“Size Rabbimin vahiy ile gelen buyruklarını tebliğ ediyorum. Ve ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.”
Aynı ifadeyi Hz. Nuh da kullanmıştır. “Size Rabbimin vahiy ile gelen buyruklarını tebliğ ediyorum” demek, “bu anlattıklarıma kendi düşüncelerimi katmıyorum” demektir. “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim” ifadesi bu ayetle beraber Kur’an’da altı kez zikredilmiştir. 26/107’de Hz. Nuh, 125’te Hz. Hud, 143’de Hz. Salih, 162’de Hz. Lût ve 178’de Hz. Şuayip peygamberler kullanmıştır. Demek anlatılanların tek başına doğru olması yetmiyor, anlatanın da doğru ve güvenilir olması gerekiyor. Hz. Muhammed için “emin, güvenilir” vurgusu bu anlamda çok önemlidir. Bugün dünyanın geldiği noktada Kur’an’daki evrensel ahlâkî mesajlara şiddetle ihtiyaç duyulmasına rağmen İslam’ın ilgi görmemesinin temelinde “din adamları” diye adlandırdığımız -genelleme yapmıyorum- kesimin ve takipçilerinin payı var mıdır? Hz. Peygamber'in çağrısının getirdiği ahlakî ve manevî disipline uymak konusunda Müslümanlar olması gereken yerde midir? Yani İslam’ı sözde tebliğ için yola çıkanlar İslam’ın önünde bir model midir yoksa engel mi? Öyle ya, her mümin erişebildiği herkese güvenilirlik vasfıyla inandıklarını tebliğ etmekle yükümlüdür. Bu konuda biraz düşünmemiz gerekmez mi?