İbrahim, İsma'il'le beraber Ev'in temellerini yükseltiyor: "Rabbi'imiz, bizden kabul buyur, kuşkusuz sen işitensin, bilensin."
Kur'ân-ı Kerîm'in üslûbu, tasvîrî anlatımdır. Yani Kur'ân, olayları canlandırarak anlatır. Bunun için fi''illerin zaman kiplerini uygun biçimde kullanır. Meselâ geçmişteki veya gelecekteki bir olayı, şimdi cereyan ediyormuş gibi gözümüzün önüne getirmek ve bize seyrettirmek için geçmiş veya gelecek zamanı, geniş zaman kipiyle anlatır. Bakarsınız ki geçmişteki olay canlanmakta, gözünüzün önünde cereyan etmektedir. Bu âyetlerde Kur'ân, Hz. İbrâhîm'in, oğlu İsmâ'îl ile birlikte Ka'be'yi yaptığını anlatmaktadır. Hâdise binlerce yıl önce geçmiş bir olaydır. Fakat Kur'ân, bu geçmiş olayı, "İbrâhîm Ka'be'yi yaptı" şeklinde geçmiş zaman kipiyle anlatmıyor; "İbrâhîm, İsmâ'îl ile birlikte Ka'be'nin temellerini yükseltiyor" şeklinde, şimdiki zaman kipiyle anlatmağa başlıyor ve hemen sözü, sanki gözümüzün önünde Ka'be'yi yapmakta olan İbrâhîm'in ağzına koyuyor: "Rabbimiz, bizden kabul buyur, kuşkusuz sen, işitensin, bilensin!" Artık biz, İbrâhim'in, oğlu İsmâ'îl ile birlikte Ka'be'yi yapmakta olduklarını görüyor ve onların du'âlarını işitiyoruz. Artık olay eski değil, gözümüzün önünde geçen bir olaydır. Kur'ân, gelecekte vukubulacak bir olayı, cennette inananların, cehennemde nankör inkârcıları durumlarını anlatırken de genellikle gelecek zaman kipini değil, geçmiş veya şimdiki zaman kipini kullanır. Bu da olayın kesinlikle vukubulacağını gösterdiği gibi, aynı zamanda olayı karşımıza da getirir. Âdetâ cennetliklerin ni'met içinde sevinçlerini, cehennemliklerin azâb içinde kıvranışlarını seyrederiz. Kur'ân, görülen manzarayı, soyut bir anlamı, psişik bir durumu olduğu kadar insan karakterlerini, za'flarını ve meziyetlerini canlı tablolar halinde gözle görülür biçime sokarak anlatır. Çizdiği tablolara hayât verir. Bakarsınız ki o soyut anlam, biçimlenmiş; o insan karakteri cisimlenmiş; o geçmiş olay canlanmıştır. Canlanan olaylara bir de konuşma katınca sahnenin bütün elemanları tamamlanmış olur. Okuyucu veya dinleyici, olayın sergilendiği alana çekilir. Dinleyici, gördüğü manzara karşısında bunun okunan bir söz veya anlatılan bir mesel olduğunu unutur da, hareket eden kişilerin yaptığı olayları görür. Kur'ân'ın anlattığı kıssalar, onun ifâde stilinde hayâtın hikâyesi olmaktan çıkar da hayâtın kendisi olur. Kur'ân'ın bütün anlatımında bu tasvîrî ifâdeyi görürüz. İşte bu ifâde tarzında zaman kipinin çok önemi vardır. Onun kulandığı zamanları, genel ifâde tarzı içinde düşünmek ve değerlendirmek gerekir.