Rabbinize alçak gönüllü olarak[¹¹⁹⁵] ve derin bir acziyet duygusu içinde yalvarın![¹¹⁹⁶] Şüphesiz O haddi aşanları sevmez.
[1195] Tadarru‘an, muhtemelen nüzûl sürecinde ilk burada geçer. Hayvanın süt dolu memesi yere en yakın organ olduğu için dar’ adını alır. Dikenli bir çöl bitkisi olan şibrık, iyice kuruduğu zaman darî’ ismini alır (Lisân, şibrık md.). Ona bu adın verilmesinin nedeni, develerin onu dikenlerinden etkilenmeden koparmak için başlarını yere yatırmaları olsa gerek. Dara‘a kökünden gelen sekiz kelimenin tümü de Mekke döneminin sonlarında indirilen A’râf, En’âm, Ğâşiye ve Mü’minûn sûrelerinde yer almıştır. Dilimize “tazarru ve niyaz” biçiminde girmiş olan sözcüğe bu bağlamda verilebilecek en uygun anlam “alçak gönüllü” olacaktır. (Aynı kökten gelen darî’in âhirete ilişkin kullanımına dair bir not için bkz: 88:6, not 4.)
[1196] Hufyetene verdiğimiz karşılık (Krş: 11:70), sözcüğün “acziyetini bilmekten dolayı oluşan korku” anlamına gelen havf köküne dayanır. Haşyetle farkı için bkz: 10:62, not 83. Burada söz konusu olan yalınkat bir “korku ve endişe” değil, insanın kendi acizliğini ve yetersizliğini bilme duygusudur.