Biz, (önceki kitaplardan) bir ayeti (son kitapla) yürürlükten kaldırır veya unutturursak, ondan daha iyisini veya onun gibisini de (bu son kitapla) getirebiliriz. Sen, Allah’ın her şeye gücü yeten olduğunu bilmez misin? *
(*) Kur’an’da ki kimi ayetlerin “nesih” edildiğini (geçersiz kılındığını) iddia ederek, farkına varmadan Allah’a ve Kur’an’a iftira atanlar, referans olarak bu ayeti ileri sürüyorlar. Oysaki bu ayet ehl-i kitab’a bir cevap ayetidir. Ayette söz konusu edilen şey, Kur’an’daki herhangi bir ayetin iptal edilmesi değil, Tevrat ve İncil’deki bazı hükümlerin yerlerine Kur’an’la yeni hükümlerin getirildiğidir; yani daha önceki kitaplarda yer alan kimi hükümlerin değiştirilmesidir. Yine aşağıda da belirtildiği gibi çok önemli bir mesele olan Kur’an’daki nesih olayı ile ilgili Hz. Peygamberden zayıf bile olsa bir hadisin bulunmaması, neshi iddia edenlerin ne kadar büyük bir hata ve yanılgı içinde olduğunu da açıkça göstermektedir. Yine aşağıda metni bulunan (زهرة التفاسير)’’Zuheretüt-Tefasir’’adlı eserde de geçtiği gibi, (مَا نَنسَخْ) ‘’ma nensah ’’üzerindeki (ما)‘’ma’’harfi, şart edatı olup neshin olduğunu veya olacağını asla bildirmiyor, belki Allah dilerse, bunu yapabilir’’ diye şeklinde anlaşılıyor. Çünkü burada ‘’nesih ettik veya unutturduk ve yerine yenisini getirdik’’ denilmiyor. Bilakis buradaki şart edatı olan (ما) harfi cümleye nesheder veya unutturursak’’ şeklinde bir anlam katıyor. Bu nedenle şayet nesh olursa o da yeni kitapla/Kur’anla önceki kitaptan Tevrat’tan nesih söz konusu olabilir. Yani Kur’an’da nesih edilen hiçbir ayet yoktur. Ayrıca ünlü müfessir Ebu Müslim bu âyetin neshe delil gösterilemeyeceğini üç maddeyle özetler: 1) Burada sözü edilen âyetler Tevrat ve İncil’de yer alan Cumartesi yasağı, doğuya ve batıya yönelerek ibadet gibi hükümlerdir. 2) Neshin anlamı “istinsah”, yani ilâhî Kelâm’ın Levh-i Mahfuz’dan aktarılmasıdır. 3) Bir şart-cevap cümlesi olan bu âyet Kur’an’da neshin vuku bulduğuna değil, olması hâlinde daha iyisinin ikamesine delildir (Nkl: Râzî). Bu âyetin ait olduğu pasaj, daha önce kendilerine vahiy ile hitap edilen toplulukların ilâhî kelâma sırt çevirmeleri ve buna da gerekçe üretmelerinin anlatıldığı bir pasajın hemen ardından gelmektedir. Açıktır ki âyette, Yahudilerin Hz. Muhammed’e gelen mesaja sırt dönme gerekçeleri çürütülmektedir. Dolayısıyla burada söz konusu olan nesih Kur’an’ın herhangi bir âyetinin neshi değil Tevrat’ta bulunan bazı hükümlerin neshidir. Âyetin bağlamı (105 ve 108) ve nüzul sebebi bunu doğrulamaktadır (bkz: İbn Âşûr). Yine bu pasajda ortaya konulan prensip -Kitâb-ı Mukaddes öğretisinin, yerini Kur’an’ın getirdiği öğretiye bırakması- birçok Müslüman alimin yanlış yorumlarına sebep olmuştur. Bu bağlamda kullanılan âyet (“mesaj”) kelimesi, aynı zamanda Kur’an’ın bir “hükmü”nü ifade etmek için de kullanılmaktadır (çünkü bu hükümlerin her biri bir mesaj taşır). Âyet terimini bu sınırlı anlamda alan bazı alimler, yukarıdaki pasajdan, Kur’an’ın bazı ayetlerinin vahiy tamamlanmadan önce Allah’ın talimatı ile “nesih” edildiği (yürürlükten kaldırıldığı) sonucunu çıkarmaktadırlar. Bu iddianın -ki, yazdıklarını tashih için ikinci defa okurken bazı bölümleri atan veya başkaları ile değiştiren herhangi bir yazarı akla getirmektedir- saçmalığının yanı sıra, Kur’an’ın herhangi bir ayetinin “nesih”edilmiş olduğunu bildiren tek bir Hadis bile bulunmamaktadır. Sözde “nesih doktrini”nin temelinde bazı eski müfessirlerin Kur’an’ın bir pasajını diğeri ile uzlaştırmadaki yetersizlikleri yatmaktadır: Söz konusu ayetlerden birinin “neshedildiği” yargısına vararak altından kalkılmaya çalışılan bir yetersizlik. Bu keyfî değerlendirme, “nesih doktrini”nin taraftarları arasında kaç Kur’an ayetinin ve hangilerinin neshedildiği, ayrıca bu sözde nesih ile, söz konusu ayetin Kur’an’ın tertîbinden tamamen çıkarıldığı mı yoksa yalnızca o ayet ile konulan özel hükmün veya beyanın mı iptal edildiği konusunda neden hiçbir görüş birliği olmadığını da açıklamaktadır. Kısacası, “nesih doktrini” hiçbir tarihsel olguya dayanmamaktadır ve bu nedenle reddedilmelidir. Diğer taraftan, yukarıdaki Kur’an pasajını yorumlamadaki zahirî güçlük, âyet teriminin “mesaj” olarak anlaşılması ve bu ayetin, Yahudilerin ve Hristiyanların Kitâb-ı Mukaddes’in yerini alan herhangi bir vahyi kabul etmediklerini ifade eden önceki pasaj ile bağlantılı olarak okunması halinde derhal ortadan kalkar: çünkü onu bu şekilde okumamız halinde, neshin, bizzat Kur’an’ın herhangi bir bölümü ile değil, sadece geçmiş ilahî mesajlar ile ilgili olduğunu görürüz. (M. Esed. Meal Açıklaması) Özetle, Ehl-i kitaba cevap olan bu âyet, Tevrat’ taki bazı hükümlerin yerine yeni hükümlerin getirildiğini ifade eder, kıblenin yönünün değiştirilmesi gibi… مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أو نُنسِها": = ما نلغي ونمحو من آية أي من كتاب كالتوراة أو الإنجيل لأنها قد حُرِّفت عبر الزمن، أو نتركها تُنسى بسبب تحريف الشيطان لمعناها ا.نأت بخير منها أو مثلها - نأتِ بآية أخرى بواسطة رسولٌ آخر خير من تلك الآية الباطلة الّتي حُرِّفت، أو نُعيدُ تنزيلها من جديد مع رسول آخر إذا كانت قد انتَسَت لأن معناها قد حُرِّف ولم يُعمل بها. لذلك أكمل تعالى آية (106) والآية الّتي تليها آية (107) بقوله فيها: "أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، الخ ( (ما هو مفهوم النسخ في القرءان الكريم، وهل يوجد ناسخ ومنسوخ؟ (1))-- ولكن هل الآية تدل على وقوع النسخ، أو تدل فقط على جوازه على فرض تفسير الآية بالآية القرآنية نقول إن الآية تدل على الإمكان لا على الوقوع؛ لأن النص السامي بشرط وجواب هذا الشرط - إذ إن " ما " من أسماء الشرط جزم به ننسخ وجوابه: (نَأْتِ بِخَيْرٍ منْهَا أَوْ مِثْلِهَا) فهي دالة على الإمكان لَا على الوقوع بالفعل،- فالآية لَا تدل على وقوع النسخ، ولا على لزومه (زهرة التفاسير- محمد ابوزهرة) فالمنسوخ هو في التوراة والناسخ لتلك الأحكام هو القرآن ...لَمّا نزل قوله تعالى في سورة الأنعام {وَعَلَى الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ...إلخ}. ونظير هذه الآية في سورة النحل قوله تعالى {وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُواْ إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ } ، فقوله تعالى {وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ} يعني إذا بدّلنا حكم آية في القرآن مكان آية في التوراة {قَالُواْ} اليهود {إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ} يا محمّد لأنّك تأتي بأحكام لا تنطبق مع أحكام التوراة .فالقرآن ليس في أحكامه تبديل وتغيير كما يظنّ المسلمون ، والشاهد على ذلك قوله تعالى في سورة الأنعام { وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ وَلَقدْ جَاءكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ} { مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ } [البقرة:106] الآية التي لم يرد حديث نبوي واحد يقول أنها تؤول بنسخ الأحكام والنصوص والقرآنية ، والتي ما كانت إلا في سياق الحديث عن نسخ كتب السابقين وإحلال القرىن محلها،أما ما نجده في كتب المفسرين هي أقوال غير معصومة لا تردّ رأيها إلى قول معصوم ولا يمكن الاعتماد عليها في أمر جلل كهذا ، فالنسخ بصورته التي يعتقدها مثبتي النسخ أمر عظيم يحذف ويثبت ويزيد وينقص في كتاب الله فإن لم يكن ذلك بقول المعصوم الذي نزل عليه الوحي فلن يقبل البتة. -- أما الآية "مَا نَنسَخْ مِنْ آيَةٍ.." فلا تتحدث عن إلغاء آيات القرآن بعضها البعض، بل عن إلغاء آيات القرآن لأحكام التوراة والكتب السماوية السابقة. لقد كره اليهود أن يُنـزّل على رسول اللّه صلى الله عليه وسلم أحكام تلغي أحكام التوراة، كاستقبال بيت المقدس مثلا، فاللّه تعالى يرد على حسدهم هذا، مؤكدًا أنّ الآيات التي يلغيها من التوراة أو الكتب السماوية السابقة، يأتي بخير منـها، وأن ما ينساه أهل الكتاب من كتبـهم، التي لم يَعِد اللّه بحفظها، يُنـزل اللّه في القرآن العظيم خيرًا منـها. فلماذا ينـزعج اليهود من هذا، مع أن التوراة تنص أنـها شريعة موقتة (لا نسخ في القرآن الكريم (لا يوجد ناسخ ولا منسوخ في القرآن) ؟