close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

A'râf Sûresi 172. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iż eḣaże rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim żurriyyetehum veeşhedehum ‘alâ enfusihim elestu birabbikum(s) kâlû belâ(*) şehidnâ(*) en tekûlû yevme-lkiyâmeti innâ kunnâ ‘an hâżâ ġâfilîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Hani Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini izhar etmişti de kendilerini kendilerine tanık tutarak ben, Rabbiniz değil miyim demişti; onlar da evet, tanığız, Rabbimizsin demişlerdi. Bu da kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz.
Bilginler arasında bu ızhar edip tanık tutma keyfiyeti hakkında aykırılıklar vardır. Bâzılarına göre Tanrı, Âdem Peygamberin soyunu, onun sulbünden, zerreler halinde çıkarmış, onları kendisine gösterip yalnız bana tapmaları ve şirk koşmamaları için ahid alacağım dedikten sonra zerrelere, ben sizin Rabbiniz değil miyim demiş, onlar da evet, tanığız, gerçekten de Rabbimizsin demişler, bu ahde melekleri de tanık tutmuştur.Tanrı, o zerrelere anlayış ve akıl vermiş, Tanrının hitabını duyup anlamışlar, sonra tekrar onları Adem'in sulbüne reddetmiştir. Sonradan herkes, vakti gelince dünyaya gelir. Müslüman olan, yaratılışa uymuş demektir, kafir olansa yaratılışı bozmuş, değiştirmiştir. Müfessirler, bu hususta birçok sözler söylemişler, hatta ayeti tevil edenler de bulunmuştur. Bazıları ise Tanrı, Adem'in demedi, Ademoğullarının dedi, sırtından demedi, sırtlarından dedi, zürriyetini demedi, zürriyetlerini dedi, sonra da "Bizim bundan haberimiz yoktur dememeniz, yahut da ancak atalarımız şirk koştu önce ve biz, onlardan sonra gelmiş bir soyuz; bizi de o boş ve asılsız işlerde bulunanların amelleri yüzünden helak mi edeceksin gibi bir söz söylememeniz içindi" buyurmuştur. Aynı zamanda ahdalmak, unutturmak için olamaz demişlerdir. Bunlarca Allah, Ademoğullarını, babalarının bellerinden, analarının rahimlerine ihraç etmiş, sonra onları dünyaya getirmiş, onlara yaratışının eserlerini, varlığının delillerini göstermiş, adeta kendilerini kendilerine tanık tutarak rabbiniz değil miyim demiştir; bu da kıyamet günü özür getirmemeleri içindir (Mecma, 1, 461). Sufilerin de bu hususta çeşitli sözleri vardır. Onlarca Ademoğulları, akla mensup babalarındayken, yani akıllar alemindeyken, Tanrı, kendilerine nurani hüviyetlerini göstermiş, onlar, misal aleminde Tanrıyı tasdik etmişlerdir. Yahut her zerrenin meleküti bir dili vardır, her varlık, mazhariyetine uymakla kendisini yetiştirip, istidadına göre geliştiren rabbini her an tasdik edip durur (Molla Muhsin Feyz: Tefsir-Safi, s. 174).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Hani o vakit Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini (bütün insanların ruhaniyetlerini huzuruna) almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (Size vücutlar, çeşitli imkân ve fırsatlar verip dünyaya gönderirsem, Bana iman ve itaat eder misiniz? demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), biz şahit olduk" (ve söz veriyoruz) demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Rabbin Âdemoğullarından, onların birbiri arkalarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. “Evet, buna şahidiz” demişlerdi. Bunu böylece hatırlatıyoruz ki, kıyamet gününde “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz,
Ahmet Tekin
swap_vert close
Rabbinin, gelecek nesillerinin dinî, ahlâkî ve insanî eğitimi ile ilgili, sorumluluklarını da sırtlarına yükleyerek Âdemoğulları'ndan, kendisini tanıma, iman, kulluk, ibadet ve mükellefiyet taahhüdü aldığını ve onları kendilerine, birbirlerine şahit göstererek: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğinde: “Elbette Rabbimizsin, seni Rab tanıdığımıza, iman ettiğimize, sözleşmemizdeki ortak taahhüdümüze, Allah'a iman, kulluk, ibadet ve sorumluluk bilincimize biz de şâhidiz" dediklerini insanlara hatırlat. Bunlar kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik" diyerek itiraz edememeniz içindir.
bk. Kur’an-ı Kerim, 2/128, 6/133; 10/83; Tefsîru Ebüssuûd, 3/289-290; ed-Dürrü’l-Mensûr, 5/511-514. Bir sözleşmede asgari iki taraf vardır. Taraflar, hür iradeye, özgürce seçme hak-kına sahip olmadıkça, sözleşmeden bahsedilemez. Bu âyette Allah kullarına, “- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyerek, daha yaratılış sırasında kullarının hür iradesini, özgürce seçme hakkını hürriyetini peşinen tescil ediyor. Dikkatle incelendiği takdirde peygamberlerin mücadelelerinin baştan sona hürriyet mücadelesi olduğu açıkça görülür.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Hani Rabbin Adem oğullarının sırtlarından soylarını (zürriyetlerini) almış ve onları kendi kendilerine karşı şahit tutmuştu: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Evet, Rabbimizsin. Buna şahidiz" demişlerdi. Kıyamet gününde: "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye.
Ali Bulaç
swap_vert close
Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' (demişti de) onlar: 'Evet (Rabbimizsin), şahid olduk' demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: 'Biz bundan habersizdik' dememeniz içindir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Hatırla ki, Rabbin, Âdemoğullarının sulblerinden zürriyetlerini çıkarıp da onları nefislerine karşı şâhid tutarak; “-Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye buyurduğu vakit onlar da; “- Evet, Rabbimizsin, şâhid olduk”, demişlerdi. Bu şâhid tuşumuzun sebebi, kıyamet günü, bizim bundan haberimiz yoktu, dersiniz diyedir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve hatırla ki; Rabbin Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini aldı. “Ben, Rabbiniz değil miyim?” diye onları kendi nefislerine karşı şahit tuttu. Onlar: “Evet, Sen Rabbimizsin. Biz buna şahidiz” dediler. (Böyle şahit tuttuk ki) Kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” demeyesiniz!
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Hani kıyamet gününde, “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye, Rabbin, Âdemoğulları'ndan, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhit tuttu ve dedi ki: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da, “Evet, buna şâhit olduk” dediler.[145]
[145] Elest Bezmi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VII, 398-399.  
Besim Atalay
swap_vert close
Hani Tanrın, Âdem oğullarının nesillerini sırtlarından çıkarmıştı, kendilerine onları tanık tuttu, «Ben Tanrınız değil miyim?» dediğinde onlar: «Evet biz tanıkız, Tanrımızsın !» dediler, kıyamet günü: «Siz bunu anlamadık demiyesiniz»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kıyamet gününde: “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz diye, hani Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkarmış ve onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim (demişti)?” Onlar da: “Evet (Rabbimizsin) şahit olduk” demişlerdi. 
Bkz. 5/7 ve dipnotu, 57/8“Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet, rabbimizsin” şeklindeki karşılıklı konuşma hakkında farklı yorumlar yapılmıştır. Bu sözün ezelde mi, ana rahminde mi yoksa sorumluluk yaşına gelen insanın Müslüman olduğuna karar vermesiyle mi verildiği bilinmemektedir. Ancak, Kur’an’da çokça görülen, Allah’ın yaratıcı eylemini ve insanın da buna varoluşsal tepkisini dile getirmek için kullanılan temsîlî ifadeler de bulunmaktadır. Bu konuşma da onlardan bir tanesi olabilir. Ya da metaforik bir anlatımla; Allah'ın, insanı yaratırken -ki ayette bellerinden zürriyetlerin çıkarmasına vurgu yapılıyor- onun künhüne Yaratıcıyı idrak etme eğilimi yerleştirdiğini de ifade etmiş olabilir.  
Cemil Said
swap_vert close
Düşününüz ki rabbiniz benî âdemden tekmîl zürriyetlerini çıkardı ve ânlara şehâdet itdirdi "Sizin rabbiniz değil miyim" didi "Evet şehâdet ideriz" didiler. Bunı yapdık tâ ki kıyâmet güninde "Gâfil idik" dimiyesiniz.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
172,173. Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Rabbin Âdemoğulları’ndan -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp bunları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz;
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.  
 Bu âyette geçen «kâlû belâ» ifadesi hakkında, bunun ezelde mi, ana rahminde mi, yoksa bülûğ çağında mı olduğu hususunda çeşitli görüşler vardır. Bu konuda geniş bilgi için Muhammed Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eserine (cilt 4, s. 2323-2333) bakılması tavsiye olunur.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: "Ben, Rabbiniz değil miyim?" "Evet, tanıklık ediyoruz," derler. Böylece diriliş günü, "Biz bundan habersizdik," diyemezsiniz
Dili geçmiş zaman kipi Arapça'da çeşitli amaçlarla kullanılır. Biz, anlamı dikkate alarak ayeti çevirdik. Buradaki diyalog "lisan-i hal" iledir. 41:11 ayetiyle karşılaştırınız.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediği vakit, "pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz" dediler. (Bunu) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." demeyesiniz diye (yapmıştık).
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hem rabbın: Beni Âdemden, bellerinden zürriyyetlerini alıb da onları nefislerine karşı şâhid tutarak «rabbınız değilmiyim» diye işhad ettiği vakıt, «evet» dediler: «şâhidiz», Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Hani, Rabbin Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkarıp, onları kendilerine karşı şahit tutarak (şöyle buyurmuştu:) “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da, “Evet, şahidiz (tasdik ve ikrar ediyoruz ki Sen bizim yegâne Rabbimizsin)” demişlerdi. (Böyle yaptık ki) hesap gününde, “Biz bundan (bu misaktan) gafildik/bizim bundan haberimiz yoktu (bu hususta uyarılmadık)” demeyesiniz!
Erhan Aktaş
swap_vert close
Kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik.” demeyesiniz diye Rabb'in, âdemoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı ve onları kendilerine tanık yaptı. Ben sizin Rabb'iniz değil miyim? dedi. “Evet, Rabb'imizsin, tanıklık ediyoruz.¹” dediler.
1- Bu ayet, mecaz/alegori bir anlatımla; Allah'ın, insanı yaratırken onun benliğine, yaratıcıyı idrak etme eğilimi yerleştirildiğini ifade etmektedir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Hani Rabbin Âdem oğullarından, onların sırtlarından zürriyyetlerini çıkarıb kendilerini nefslerine şâhid tutmuş, «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (demişdi). Onlar da: «Evet, (Rabbimizsin), şâhid olduk» demişlerdi. (İşte bu şâhidlendirme) kıyamet günü «Bizim bundan haberimiz yokdu» dememeniz içindi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden zür riyetlerini çıkarıp da onları kendilerine karşı şâhid tutmuştu (ve buyurmuştu ki:) “(Ben) sizin Rabbiniz değil miyim?” (Bütün ruhlar) قاَلُو بَلٰي (dediler ki:) “(Evet! Sen bizimRabbimizsin!) Şâhid olduk!” Tâ ki kıyâmet günü: “Doğrusu biz bundan habersiz kimselerdik!” demeyesiniz.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Hani Rabb’in, Âdemoğullarının (insanların) bellerinden (kıyamete kadar), onların nesillerini alıp yaratır. (Bununla birlikte hem fıtrat gereği Rabliğini kabul edebilecek şekilde onlara akletme, düşünme, idrak ve iman etme özelliklerini verir, hem de onlar dünyada bir insan olarak var oldukça her birini gönderdiği mesaj ve elçiler aracılığıyla muhatap kabul eder.) Ve onları kendi nefisleri hakkında şâhit tutarak, “Ben Rabb’iniz değil miyim?” diye sorar. (Onlardan kimisi fıtratları gereği lisân-ı hâl ile kimisi de hem lisân-ı hâl, hem de özgür iradelerinin bir tecellisi olan lisân-ı kâl ile) “Elbette! (Sen bizim Rabbimizsin, biz de buna) şahidiz!” derler. (Ve bu olay, kıyamete kadar dünyaya gelen her insan için yaşanır.) İşte (bunu böylece hem fıtratınıza yerleştiririz, hem de gönderdiğimiz elçiler vasıtasıyla buna dair mesajlarımızı tebliğ ederiz ki) bu, kıyamet günü, ’Bizim bundan (bu misak ve ilahi mesajlardan bir) haberimiz yoktu’ (dünyada iken bize ilahi bir mesaj ulaşılmadı, tebliğ edilmedi, suçumuz nedir?) demeyesiniz diye.*
(*) Bu ayetle ilgisi olmayan bazı rivayetlerden yola çıkılarak, Kur’an’ın hiçbir ayetinde ima dâhi edilmeyen bir âlem tasavvur edip Allah’ ın orada insanları dünyaya gelmeden evvel Âdem’in sulbundan zerreler halinde yaratıp onlardan misak aldığını iddia etmek körü körüne taklitten başka bir şey değildir. Yani 172. ayet ruhlar alemi diye uydurulan safsatalarla hiçbir alakası yoktur. Bu hayali âlemden yola çıkılarak diğer bazı ayetlerin tefsir edilmeye çalışılması da başka bir hatadır. İşte burada Âdem oğullarının bellerinden çıkan ve ana rahminden doğan insan konu ediliyor. Yani yüce Allah bu ayetle, dünyaya gelen her insanoğlunun fıtratına ya da doğasına kendisinin varlık ve birliğini tanıma, kavrama ve dolayısıyla kendisine inanma yeteneğini yerleştirdiğine, iç ve dış âlemde de kendi varlığına ve birliğine kılavuzluk edecek birçok kanıtlar yaratmış olduğuna ve bunlarla beraber mesajlarını tebliğ eden elçiler vasıtasıyla insanlardan böyle bir misakı aldığına vurgu yapmaktadır. Böylece kimisi sadece lisân-ı hâl ile (fıtrat duygusu ile) kimisi de hem lisân-ı hâl, hem de lisân-ı kâl ile (yani kendilerine tebliğ edilen ilahi mesajlar ve peygamberler aracılığıyla) bunu kabul etmişlerdir. Şu hâlde yüce Allah, her insanı, hem iman etmesi için yeterli zihnî ve psikolojik donanıma sahip kılmakta, hem de iç ve dış âlemde kendi varlığına ve birliğine kılavuzluk edecek birçok kanıtlar yaratmaktadır. Yani yüce Allah akıl, kavrama ve düşünme yeteneğini vererek insanı, çevresine ve kâinat kitabına bakarak bunların bir Rabb’inin olduğunu idrak edecek, “belâ/evet”diyecek potansiyelde yaratmaktadır. Bu nedenle gerçekten ilahi mesajların tebliğini alan insan için kıyamette hiçbir mazeret kalmayacaktır. İşte sözleşmeden murat budur. Bu nedenle ‘’Kâlü belâ’’ konusundaki geleneksel inanış doğru olmadığı gibi, Kur’an’ın genel mesajıyla da bağdaşmamaktadır. Çünkü Kur’an’a göre insan dünyaya gelmeden, aklı olgunlaşıp rüşd çağına ermeden ve elçiler vasıtasıyla ilahi mesajların tebliğini almadan kıyamet gününde sorumlu tutulmaz... Ayrıca ayetin orijinalindeki fiillerin tümü geçmiş zaman kipiyle ifade edilmiş olup bu cümlede geçen (اخذ) ehaze fiilinin Türkçedeki tam karşılığı “aldı” sözcüğüdür. Ancak insanların yeryüzüne gelişi herhangi bir zaman diliminde olmuş bitmiş bir şey değildir; insanoğlunun yeryüzündeki sorumluluk sınavı son insan nesline kadar, yani kıyamette kadar devam edecek bir süreçtir. Dolayısıyla ayette geçen “ehrace”, eşhede, kalu ve şehidna’’ gibi kelimelerin geçmiş fiil kipleri olsalar bile, bu durum kıyamette kadar devam edeceğinden, bunları geniş fiil kipinde değerlendirmek gerekir. Zira bu fiillerin ayette mazi/ (geçmiş] kipiyle kullanılmış olması, anlatılan olayların gerçekleşmesinin kesinliğini vurgulamak içindir. Zaten bu tür ifadeler Kur’an da çoktur. İşte Araf-172. ayetteki fiil kipleri de bunlar gibidir…Ayrıca İsmail Yakıt’ın Meal Açıklamasının son bölümünde ise şöyle deniliyor…Kısaca insan fıtratının temelinde “Tevhide dayalı Tanrı inancı fikri” mündemiçtir. İnsanoğlu dünyaya geldiğinde aklını kullandıkça aşama aşama fıtratının gereği o inanca varmaya çalışır ve O’nu arar. Nitekim Kur’an’daki Hz. İbrâhim kıssasında görüldüğü gibi, yıldızlar, ay ve güneşin ilah olamayacağının akli kıyaslarla vurgulanması gibi. Aksi takdirde insanoğlu, aile ve eğitim vb yollarla farklı inançlara şartlandırılabilir. Nitekim Hz. Peygamber’in, “Her insan fıtrat üzere doğar. Anne babası onu Yahudi veya Hıristiyan yapar…” hadisiyle ifade etmek istediği budur. O hâlde Kur’an’a göre tek Tanrı inancı doğuştan gelen bir inançtır. Bunu, “Genetik Psikoloji”nin ünlü siması C. G. Jung’un şu ifadesinde de görmekteyiz: “Her çocuk, anasından, Tanrı fikri empoze edilmiş bir arketiple doğar...” (alıntı) Özetle, bu ayet, hem mecaz bir anlatımla; Allah’ın, insanı yaratırken onun benliğine, yaratıcının varlığını idrak etme eğilimi yerleştirildiğini hem de mesajlarını tebliğ etmek üzere gönderdiği elçiler vasıtasıyla insanlardan böyle bir misakı almakta olduğunu ifade etmektedir. Yani insan farkına bile varmadan lisan-ı hâl ile Rabbini ve kendisini yaratıp yetiştirenini itiraf ediyor. Ama bu itirafını lisa-ni hâl ile olduğu gibi lisan-i kal ile de, yani özgür iradesiyle de eyleme dökmedikçe mesuliyetten kurtulamaz. Ayrıca Zemahşeri de bu durumun temsilî bir dille anlatılmış olup şöyle diyor: O, sanki insanlara, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” diye sormakta, onlar da “evet” diyerek bunu tasdik etmektedirler. İnsanın doğasındaki iman kabiliyeti bu âyetlerde temsilî bir dille anlatılmış bulunmaktadır (Zemahşerî, II, 103) Bkz: ( وأشهدهم على أنفسهم ألست بربكم) فيه قولان..احدهما أنه قال لهم: ألست بربكم على لسان الأنبياء بعد أن كملت عقولهم.... ( النكت والعيون تفسير الماوردي ) وقيل: هي مخصوصة فيمن أخذ عليه العهد على ألسنة الأنبياء.(تفسير القرطوبي) - بيَّن اللَّه هنا هداية بنى آدم بنصب الأدلة فى الكائنات، بعد أن بيَّنها عن طريق الرسل والكتب، فقال: واذكر - أيها النبى - للناس حين أخرج ربك من أصلاب بنى أدم ونسلهم وما يتوالدون قرنا بعد قرن، ثم نصب لهم دلائل ربوبيته فى الموجودات، وركز فيهم عقولا وبصائر يتمكنون بها من معرفتنا، والاستدلال بها على التوحيد والربوبية، حتى صاروا بمنزلة من قيل لهم: ألست بربكم؟ قالوا: بل أنت ربنا شهدنا بذلك على أنفسنا، (المنتخب في تفسير القرآن الكريم) فقال البلخي والرماني اراد بذلك البالغين من بني آدم واخراجه اياهم ذرية قرناً بعد قرن وعصراً بعد عصر واشهاده إياهم على انفسهم تبليغه إياهم وإكماله عقولهم، -- وقال الجبائي: {وأشهدهم على أنفسهم} يعني عند البلوغ وكمال العقل وعندما عرفوا ربهم فقال لهم على لسان بعض انبيائه {ألست بربكم}؟ فقالوا: بلى شهدنا بذلك واقررنا به لأنهم كانوا بالله عارفين انه ربهم (التبيان الجامع لعلوم القرآن) فأما ما روي ان الله تعالى اخرج ذرية آدم من ظهره واشهدهم على انفسم وهم كالذر، فان ذلك غير جائز لان الاطفال فضلا عمن هو كالذر لا حجة عليهم، ولا يحسن خطابهم بما يتعلق بالتكليف، ثم ان الآية تدل على خلاف ما قالوه. لأن الله تعالى قال {وإذ أخذ ربك من بني آدم} وقال {من ظهورهم} ولم يقل من ظهره. وقال {ذريتهم} ولم يقل ذريته، ثم قال {أو تقولوا إنما أشرك آباؤنا من قبل وكنا ذرية من بعدهم أفتهلكنا بما فعل المبطلون} فأخبر ان هذه الذرية قد كان قبلهم آباء مبطلون وكانوا هم بعدهم (التبيان الجامع لعلوم القرآن) أنه سبحانه أخبر أن حكمة هذا الإشهاد إقامة للحجة عليهم، لئلا يقولوا يوم القيامة: { إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ } [12]، والحجة إنما قامت عليهم بالرسل والفطرة التي فطروا عليها، كما قال تعالى: { رُسُلاً مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ } [13].ان الآية لا صراحة لها فيما تدل عليه الروايات لإمكان حملها على التمثيل، و أما الروايات فهي إما مرفوعة أو موقوفة و لا حجية فيها - والآيات القرآنية مصرحة بكثرة، بأن الله تعالى لا يعذب أحداً حتى يقيم عليه الحجة بإنذار الرسل، وهو دليل على عدم الاكتفاء بما نصب من الأدلة، وما ركز من الفطرة، فمن ذلك قوله تعالى: { وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولاً } [الإسراء: 15] فإنه قال فيها: حتى نبعث رسولاً، ولم يقل حتى نخلق عقولاً، وننصب أدلة، ونركز فطرة... (أضواء البيان في تفسير القرآن)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Senin Rabbin Âdemoğlunun bellerinden zürriyetini çıkardığında, onlara “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorarak, onları kendi nefislerine şahitler yapmıştı. Onların “Evet, sen bizim Rabbimizsin” dediklerine, kıyamet gününde “Bizim bundan haberimiz yoktu” demenize karşı şahitlik edelim.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O gün çalabın Ademoğullarının soyundan yetiştirdiği dölleri kendilerine tanık tutup demişti: "Ben sizin çalabınız değil miyim? Onlar da : "Evet çalabımızsın. Biz buna tanığız." Bu da kıyamet günü bizim bundan bilgimiz olmadı dememeniz içindi.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hani Rabbin Âdem oğullarının sırtından zürriyetlerini çıkarmıştı. Onları kendilerine şahit tuttu da ben sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar, «— Evet Rabbimizsin, kendimize şahit olduk» dediler [¹] bu da kıyamet günü «-— Bizler bu ikrardan gafiller idik»,
[1] Ayet-i Kerîme temsile mahmuldür.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Her ne zaman Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini/döllerinden soylarını alıp⁶² devam ettirdiğinde, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye onları kendi kendilerine şahit tutar. Onlar da, “Bilakis Rabbimizsin, (buna) şahidiz!”⁶³ derler. Yoksa kıyamet günü doğrusu biz bundan habersizdik!” dersiniz.
62 Kur’an Âdemoğulları tabiriyle beşeriyeti kasteder. Çünkü beşeriyet tam anlamıyla Âdem tabiatlıdır: Bir yandan meleklere secde ettirirken öte yandan şeytanın oyununa gelebilen bir varlıktır. Bu ayette geçen Âdem tabiri Hz. Âdem’in kendisini ve çocuklarını kastetmiyor. Genel anlamda beşeriyeti ve onun üremesini kastediyor. Eğer Hz. Âdem ve çocuklarını konu etmiş olsaydı. “Zuhurihim (bellerinden)” ve “zurriyetehum” (soylarının)” tabirleri çoğul olmazdı. 63 Bu ayet genellikle halk inancında “kalu-belâ” olarak bilinir. Burada Ruh-beden ayrımına dayanan bir kabulün temsili anlatımı hâkimdir. İslam tarihi boyunca çok tartışılmış konulardan biridir. Avam bunun insanlık yaratılıp yeryüzüne gelmeden önce (bezm-i elest’te) ruhlara sorulduğunu, orada evet diyenler bu dünyada mü’min, hayır diyenler de kâfir olarak yaşamını sürdürür kanaatindedir. Bu anlayış Kur’an’dan ve yaratılış ayetlerinden onay almaz. Kimine göre, bu “kalu-belâ” sözleşmesi akil baliğ çağında olur. Çünkü insanoğlu o yaştan itibaren sorumlu bir varlık oluyor. Dini tabirle mükelleftir. Kimine göre de bu sözleşme reşit olduğu 18 yaşında olmuştur. Biz bu ayeti semantik bir inceleme yaptığımızda görürüz ki, “kalu-belâ” olayı ana rahmindedir. Çünkü ayet; insanoğlunun varlığa düştüğü andan itibaren temsili olarak tevhit inancının varoluşsal bir ifadesini bize vermektedir. Bu bir anlamda insan fıtratının temelinde, yani tabiri caizse insanın mayasında onun tevhid inancını kabule hazır oluşunu gösterir. Bu husus bu ayette temsili bir anlatım içinde metaforik bir kalıp halinde sunulmuştur. Kısaca insan fıtratının temelinde “Tevhide dayalı Tanrı inancı fikri” mündemiçtir. İnsanoğlu dünyaya geldiğinde aklını kullandıkça aşama aşama fıtratının gereği o inanca varmaya çalışır ve O’nu arar. Nitekim Kur’an’daki Hz. İbrâhim kıssasında görüldüğü gibi, yıldızlar, ay ve güneşin ilah olamayacağının akli kıyaslarla vurgulanması gibi. Aksi takdirde insanoğlu, aile ve eğitim vb yollarla farklı inançlara şartlandırılabilir. Nitekim Hz. Peygamber’in, “Her insan fıtrat üzere doğar. Anne babası onu Yahudi veya Hıristiyan yapar…” hadisiyle ifade etmek istediği budur. Şu hâlde Kur’an’a göre tek Tanrı inancı doğuştan gelen bir inançtır. Bunu, “Genetik Psikoloji”nin ünlü siması C. G. Jung’un şu ifadesinde de görmekteyiz: “Her çocuk, anasından, Tanrı fikri empoze edilmiş bir arketiple doğar.” Kısaca belirtmek gerekirse, mü’min olsun, kâfir olsun her insanoğlunun “kalu-belâ”sı ana karnında vuku bulur. Nitekim Maturidî bu ayetin tefsirinde fıtrata atıf yaparak, insanoğlunun doğuştan “Yüce bir Yaratıcıyı” algılamaya hazır olduğunu ifade eder.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden soylarını çekip almıştı ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı da, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti). Onlar, “Evet (Rabbimizsin), şahit olduk” demişlerdi. (Bunu,) Kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diye (yaptık).
Mahmut Kısa
swap_vert close
Çünkü Rabb’in, Âdemoğullarının bellerinden, onların nesillerini alıp yaratır. Onlar dünyada bir insan olarak var oldukça her birini gönderdiği Peygamberler ve onların yolunda giden elçileri aracılığıyla muhatab kabul eder. Onları bizzat kendileri hakkında şâhit tutarak, “Ben sizin Rabb’iniz değil miyim?” diye sorar. Onlar da lisân-ı hâl ile, “Elbette! Sen bizim yegâne koruyucumuz, sahibimiz, efendimiz ve Rabb’imizsin, biz de buna şahidiz!” derler. Ve bu olay, Kıyâmet Gününe kadar her insan ve her toplum için tekrar tekrar yaşanır. Böylece Biz her insanın ruhunun derinliklerine, Peygamberler aracılığıyla ulaştırılan vahiy ve bu doğrultuda yaşanan hayatın etkisiyle Rabb’ini tanıyıp emirlerine itaat etme duygusunu yerleştirdik ki, yarın Mahşer Gününde hesaba çekilirken, “Bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Hani, senin rabbin onların zürriyetini / soy sopunu, Âdem’in oğullarından onların zuhûrundan çıkardı; onları nefislerine şahid tuttu: “Sizin rabbiniz değil miyim?”. “Evet öyle! Şahid olduk” dediler. Kıyâmet günü “biz, bundan gâfildik (aldırmazdık / özensizdik)” demeyesiniz!
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sevgili resulüm! Rabb'in, Adem soyundan türeyecek tüm nesillerin ruhlarını karşına aldı, kendi geleceklerini kendilerine gösterip sordu: " Ben, sizin Rabb'iniz değil miyim? " dedi. Ruhlar: " Tamam Rabb'imizsin " dediler. Bu oturumu kıyamet gününde: " bizim bundan haberimiz yoktu " dersiniz diye düzenledik.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Uyarıyoruz ki hesap günü habersizdik demeyesiniz. Unutmayın ki Âdemoğullarının bellerinden nesiller ürettik. Onların hepsini birbirine şahit tuttuk. İnsanlara “Yaratıldıklarında ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demiştik. Hepsi: “Evet! Buna şâhit olduk!” dediler. Bu yüzden sürekli insanlara yolumuzu hatırlatıyoruz. İnsanlar Rabbini unutmasın! Rabbinin yolunda yürüsün! Rabbinin yolundan çıkarak zalimlerden olmasın!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Hani Rabbin âdemoğullarından, onların sırtlarından nesillerini çıkarıp (yaratıp) [*] onları kendilerine şahit tutmuş ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” [*] (demiş), onlar da “Evet, buna şâhidiz” [*] demişlerdi. Kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik.” dersiniz diye,
Bu cümle Târık 86:6-7. ayetlerle okunmalıdır.,[Elest bezmi], bedenin yaratılmasından sonra ruha yerleştirilmiş fıtratın konuşturulması olabilir.,Bu cümle Rûm 30:30, Hucurât 49:7 ve Şems 91:8. ayetlerle birlikte okunmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Kıyamet günü: “Bizim bundan haberimiz yoktu.” demeyesiniz diye; Rabbin Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhit¹ tuttu ve: “Ben elbette sizin Rabbinizim. Öyle değil mi?”² dedi. (Onlar da): “Evet! Sen bizim Rabbimizsin³ (biz buna) şâhit olduk,” dediler.⁴
1 Yani, kendilerini bile duyamayan o şuursuz zürriyetlere, şuurunun başlangıcını, her birine şâhitlik fıtratını, kendi nefsinde hakkı duymak ve duyurmak, itiraf ve şehadet etmek yaratılışını, insanlık rûhunu verip, hepsini vahdaniyetine şâhit kıldı. (Elmalılı)2 Bu soru şekli, “inkari” olduğu için anlamı: “Ben, elbette sizin Rabbinizim! Öyle değil mi?” demektir. 3 (بَلَى) Arapçada olumsuz soruya olumlu cevap için kullanıldığından; tercüme bu şekilde yapılmıştır.4 Müfessirlerin birçoğu, buradaki söz alma olayı, bir istiâredir demişlerse de olayın fiilen meydana gelmiş olması âyetin zahirine göre daha kuvvetlidir. Allah’ın Âdemoğullarından bu sözü alma olayının meydana geldiği zaman hakkında üç görüş vardır. 1- Allah, rûhlar âleminde bütün insanları toplamış, onlara insan şeklini ve konuşma kabiliyetini verdikten sonra kendilerini şâhit tutarak onlardan söz almış ve: “Ben, elbette sizin Rabbinizim! Öyle değil mi?” diye sormuş. Onlar da: “Evet Sen bizim Rabbimizsin.” diye karşılık vermişler. Bu görüş, müfessirlerin çoğunluğunca pek benimsenmemiş ve bu konu ile ilgili hadisler, zayıf görülmüştür. 2- Bu söz alma olayının zamanı, kişinin bulûğ zamanıdır. Zîrâ bir zürriyetin nefsine şâhitliği, kendisinden zürriyet çıkmağa başladığını gördüğü, bulûğ zamanında meydana gelir. Bu görüş için de; “bulûğ zamanının, bu söz alma olayının sözleşme zamanı olmayıp, uygulama zamanı olması daha uygundur.” denilmiştir. 3- Müfessirlerin çoğunluğu; bu söz alma olayının, zürriyetin babanın sulbünden çıkıp, ana karnına düşmesiyle başladığı ve yaratılışı tamamlanıp rûh verilerek insan olma özelliğini kazandığı zaman meydana geldiği ve bulûğ çağında da sözün uygulamasının başladığı, kanaatindedirler. Bundan dolayı da; Usul-i fıkıhta her ferdin şahsiyeti ve hukukî ehliyeti, bu söz alma olayı ile başlar ve bulûğ ile tamamlanır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
VE SENİN RABBİN, her ne zaman Âdemoğulları’nın sulblerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar, cevaben: “Elbette!” derler, “Buna tanıklık ederiz!” ¹³⁹ [Bunu, böylece hatırlatıyoruz ki] Kıyamet Günü’nde, “Doğrusu, bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz,
139 Metnin orijinalinde, bu bölümde geçmiş zaman kipi kullanılmaktadır (“çıkardı”, “onlara sordu” vb.). Ne var ki, yukarıda “soru” ve “cevap” tarzında mecazî bir yolla anlatılmak istenen vaka, mahiyeti itibariyle, sürekli bir tekerrür ifade ettiğindendir ki, bu devamlılığın şimdiki zaman kipiyle ikinci bir dile aktarılması, anlatılmak istenenin anlaşılmasını oldukça kolaylaştıracak gibi geldi bize. Kur’an’a göre, Mute‘âl Kudret’in varlığını sezme, algılama yatkınlığı insanda yaratılıştan (fıtrat) var olan bir hususiyettir; sonradan, kendini-beğenmişlik, nefsine-düşkünlük gibi arızî duygular eliyle ya da yoldan çıkarıcı çevresel etkilerle üzeri örtülebilir, bulandırılabilir olsa da, böyle içsel, sezgisel bir idrak imkanının varlığıdır ki, akıl sahibi her insanı Allah’ın önünde “kendi hakkında tanıklık yapma”ya yöneltmektedir. Kur’an’da sık sık görüldüğü üzere, Allah’ın “konuşması, söylemesi, ya da sorması” insanın da “cevap vermesi”, gerçekte Allah’ın yaratıcı eylemini ve insanın da buna varoluşsal cevabını, tepkisini dile getirmek için kullanılan temsîlî ifadeler durumundadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından soylarını çıkardığında/buluğ çağına gelince, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: – Ben, sizin Rabbiniz/sahibiniz değil miyim? Onlar: – Evet, sen bizim Rabbimizsin/sahibimizsin dediler. Kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” dersiniz diye biz de şahit olduk. 4/163...165, 39/71, 67/8...11
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
VE RABBİN, Âdemoğlunun sulbünden onların nesillerini çıkardığı her zaman,[¹²⁸⁹] onları kendileri hakkında tanık kıldı: “Ben değil miyim sizin Rabbiniz?” Onlar da “Kesinlikle” dediler, “buna biz şahidiz!”[¹²⁹⁰] (Bunu hatırlattık) ki, Kıyamet Günü bizim bu gerçekten haberimiz yoktu demeyesiniz
[1289] Kanaatimizce, “Âdemoğlunun sulbünden onların nesillerini çıkardığı zaman” ifadesi, üreme organlarının çalışmaya başladığı “büluğ zamanına” tekabül eder. Büluğ yaşı, ibadet mükellefiyetinin ve cezaî ehliyetin başlangıcıdır. Bizce Allah Rasûlü’nün “Üç kişiden kalem kalkar: Büluğ çağına gelinceye kadar çocuktan..” hadisi, bu âyetin nebevî bir okuması gibi görünmektedir. Esasen hadisteki türden bir tesbit, ancak ilâhî bilgiye istinat edebilirdi. İyi araştırıldığında, Allah Rasûlü’nden sadır olan bu gibi haberlerin kaynağının vahiy olduğu, bu hadislerin vahyin nebevî bir basiretle okunması sonucunda ortaya çıktığı görülecektir. Büluğ yaşı çıtası, bundan öncesinin sorumsuzluk olduğu anlamına gelmez. Terbiye açısından her yaşın bir sorumluluğu vardır. [1290] Bu âyetin muhtevası, avam dilinde kâlû belâ adıyla bilinir. İnsan fıtratının tevhidi kabul etmeye doğuştan hazır olduğunu, Rab olan bir yaratıcıyı inkârın mazeret olamayacağını ifade eder. Zemahşerî bu diyalogu mecazî sayar ve tahyîl (canlandırma, dramatizasyon) olarak niteler. Bunu hakiki olarak yorumlayan müfessirlerden Taberî, bu yorumun dayandığı hadis hakkındaki ciddi kuşkularını dile getirmeden de edemez. Bu âyeti lafzî yorumlayan kaynakların dayandığı rivayetlerin tamamı, Allah’ın Hz. Âdem’in sulbünden söz aldığını ifade etmektedir. Âyetin Hz. Âdem’den değil “Âdemoğullarından” söz ettiği açıktır. Bu tartışmalı rivayetlere dayanarak âyeti mecazdan hakikate taşıyan klasik tefsire yöneltilen tüm eleştirileri nakleden Râzî, âyetteki diyalogun mecazî olduğu görüşünü, karşı çıkmaksızın dile getirir. İbn Kesir, âyetin insanın yaratılıştaki saf ve temiz fıtratına dikkat çektiğini söyleyerek bu konudaki âyet ve hadisleri sıralar. Buradaki anlatımın Fussilet 11 ve Ahzab 72’de olduğu gibi temsilî bir diyalog olduğu açıktır. Bu diyalogu lafzi anlamına hamletmek biraz da keskin bir “ruh-beden” ayrımının eseridir. İrfanî bilgi sisteminin gnostisizmden, Bürhanî bilgi sisteminin Yunan felsefesinden ödünç aldığı insanın fizikî varlığından bağımsız bir “nefs” ve bedenden ayrı bir “ruh” tanımı, hicrî 3. yy’dan itibaren bugünkü anlamında kullanılmaya başlamıştır. Daha sonraları bu etki Beyanî bilgi sistemine de geçerek Kelâm’a mal olmuştur. Eş’arî kelâmının “ilk misak”ı savunması da buna bağlanabilir. Fakat Matüridi bu yorumu reddeder. Bu âyet, insanoğlunun doğuştan “aşkın bir Yaratıcı Varlık”ı algılamaya yatkın yapısına, yani “fıtrat”a atıfta bulunmaktadır. Âyet, “kollektif bilinçaltı” adı verilen duruma bir atıf olarak da okunabilir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
172.173. (Ey Muhammed) Bir vakit de Rabbin Ademoğullarından (herbirinin) bellerinden zürriyetlerini aldı, (kendilerini şahit tuttu ve onlara) "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dedi, (onlar da) "Evet (Rabbimiz olduğuna) şahidiz" dediler. (Ey kafirler sizlerden "Evet" sözü aldık ki) Kıyamet gününde "Biz bundan (Allah Teala'nın vahdaniyetinden, O'na ortak koşulamayacağından) gâfil idik." demeyesiniz. Veya "Daha önce atalarımız (Allah’a) ortak koştu, biz onların ardından gelen bir nesiliz, (onların izinden gittik, suç onların, bize kötü örnek oldular.) Şimdi o bâtıl âdeti kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi (sorumlu tutup) helak mi edeceksiniz?" demeyesiniz. (Böyle bir özür dilemeye hak kazanamayasınız.)
Osman Fırat
swap_vert close
Rabbin, Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye onları kendilerine şâhid tutmuştu. "Evet, (buna) şâhidiz!" dediler. kıyâmet günü "Biz bundan habersizdik!" demeyesiniz (diye bunu yaptık).
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve o zaman ki, Rabbin ademoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini aldı. Ve onları kendi nefisleri üzerine şahit tuttu. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dedi, (onlar da) «Evet. Şahidiz» dediler. (Bu da) Kıyamet günü, «Biz bundan muhakkak kigâfiller idik,» demeyesiniz içindir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
172, 173. Rabbinin Âdem evlatlarından, misak aldığını da düşünün: Rabbin onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onların kendileri hakkında şahitliklerini isteyerek “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ” buyurunca onlar da “Elbette! ” diye ikrar etmişlerdi. Kıyamet günü “Bizim bundan haberimiz yoktu! ” yahut: “Ne yapalım, daha önce babalarımız Allah'a şirk koştular, biz de onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o bâtılı başlatanların yaptıkları sebebiyle bizi imha mı edeceksin? ” gibi bahaneler ileri sürmeyesiniz diye Allah bu ikrarı aldı. [4, 176; 30, 30; 33, 72; 57, 8]
Bu âyette Cenab-ı Allah, Kendisini Rab kabul ettiklerine dair insanlardan ikrar aldığını bildirmektedir. Bu ahdin zaman ve mekânı hakkında farklı anlayışlar mevcuttur. Âyet-i kerime bu esas prensibi kesin olarak ortaya koymakla beraber, işin cereyan tarzını kesin olarak bildirmediğinden anlayış farkları ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: a- Babasının sulbünden ayrıldığı sırada olmuştur. b- Baba sulbünden çıkıp ana rahmine düşerek yumurtayı döllemesiyle ceninin oluşmasını müteakip ruh üflenme vaktinde (takriben dört aylık iken) olmuştur. c- Büluğa erme çağında Allah’ın nimetlerine ve rububiyetine bizzat şahit olmaları tarzında olmuştur. Bu yorumu yapanlar âyette temsilî (sembolik) bir anlatım olduğunu düşünürler ve derler ki: Allah varlığının, birliğinin delillerini kâinata yerleştirmiştir. Kendi varlıklarına yerleştirdiği akılları da buna tanıklık etmiştir. Bunları yapmakla, insanın Rabbini ikrar etmesi için bütün şartları hazırlamasıyla âdeta onun şahitliğini almış saymıştır. d- İnsanlığın babası Hz. Âdemin sulbünden kıyamete kadar gelecek bütün zürriyetini çıkarıp onlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi. Onlar da: “Elbette” dediler. Ve o gün takdir kalemi, kıyamete kadar olacak şeyleri yazdı, bitirdi. Bu son izah aslında çeşitli tariklerden hadis olarak rivâyet edilmiştir. Tefsircilerin ekserisi bunu kabul ettikleri gibi, Müslümanlar arasında en yaygın inanç da budur. Bütün insanların aslını teşkil eden genlerin, bütün insanların Babasının sulbüne sığabileceğini genetik biliminden öğrenmekteyiz. Allah rûhlar aleminde bu ilk ahdi almış olup, bizlerin “kalû belâ”dan beri Müslüman olmamıza mani yoktur. Allah’ın kudreti böyle yapmayı dilemişse öyledir. Vallahu a’lem.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Rabbin, Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye onları kendilerine şahid tutmuştu. "Evet, (buna) şahidiz!" dediler. kıyamet günü "Biz bundan habersizdik!" demeyesiniz.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Vaktâ ki rabbin Benî Âdem'in arkalarından zürriyetlerini alub onları: "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" diye nefisleri üzerine şehâdete da'vet itdi. Onlar da: "Evet Yâ Rabbî! Rabbimizsin ve biz buna şehâdet ideriz" didiler. Bu işhâd yevm-i kıyâmetde: "Biz bundan gâfil idik (haberimiz yokdı)" diyememeleri,
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Rabbin, Ademoğullarının bellerinden nesillerini aldığında[*] onları kendilerine karşı şöyle şahit tuttu: “Ben sizin Rabbiniz (Sahibiniz) değil miyim?” Onlar da “Evet! Sahibimizsin. Biz buna şahidiz.” dediler. Artık kıyamet günü, “Biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz.
[*] "Bellerinden nesillerini almak" demek 'nesile neden olan tohumu almak' demektir. Bu, kadınlarda ilk yumurta hücresinin rahme düşmesinde (ilk adetin öncesinde), erkeklerde ilk sperm üretimi gerçekleştiğinde olur. Diğer bir ifadeyle kadın ve erkeklerin ergen olmaları (bulu çağı) itibariyle Allah onları kendine şahit tutmuş ve dini sorumluluklarını başlatmış olmaktadır.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Rabbi, Ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu. -Ben, sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar: -Şüphesiz sen bizim Rabbimizsin, biz de şahidiz, dediler. Kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” dersiniz diye...
Ümit Şimşek
swap_vert close
Hani Rabbin, Âdem oğullarının bellerinden soylarını çıkarmış ve onları kendilerine karşı şahit tutmuştu. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorunca, onlar “Evet, Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz” dediler. O sizi böylece şahit tuttu ki, kıyamet gününde “Biz bundan habersizdik” demeyesiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Hani, Rabbin, âdemoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol vaķt kim duttı çalabuñ ādem oġlanlarından arķalarından ya'nį ādem arķasından anlaruñ neslin dölin daħı ŧanuķ duttı anları gendüzileri üzere “degül miven çalabuñuz?” eyittiler “evet ŧanuķ olduķ” kim eyitmeyesiz ķıyāmet güni “bayıķ biz olduġ-ıdı uşbundan ġāfiller.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ẕikr eyle ol güni ki aldı Tañrı Ta‘ālā ādem oġlanlarını bellerinden ẕürriyet‐lerini. Ṭanuḳ eyledi anları nefsler üstine. Eyitdi: Men sizüñ Tañrıñuz degülmiyin? didi. Evet, anlar biz ṭanuḳ olduḳ didiler. Ḥattā ki eyitmeyelerḳıyāmet güninde. Taḥḳīḳ biz bundan ġāfiller‐idük.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ey Peyğəmbərim!) Xatırla ki, bir zaman Rəbbin Adəm oğullarının bellərindən (gələcək) nəsillərini çıxardıb onların özlərinə (bir-birinə) şahid tutaraq: “Mən sizin Rəbbiniz deyiləmmi?” – soruşmuş, onlar da: “Bəli, Rəbbimizsən!” – deyə cavab vermişdilər. (Belə bir şahidliyin səbəbi) qiyamət günü: “Biz bundan qafil idik”;
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And (remember) when thy Lord brought forth from the Children of Adam, from their reins, their seed, and made them testify of themselves, (saying): Am I not your Lord? They said: Yea, verily. We testify. (That was) lest ye should say at the Day of Resurrection: Lo! of this we were unaware;
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
When thy Lord drew forth(1146) from the Children of Adam - from their loins - their descendants, and made them testify concerning themselves, (saying): "Am I not your Lord (who cherishes and sustains you)?"- They said: "Yea! We do testify!"(1147) (This), lest ye should say on the Day of Judgment: "Of this we were never mindful":
1146 This passage has led to differences of opinion in interpretation. According to the dominant opinion of commentators each individual in the posterity of Adam had a separate existence from the time of Adam, and a Covenant was taken from all of them, which is binding accordingly on each individual. The words in the text refer to the descendants of the Children of Adam, i.e., to all humanity, born or unborn, without any limit of time. Adam's seed carries on the existence of Adam and succeeds to his spiritual heritage. Humanity has been given by Allah certain powers and faculties, whose possession creates on our side special spiritual obligations which we must faithfully discharge: see 5:1. and n. 682. These obligations may from a legal point of view be considered as arising from implied Covenants. In the preceding verse (7:171), a reference was made to the implied Covenant of the Jewish nation. Now we consider the implied Covenant of the whole of humanity, for the Holy Prophet's mission was worldwide. (R). 1147 The Covenant is completed in this way. We acknowledge that Allah is our Creator, Cherisher, and Sustainer: therefore we acknowledge our duty to Him: when we so testify concerning ourselves, the obligation is, as it were, assumed by us; for it follows from our very nature when it is pure and uncorrupted.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذْ
ve bir zaman
اَخَذَ
aldı
رَبُّكَ
Rabbin
مِنْ بَن۪ٓي
oğullarından
اٰدَمَ
Âdem
مِنْ ظُهُورِهِمْ
sırtlarından
ذُرِّيَّتَهُمْ
zürriyetlerini
وَاَشْهَدَهُمْ
ve onları şahid tutmuştu
عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ
kendi nefisleri üzerine
اَلَسْتُ
değil miyim
بِرَبِّكُمْۜ
sizin Rabbiniz
قَالُوا
dedi-ler ki
بَلٰىۚۛ
evet
شَهِدْنَاۚۛ
şahid olduk
اَنْ تَقُولُوا
dersiniz diye
يَوْمَ
günü
الْقِيٰمَةِ
kıyamet
اِنَّا
şüphe- siz biz
كُنَّا
idik
عَنْ هٰذَا
bundan
غَافِل۪ينَۙ
habersiz kimseler
(Resulüm!) Hani bir zaman da Rabbin, Âdemoğullarının sırtından zürriyetlerini çıkarmış ve onları kendi nefisleri üzerine şahid tutarak, "(Ben) sizin Rabbiniz değil miyim?" (buyurmuştu. O anda onlar da Allah'ın cemâlini ve kudretini müşahede ederek) "Evet! Şahidiz (ki Sen bizim Rabbimizsin)" demişlerdi. Kıyamet günü "biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye (bunu böyle yaptık).
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
اَخَذَ
Fiil-I
ا خ ذ
Aldı, yakaladı, tuttu, alıkoydu
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
بُنَيَّ
İsim
ب ن ي
Oğulcuğum, yavrucuğum. بَن۪ٓي , بَنُٓوا: Oğullar, evlatlar.
اٰدَم
Özel isim
اٰدَم
Hz. Âdem (a.s.)
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
ظَهْر
İsim
ظ ه ر
Sırt, arka
ذُرِّيَّة
İsim
ذ ر ر
Soy, nesil, zürriyet, grup
اَشْهَدَ
Fiil-IV
ش ه د
Şahid tuttu
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
لَيْسَ
Fiil-I
ل ي س
Değildir, yoktur
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
بَلٰى
Edat
بَلٰى
Bilakis, tabi ki, evet, hayır (inandım)
شَهِدَ
Fiil-I
ش ه د
Şahidlik etti, erişti
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
قِيٰمَة
İsim
ق و م
Kıyamet
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
غَافِل
Etken fiil
غ ف ل
Gâfil, habersiz