Sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan,(10) sonra da Arş üzerine kurulan(11) Allah'tır. O, gecenin örtüsünü, onu peşi sıra kovalamakta olan gündüzün üstüne atar.(12) Güneşi, Ayı ve yıldızları da O emrine boyun eğmiş olarak yarattı. Bilin ki, herşeyin yaratılışı da, idaresi de Ona aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı ne yücedir!
(10) Göklerin ve yerin var olmadığı bir zamanda söz konusu olan “gün” kavramının, bugünkü dünyamızın yirmi dört saatlik günleriyle bir ilgisinin bulunmayacağı açıktır. Burada, göklerin ve yerin yaratılışındaki altı ayrı aşamaya işaret edilmektedir ki, bu konuda Fussılet Sûresinin (41) başlarında daha fazla bilgi gelecektir.(11) Bu deyim, bir hükümdarın tahtına yerleşerek egemenliğini icra etmesini ifade etmektedir. Kur’ân’da yer yer geçen buna benzer deyimler, Âl-i İmrân Sûresinin başında da geçtiği gibi, “müteşabihat” içinde yer alırlar ki, bunların “muhkem âyetler” adı verilen âyetlere göre anlamlandırılmaları gerekir. (Bk. 3:7 ve dipnotu.) Muhkem âyetler ise, Allah’ın hiçbir şeye benzemediğini, her türlü eksiklik ve kusurdan yüce olduğunu açıkça bildirmektedir. Bu bakımdan, âyetteki ifadenin, bizim dünyamızın cinsinden bir tahtı ve bizim bildiğimiz şekilde bir tahta çıkma işlemini anlatmadığı açıktır. Şu kadar var ki, Allah’ın sıfatlarını ve fiillerini anlayabilmemiz için, bizim elimizde ölçü teşkil edebilecek ve bir fikir verebilecek şeyler de, bizim dünyamıza ait kavramlar olacaktır; aksi takdirde biz hiçbir şey anlayamayız. Allah’ın herşeyi işittiğini biliriz; ama bu bizim işitmemiz gibi değildir. Allah’ın herşeyi gördüğünü biliriz; ama bu bizim görmemiz gibi değildir. Allah’ın Arşa kurulması da böyledir; Kur’ân bununla bize, Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan sınırsız egemenliğini anlatmaktadır. Tahtına kurulmuş bir hükümdar kendi ülkesinde nasıl saltanatını icra ederse, Allah da bütün göklerde ve yerde, bütün kâinatta, dünyada ve âhirette, görünen ve görünmeyen âlemlerde, herşeyi kuşatan sonsuz ilim, irade ve kudretiyle hükmünü icra etmektedir. Bununla beraber, Arş sözcüğünün sadece temsilî bir kavramdan ibaret olmadığı ve bir hakikatinin bulunduğu da dikkatten uzak tutulmamalıdır. İlk dönem bilginleri bu konuda yoruma girmez, “Kur’ân ve Hadiste geçen arş veya Allah’ın eli gibi sözcüklerin bir hakikati vardır; ancak bunların ne olduğunu bilemeyiz” derlerdi. Daha sonraki dönemlerde, Allah’ı diğer varlıklara benzeten ve Ona bizim anladığımız mânâda el, ayak, cisim gibi şeyler yakıştıran sapık akımların meydan bulması karşısında, halkın inançlarını sağlama almak isteyen bilginler ise, müteşabih âyetler konusunda tevil yolunu açmışlar, meselâ “arş” sözcüğünün egemenlik anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bu da, hiç kuşkusuz, geçerli bir yorumdur; ancak, Kur’ân’ın anlatımındaki canlılığı yansıtamadığı da bir gerçektir.(12) Kur’ân bu âyetinde bize Dünyayı uzaydan seyrettirmekte ve Dünyanın bir tarafında geceyi kovalamakta olan gündüzün, başka bir tarafta da gece tarafından örtülüşünü göstermektedir. Gece ile gündüzü ayıran iki ayrı hat, Dünya döndükçe onun etrafını böylece birbirinin peşi sıra dolaşır, durur. Bu konuda 36:37’de ayrıntı gelecektir.