(Cennet ehli cennetin kapısından girip selamete ererler, ağaçlarının) Altından ırmaklar akan cennetin eşsiz güzelliklerine hayran kalıp seyrederlerken, kalplerinde (birbirlerine karşı) kin ve dargınlıktan ne varsa söküp atmış oluruz! (*) (Kalpleri birbirlerine karşı muhabbet ile dolan cennet ehli, Rablerine karşı şükranlarını:) "Hidayetiyle bizi bu nimete kavuşturan Allah'a hamdolsun eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi biz kendiliğimizden hidayete eremezdik, şüphe yok ki Rabbimizin peygamberleri hak ile geldiler, (biz de onların irşadı ile hidayete erebildik.)" diye dua ve niyaz ederek dile getirirler. (Bunun üzerine) Onlara "İşte (dünyadayken) yapmış olduğunuz salih amellerin karşılığında varis kılındığınız cennet budur" diye nida olunur. (Cehennem ehlinin durumuna gelince)
(*) (Artık onlar dünyadayken aralarında geçen üzücü olayların hepsini unutmuşlardır, kalbleri saf ve temizdir birbirlerine karşı muhabbet doludur.. Evet.. onların dünyadayken başlangıçta; "Ben", "Ben" diyerek besleyip büyüttükleri benlik devesi, -dünyada ve kabirde- mum haline gelmiş ve sırat köprüsünden geçerken, cehennemin ateşinde eriyerek incelmiş iplik olmuş ve ancak bu sayede cennet kapısından (iğne deliğinden) geçebilmişler ve Rableri onlar, cennetin eşsiz güzelliklerini seyre dalarken de, kalplerinde kalan son benlik kırıntılarını söküp atmıştır. Artık onlar için "Ben" kavramı yoktur. Çünkü onlar "Biz” deryasında birlik olmuşlardır, böylece dünyadayken tam gerçekleşemeyen "mümin müminin kardeşidir!" düsturu cennette tamamlanabilmiştir...)