çevirme değildir. Asıl iyilik; Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman eden, Sevdiği malını Allah'ı hoşnud etmek için Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, isteyenlere ve boyunduruk altında bulunup hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren, Namazı hakkıyla ifa edip zekâtı veren, Sözleştiği zaman sözlerinde duran, Hele hele sıkıntı ve hastalık hallerinde, Savaşın şiddetleri esnasında sabreden kimselerin davranışlarıdır. İşte onlardır imanlarında samimi olanlar ve işte onlardır Allah'ı sayıp günahlardan korunan takvâlılar! [2, 285; 4, 136; 22, 37; 76, 8-9; 3, 92; 41, 7; 13, 20]
Bu bir tek âyet İslâm’ın başlıca inanç (akaid), ibadet ve ahlâk esaslarını toplamaktadır. Buna işaret olarak Hz. Peygamber (a.s.m): “Kim bu âyete göre hareket ederse imanını kemale erdirmiş olur.” buyurmuştur.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah'ın azabından) korunanlar da onlardır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Birr (iyilik, hayır ve hasenât ve kemâl) yüzinizi meşrik ve mağrib tarafına çevirmek ('ibâdet için meşrik veyâ mağribe teveccüh itmek) değildir. Lâkin Birr (sâlih ve hayır ve hasenât ve kemâl sâhibi) şunlardır ki Allâh'a, âhiret gününe, melâikeye, kitâblara, peygamberlere îmân iderler ve mallarından seve seve akrabâlarına, yetîmlere, fukarâya, yolculaara, sâillere ve esîrlere mu'âvenet idüb virirler. Ve namâzlarını âdâb ve erkânıyla kılub zekâtlarını i'tâ iderler. Bir şey 'ahid ve va'd iylediklerinde vefâ, fakr ve zarûret, maraz ve 'illet ve harb ve kıtâl gibi mesâib zamânlarında sabr iylerler. İşte onlar hak dîne ittibâ'da sâdıklar ve küfürden ve rezâilden sakınanlardır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebîlere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır.[*] Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir.[1] Namazı düzgün ve sürekli kılar ve zekâtı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler. Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar. Özü sözü doğru olanlar bunlardır. Allah’tan çekinerek korunanlar da bunlardır.
[*] Ayetteki الرِّقَاب= er-rikab, esirler için kullanılan رقبة =rakebe'nin çoğuludur. Türkçede buna "boyunduruk altında olanlar" denir.  
Şaban Piriş
swap_vert close
-Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne döndürmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını sevgisine rağmen; akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolculara, dilencilere, kölelere ve esirlere veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, sözleştikleri zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşta sabredenlerin durumudur. İşte sadıklar ve muttakiler onlardır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Hayra ermek demek, yüzünüzü doğuya, batıya çevirmek demek değildir. Hayra eriş, o kimsenin erişidir ki, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inanmış; yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolculara,(76) ihtiyacından dolayı isteyene, esaret altındakilere(77) malından seve seve(78) vermiş; namazı dosdoğru kılmış, zekâtı vermiştir. Onlar, sözleştikleri zaman sözlerinde duran kimselerdir. Onlar, darlıkta, sıkıntıda ve çetin şartlar altında(79) sabredenlerdir. Onlar sadıkların tâ kendisi, onlar takvâ sahiplerinin(80) tâ kendisidir.
(76) Misafir olan, evinden uzakta bulunan, yolculuk yapan, yurdundan uzakta yaşamak zorunda olan.(77) Esir ve kölelerin özgürlüğe kavuşturulması için.(78) Sağlığı yerinde iken, mala karşı hırsı var iken, yaşama ümidi ve fakirlik korkusu var iken. (Müstedrek, 2:299, no. 3078.)(79) Fakirlikte, hastalıkta, savaşta. (Müstedrek, 2:299, no. 3079.)(80) “Takvâ sahipleri” için, bu sûrenin ikinci âyetiyle ilgili açıklamaya bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz hayırda erginlik/dürüstlük değildir. Hayırda erginlik/dürüstlük o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı/duayı yerine getirir, zekâtı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. İşte bunlardır takva sahipleri.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
degül eylük kim yönendüresiz yüzlerüñüzi maşriķdin yaña, daħı maġrıbdın yaña velįkin eylük oldur kim įmān getürdi Tañrı’ya, daħı śoñraġı güne, daħı firiştelere, daħı kitāb’a, daħı peyġamberlere; daħı virdi malı, malı sever-iken yā Tañrı’yı sever-iken ħıśımlıķ islerine, daħı yetįmlere, daħı miskinlere, daħı yol erine, daħı dileyicilere, daħı mükātebler baḥasına. daħı dururdı namāzı, daħı virdi zekātı. daħı vefā eyleyenler ķavullarına, ol vaķt kim 'ahd eylediler. daħı śabr eyleyiciler yoħsulıķda, daħı śayrulıķda, daħı çalış vaķtında. şunlar anlardur kim [14a] ŧoġru oldılar; daħı şunlar śaķınıcılardur.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yaḫşılıḳ ol degüldür ki dönderesiz yüzlerüñüzi ḳıblelerine maşrıḳ‐ılamaġrib‐ile. Līkin yaḫşılıḳ Tañrı Ta‘ālāya īmān getürmekdür, ḳıyāmet güninedaḫı, feriştehlere daḫı, kitāblara daḫı, peyġamberlere daḫı. Daḫı ṣadaḳa ey‐lemekdür māl Allāh dostluġına, ḳarāyiblere daḫı, yetimlere ve miskinlereve yoḳsullara, misāfirlere daḫı dilencilere ve yesirlere daḫı. Namāzı durġu‐ra ve zekātı vire, daḫı ‘ahdlerini yirine getüreler ḳaçan ‘ahd eyleseler, daḫıṣabr eyleyenler zaḥmetlerde ve ḫastalıḳlarda, ṣavaş vaḳtında daḫı. Olṣınuḳlu kişiler, anlardur girçek erenler, daḫı anlardur Tañrı Ta‘ālādan ḳorḳupṭā‘at idenler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Yaxşı əməl heç də (ibadət vaxtı) üzünü günçıxana və günbatana tərəf çevirməkdən ibarət deyildir. Yaxşı əməl sahibi əslində Allaha, axirət gününə, mələklərə, kitaba (Allahın nazil etdiyi bütün ilahi kitablara) və peyğəmbərlərə inanan, (Allaha) məhəbbəti yolunda (və ya mal-dövlətini çox sevməsinə baxmayaraq) malını (kasıb) qohum-əqrəbaya, yetimlərə, yoxsullara, (pulu qutarıb yolda qalan) müsafirə (yolçulara), dilənçilərə və qulların azad olunmasına sərf edən, namaz qılıb zəkat verən kimsələr, eləcə də əhd edəndə əhdinə sadiq olanlar, dar ayaqda, çətinlikdə (ehtiyac, yaxud xəstəlik üz verdikdə) və cihad zamanı (məşəqqətlərə) səbr edənlərdir. (İmanlarında, sözlərində və əməllərində) doğru olanlardır. Müttəqi olanlar da onlardır!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
It is not righteousness that ye turn your faces to the East and the West; but righteous is he who believeth in Allah and the Last Day and the angels and the Scripture and the Prophets; and giveth his wealth, for love of Him, to kinsfolk and to orphans and the needy and the wayfarer and to those who ask, and to set slaves free; and observeth proper worship and payeth the poor due. And those who keep their treaty when they make one, and the patient in tribulation and adversity and time of stress. Such are they who are sincere. Such are the God fearing.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
It is not righteousness that ye turn your faces Towards east or West; but it is righteousness(177)- to believe in Allah(178) and the Last Day, and the Angels, and the Book, and the Messengers; to spend of your substance(179), out of love for Him, for your kin, for orphans, for the needy, for the wayfarer, for those who ask, and for the ransom of slaves; to be steadfast in prayer(180), and practice regular charity; to fulfil the contracts which ye have made; and to be firm and patient(181), in pain (or suffering) and adversity, and throughout all periods of panic. Such are the people of truth, the Allah.fearing.
177 As if to emphasise again a warning against deadening formalism, we are given a beautiful description of the righteous and God-fearing man. He should obey salutary regulations, but he should fix his gaze on the love of Allah and the love of his fellow-men. We are given four heads: (1) our faith should be true and sincere; (2) we must be prepared to show it in deeds of charity to our fellow-men; (3) we must be good citizens, supporting social organisation; and (4) our own individual soul must be firm and unshaken in all circumstances. They are interconnected, and yet can be viewed separately. 178 Faith is not merely a matter of words. We must realise the presence and goodness of Allah. When we do so, the scales fall from our eyes: all the falsities and fleeting nature of the Present cease to enslave us, for we see the Last Day as if it were today. We also see Allah's working in His world and in us: His Angels. His Messengers and His Message are no longer remote from us, but come within our experience. (R). 179 Practical deeds of charity are of value when they proceed from love and from no other motive. In this respect, also, our duties take various forms, which are shown in reasonable gradation: our kith and kin: orphans (including any persons who are without support or help); people who are in real need but who never ask {it is our duty to find them out, and they come before those who ask); the stranger, who is entitled to laws of hospitality; the people who ask and are entitled to ask, i.e., not merely lazy beggars, but those who seek our assistance in some form or another (it is our duty to respond to them); and the slaves (we must do all we can to give or buy their freedom). Slavery has many insidious forms, and all are included. 180 Charity and piety in individual cases do not complete our duties. In prayer and charity we must also look to our organised effort. Where there is a Muslim State , these are made through the State in facilities for public prayer, and public assistance, and for the maintenance of contracts and fair dealing in all matters. 181 Then come the Muslim virtues of firmness and patience. They are to "preserve the dignity of man, with soul erect" (Burns). Three sets of circumstances are specially mentioned for the exercise of this virtue: (1) bodily pain or suffering, (2) adversities or injuries of all kinds, deserved and undeserved, and (3) periods of public panic, such as war, violence, pestilence, etc.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
لَيْسَ
değildir
الْبِرَّ
iyilik
اَنْ تُوَلُّوا
çevirmeniz
وُجُوهَكُمْ
yüzlerinizi
قِبَلَ
tarafına
الْمَشْرِقِ
doğu
وَالْمَغْرِبِ
ve batı
وَلٰكِنَّ
lakin
الْبِرَّ
iyilik
مَنْ
o kimse- nindir ki
اٰمَنَ
iman etti
بِاللّٰهِ
Allah'a
وَالْيَوْمِ
ve gününe
الْاٰخِرِ
âhiret
وَالْمَلٰٓئِكَةِ
ve meleklere
وَالْكِتَابِ
ve kitaba
وَالنَّبِيّ۪نَۚ
ve nebîlere
وَاٰتَى
ve verdi
الْمَالَ
malı
عَلٰى
rağmen
حُبِّه۪
onu sev- mesine
ذَوِي الْقُرْبٰى
yakınlara
وَالْيَتَامٰى
ve yetimlere
وَالْمَسَاك۪ينَ
ve yoksullara
وَابْنَ السَّب۪يلِ
ve yolda kalmışa
وَالسَّٓائِل۪ينَ
ve isteyenlere
وَفِي الرِّقَابِۚ
ve esaret altında bulunanlara
وَاَقَامَ
ve ikâme etti
الصَّلٰوةَ
namazı
وَاٰتَى
ve verdi
الزَّكٰوةَۚ
zekâtı
وَالْمُوفُونَ
ve yerine getirenlerdir
بِعَهْدِهِمْ
sözlerini
اِذَا
o za- man ki
عَاهَدُواۚ
antlaşma yaptılar
وَالصَّابِر۪ينَ
ve sabredenlerdir
فِي الْبَاْسَٓاءِ
sıkıntıda
وَالضَّرَّٓاءِ
ve hastalıkta
وَح۪ينَ الْبَاْسِۜ
ve sıkıntılı hâllerde
اُو۬لٰٓئِكَ
işte onlar
الَّذ۪ينَ
o kimse- lerdir ki
صَدَقُواۜ
sözüne sadık oldular
وَاُو۬لٰٓئِكَ
ve işte onlar
هُمُ
onlar- dır
الْمُتَّقُونَ
takvâ sahipleri
İyilik, yüzlerinizi (namazda) doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik o kimsenin yaptığıdır ki; Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitap(lar)a, nebîlere iman eder. (Allah'ı sevdiği için) Sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, (ihtiyacından dolayı) isteyenlere ve esaret altında bulunanlara verir. Namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ır, zekâtı ver(erek nefsinin cimriliğini temizl)er. (Onlar ki) Antlaşma yaptıkları zaman sözlerini yerine getirirler. Sıkıntı, hastalık ve (savaş zamanı gibi) sıkıntılı hâllerde sabrederler. İşte onlar (Allah'a verdikleri âbd olma) sözüne sadık olanlardır. Yine onlar (Allah'a karşı) takvâ sahibi olanlar (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlar)dır.
لَيْسَ
Fiil-I
ل ي س
Değildir, yoktur
بِرٌّ
İsim
ب ر ر
İyilik
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
وَلّٰى
Fiil-II
و ل ي
Döndü, çevirdi, dönüp kaçtı, üstlendi, dost etti, yöneldi, yüz çevirdi
وَجْه
İsim
و ج ه
Yüz, vech, teveccüh
قِبَل
İsim
ق ب ل
Mukavemet, cihet, ön taraf, doğru (yön)
مَشْرِق
İsim
ش ر ق
Doğu
مَغْرِب
İsim
غ ر ب
Batı, batış yeri
لٰكِنّ
Harf-i istidrak
لٰكِنّ
Ancak, fakat, lakin, başka, hariç
بِرٌّ
İsim
ب ر ر
İyilik
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
اٰخِر
İsim
ا خ ر
Âhiret, son, ard (ardından gelenler vb.)
مَلَك
İsim
م ل ك
Melek
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
نَبِىّ
İsim
ن ب ا
Nebî
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
مَال
İsim
م و ل
Mal, sermaye
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
حُبّ
İsim
ح ب ب
Sevgi, muhabbet, aşk
ذُو
İsim
ذُو
Sahibi
قُرْبٰى
İsim
ق ر ب
Akrabalık, yakınlık, yaklaşma
يَتِيم
İsim
ي ت م
Yetim
مِسْكِين
İsim
س ك ن
Yoksul, fakir
اِبْن
İsim
ب ن ي
Oğlu, (Çoğulu اَبْنَٓاءَ: oğulları, çocukları)
سَبِيل
İsim
س ب ل
Yol
سَٓائِل
Etken fiil
س ا ل
İsteyen, soran, sorup isteyen
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
رَقَبَة
İsim
ر ق ب
Esaret altında bulunan, köle, boyun
اَقَامَ
Fiil-IV
ق و م
İkâme etti, korudu, ayağa kaldırdı, doğrulttu, dosdoğru yaptı
صَلٰوة
İsim
ص ل و
Namaz, salât, dua
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
زَكٰوةَ
İsim
ز ك و
Zekât, temiz olmak, temizlik
مُوفُون
Etken fiil-IV
و ف ي
Yerine getirenler
عَهْد
İsim
ع ه د
Ahid, söz
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
عَاهَدَ
Fiil-III
ع ه د
Antlaşma yaptı, söz verdi, ahd etti
صَابِر
Etken fiil
ص ب ر
Sabreden
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
بَاْسَٓاء
İsim
ب ا س
Darlıklar, sıkıntılar
ضَرَّٓاء
İsim
ض ر ر
Hastalık, sıkıntı, darlık, zarar
حِين
İsim
ح ي ن
Süre, vakit, an
بَاْس
İsim
ب ا س
Sıkıntılı, güç, azap, hınç, savaş, kuvvet, çekişme
اُولٰٓئِك
İşaret zamiri
اُولٰٓئِك
İşte onlar, işte, böylece
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
صَدَقَ
Fiil-I
ص د ق
Sözüne sadık oldu, doğru söyledi, yerine getirdi, sadakat gösterdi, gerçekleştirdi, sadık kaldı, tasdik etti
اُولٰٓئِك
İşaret zamiri
اُولٰٓئِك
İşte onlar, işte, böylece
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
مُتَّقِين
Etken fiil-VIII
و ق ي
Muttakiler, takvâ sahipleri