close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

A'râf Sûresi 171. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iż neteknâ-lcebele fevkahum keennehu zulletun vezannû ennehu vâki’un bihim ḣużû mââteynâkum bikuvvetin veżkurû mâ fîhi le’allekum tettekûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Hani biz, dağı adeta bir gölgelik gibi çekmiş, üstlerine doğru yüceltmiştik de nerdeyse üstlerine düşecek sanmışlardı. Size verdiğimiz kitabı kuvvetle, azimle tutun, içinde ne varsa hatırlayıp ona göre hareket edin de sakınanlardan olun demiştik.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Hani bir zamanlar (kudretimizi göstermek ve onları ikaz etmek üzere) dağı (Tûr-i Sina’yı), sanki bir gölgelikmiş gibi (yerden yükseltip, bir mucize olarak Yahudilerin) üzerlerine kaldırmıştık. Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) "Size verdiklerimize (İlahi emir ve hükümlerimize) sımsıkı sarılın ve onda (kitapta) olanı (sürekli) düşünüp hatırlayın ki, (küfür ve kötülükten) sakınasınız" demiştik.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Bir zaman da, Sina dağını bir gölge gibi üzerlerine kaldırmıştık. Üstlerine düşecek sanmışlardı. Size sunduğumuz kitabı, kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırınızdan çıkarmayın ki, yolunuzu Allah'ın kitabıyla bulmuş olasınız.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bir zamanlar, o dağı, Tûr'u gölgelik gibi kaldırıp silkeleyerek İsrailoğulları'nın üstüne çekmiştik. Dağı üstlerine düşecek sandılar. “Size verdiğimiz kitaba sıkı sıkı sarılın, sorumluluğuna pürdikkat sahip çıkın. İçindekileri ezberleyin, iyi düşünüp tahlil edin. Allah'a sığınıp, emirlerine yapışmanıza günahlardan arınıp, azaptan korunmanıza, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranmanıza, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olmanıza vesile olur" demiştik.
Ahmet Varol
swap_vert close
Bir zamanlar dağı, onların üzerlerine doğru adeta bir gölgelik gibi yükseltmiştik de onun başlarına düşeceğini sanmışlardı. "Size verdiğimize sımsıkı sarılın ve içinde bulunanları düşünün, olur ki sakınırsınız."
Ali Bulaç
swap_vert close
Bir zamanlar dağı, sanki bir gölgelikmiş gibi üstlerine yükseltmiştik. Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara demiştik ki:) 'Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki sakınasınız.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Biz, bir vakit Tur dağını söküp İsraîloğullarının üzerine, gölgelik imiş gibi kaldırmıştık. Onlar, onu gerçekten üzerlerine düşecek sanmışlardı. Kendilerini bununla korkutup şöyle demiştik: “- Size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindeki emirlerle yasakları hatırlayın, düşünün. Olur ki, Allah'dan korkar, sakınırsınız.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve bir zaman dağı onların üstünden bir gölgelik gibi yükselttik. Onlar dağın başlarına düşeceğini sandılar. “Size verdiğimiz kitabı kuvvet ile tutun, ondaki mesajları hatırlayın, belki korunursunuz.” (dedik.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Bir zamanlar, dağı İsrailoğulları'nın tepesine bir gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. “Size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutunuz ve içindekini hatırınızdan çıkarmayınız ki korunabilesiniz” dedik.
Besim Atalay
swap_vert close
Hani gölgelik gibi, dağı üzerlerine yükseltmiş idi, üstlerine düşecek sanmaktaydılar, size verilen şeyi kuvvetle alın, içerisinde bulunanı anınız, ola ki sakınasız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Hani o dağı (Tur-i Sina Dağı'nı tehdit için İsrailoğullarının) başına (bir bulut gibi) kaldırmıştık da onlar dağın üzerlerine düşeceğini sanmışlardı. Bu durumda kendilerine: “Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın ve içindeki mesajları sürekli aklınızda tutun. Böylelikle korunmuş olursunuz” demiştik. 
Bkz. 2/93, 4/154  
Cemil Said
swap_vert close
Cebel-i Tûr’ı gölgelik gibi başlarının üzerine kaldırdığımız zamân dağ başlarına düşecek zann itdiler o vakit ânlara: "Size virdiğimiz ahkâmı hüsn-ü niyetle alınız ve muhteviyâtını unutmayınız ki Allâh’dan korkasınız" didik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bir zamanlar İsrâiloğulları’nın üzerine dağı bir gölgelik gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. “Size verdiğimize (kitaba) kuvvetle sarılın ve içinde olanı aklınızda tutun ki korunasınız” dedik.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Bir zamanlar dağı İsrailoğullarının üzerine gölge gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. «Size verdiğimi (Kitab'ı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki korunasınız» dedik.
Edip Yüksel
swap_vert close
Dağı bir şemsiye gibi üzerlerinde sarsmıştık. Öyle ki tepelerine düşeceğini sanmışlardı: "Size verdiğime sımsıkı sarılın. Kurtulabilmeniz için içeriği üzerinde düşünün."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiştik ki; "size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuz."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hem bir vakıt biz o dağı bir gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de kendilerine düşüyor zannettikleri bir halde demiştik ki size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın gerektir ki korunursunuz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Bir zaman (Tûr) dağı (nı tehdit için İsrâiloğullarının) başlarının üstüne sanki bir gölge gibi (yerinden) kaldırmıştık. Onlar da hakikaten onun üzerlerine düşeceğini sanmışlardı. (İşte bu sırada,) “Size verdiğimizi kuvvetle tutun (Tevrât’ın hükümlerine uyun), onda olanı düşünün ki bu sayede (Allah’tan korkar ve günahlardan) sakınırsınız” (buyurmuştuk).
Erhan Aktaş
swap_vert close
Hani! Biz, dağı gölgelik gibi üzerlerine kaldırmıştık da onlar da üzerlerine düşecek sanmışlardı. “Size verdiğimize sımsıkı sarılın, içindeki öğüdü tutun ki takva sahibi olabilesiniz.”
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Biz bir zaman dağı, sanki o bir gölgelik imiş gibi, çekib (İsrâîl oğullarının) üstlerine kaldırmışdık. Onlar hakıykaten bu, kendilerine düşecek sanmışlardı. (İşte o vakit): «Size verdiğimiz (kitâb) ı kuvvetle (ciddiyetle, azm ile) tutun. Onda olanı düşünün. Tâki (kötülükden) sakınmış olasınız» (demişdik).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Bir zaman (Tûr) dağı(nı), bir gölgelikmiş gibi üzerlerine kaldırmıştık da, gerçekten onu (üstlerine düştü düşecek) olan bir şey zannetmişlerdi. (Onlara:) “Size verdiğimizi(Kitâb'ı) kuvvetle tutun ve içinde olanları hatırlayın, tâ ki (ona muhâlefetten) sakınasınız!”(diye emretmiştik).
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve bir zaman, o (dağ, İsrailoğullarının üzerinde) bir gölgelik gibi iken, (onlar misak için dağın eteğinde ve gölgesinde iken) dağı onların tepesinde (şiddetli bir depremle) salladık, onlar da, (o an) gerçekten onu (dağı) kendileriyle yıkılacağını sanmışlardı. (İşte o zaman onlara dedik ki:) Size verdiğimizi (kitabı) kuvvetle tutun ve onda olanı (onun içindeki emirlerimizi daima) hatırlayın ki, (kötülüklerden) sakınasınız.’’ *
(*) Dağın yerden sökülüp havaya kaldırıldığının sanılmaması için özellikle “bir gölgelik gibi” ve “zannettikleri” kaydı düşülmüştür. (M. İslamoğlu Meal Açıklaması) Ayrıca aşağıdaki tefsir ve lügat kitaplarında da geçtiği gibi (نتق)’’neteka’’nın asıl anlamı, sallamaktır. Yine ayette (واقع عليهم) ‘’vakiun aleyhim’’ cümlesi değil de (واقع بهم) ‘’vakiun bihim’’ şeklinde gelmesi, dağın onların üzerine düşeceğini değil, onlarla yıkılacağını ifade etmektedir. Yani dağ yerinden sökülüp havaya kaldırılmış değildi. (الله اعلم) detaylı bilgi için aşağıdaki metinlere bkz: (المعجم: الرائد - المعجم: لسان العرب) -1-"النَّتْقُ: الزعزعة والهز والجَذْب والنَّفْض. نتق الشيء : زعزعه. 2 - وقيل: حركنا؛ وهو قول القتبي. (تأويلات أهل السنة)[قوله عز وجل: وإذ نتقنا الجبل فوقهم فيه ثلاثة أوجه: أحدها: زعزعناه ، قاله ابن قتيبة ، ومنه قول العجاج وقال ابن قتيبة: "الزعزعة". وبه فسر مجاهد. وقال النابغة نَتَقَ الشيءَ : هزَّه ونفضه (الدر المصون) (معنى نتق في معجم المعاني الجامع ) لنتق: الزعرعة والنفض وقال أبو عبيدة قوله تعالى: {وإذ نَتَقْنا الجَبَلَ} ، أي زعزعناه (الصحاح الجوهري (٣٩٣ هـ) أمّا اقتلاع الجبل من أصله وبرّمته ورفعه في السّماء فوق رؤوسهم، فهذا ما لم يَذكُرْه القرآن، ولا جاء في روايةٍ معتمدةٍ عندنا، وإنّما هو شيء جاء في روايات إسرائيليّة عامّية اغترّ بها بعض المفسّرين من غير تحقيق.( حادث نُتُوق الجبل فوقَ رؤوسِ بني إسرائيل) -الظُلّة، فكلّ ما أظلّك وأَطلّ عليك، سواء كان فوق رأسك أو في جانبك مرتفعاً له ظلّ، فيُحتمل أنهم كانوا بجانب الطُور رأوه منتوقاً، أي مرتفعاً مُزَعْزَعاً، فظنّوا أنْ سيقع بهم وينقضّ عليهم.ويجوز أنّ ذلك كان في أثرِ زلزالٍ تَزعزَعَ له الجبل... وإذا صحّ هذا التّأويل، لا يكون مُنكِرُ ارتفاع الجبل في الهواء مُكذِّباً للقرآن - إذاً، فالروايات (التي تقول بقلع الجبل ) من طُرق الفريقَين لا أساس لها، ولا يُمكن الاعتماد عليها في تفسير الذّكر الحكيم - ونَتَقَ الجِرابَ، أي نَفَضَه، بمعنى: حرّكه ليزولَ عنه الغُبار ونحوه. ونَتق الشّيء: فتقه، زَعزَعه، رفعَه، بسطَه، ونَتَقت المرأة أو النّاقة: كَثُر وِلدُها، فهو يُعطي معنى البسط والكثرة والانتشار والتوسّع، وإذ كان هناك بسط وتوسّع في أعالي الجبل، كان ذلك رفعاً، أي ارتفاعاً بالشّيء وتعالياً به، وليس قلعاً من مكانه وانتقالاً له إلى محلٍّ آخر في السّماء، كما زُعم. -والأظلّةُ كما تصلح من علوٍّ، كذلك تصلح من جانب، وفي كلّتا الصورتَين تصدق الفوقيّة.- وبذلك اتّضح معنى قوله تعالى: ﴿... وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ...﴾، أي رفعناه جانبيّاً، لا شيء سواه. (من كتاب "شُبُهَات وردود حول القرآن الكريم".) وقال مُحمّد رشيد رضا: في وجه عدم نصّية القرآن في ذلك: إنّ أصلَ النَتق - في اللغة - الزعزعة والزَلزلة، وأمّا الظُلّة فكلّ ما أظلّك وأَطلّ عليك سواء كان فوق رأسك أو في جانبك مرتفعاً له ظلّ، فيُحتمل أنّهم كانوا بجانب الطُور رأوه منتوقاً، أي مرتفعاً مُزَعْزَعاً، فظنّوا أنْ سيقع بهم وينقضّ عليهم ويجوز أنّ ذلك كان في أثرِ زلزالٍ تَزعزَعَ له الجبل... وإذا صحّ هذا التأويل لا يكون مُنكِرُ ارتفاع الجبل في الهواء مُكذِّباً للقرآن (تفسير المنار، ج١، ص٣٤٢ - ٣٤٣.) إذن، فالروايات التي تقول باقتلاع الجبل من طُرق الفريقَين لا أساس لها، و لا يُمكن الاعتماد عليها في تفسير الذِكر الحكيم (شبهات وردود حول القران الكريم – الشيخ محمد هادي معرفة) ... نَتَقَ ـَـ نَتْقاً [عامة) (ترجمة و معنى نتق في قاموس عربي تركي... (نتق) ‘’neteka’’sallamak, silkmek vs. (Arapça- Türkçe Kamus) Yani dağ yerden sökülüp kaldırılmamıştır.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Bir gölge gibi dağı onların üzerine salladığımızda, onlarda dağın sanki üzerlerine yıkılacağını zannetmişlerdi. “Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve kitabın içerisindekileri hatırlayın, umulur ki sakınırsınız” (demiştik.)
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O gün Biz dağı gölgelik gibi üzerlerine kaldırmıştık. Onlar da gerçekten dağ başlarına yıkılacak sanmışlardı. Biz de demiştik: "size verdiğimizi sımsıkı tutun. İçindekileri düşünün ki sakınmış olasınız."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hani Tur dağını üzerlerine gölgelik gibi kaldırmıştık, onlar ise onu üstlerine düşecek sanmışlardı. Onlara «— Size verdiğimizi kemal-i ciddiyetle alın. Ondaki evamir ve nevahiyi yâdedin ki sakınmış olasınız» demiştik.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Hani Biz o dağı, bir gölgelik gibi onların üzerine (bir sarsıntıyla) kaldırmıştık da, onlar üzerlerine düşeceğini zannetmişlerdi. Onlara, “Size verdiğimiz Kitab’a sımsıkı sarılınız ve içindekileri hatırlayınız ki sorumluluk bilincine erişesiniz” (buyurmuştuk)⁶¹.
61 Krş. Bakara, 2/63  
Kadri Çelik
swap_vert close
Hani dağı (Tur'u tehdit olarak), bir gölgelik gibi koparıp tepenize dikmiştik de onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara, “Size verdiğimize (kitaba) sıkıca sarılın ve içinde olanı hatırınızda tutun ki sakınanlardan olasınız” demiştik.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Hani Allah’a verdikleri sözün önemini iyice idrâk etmeleri ve bu antlaşmayı bozdukları takdirde doğabilecek vahim sonuçları belleklerinde hep canlı tutmaları için, Sînâ dağını yerinden söküp, tıpkı bir bulut gölgesi gibi üzerlerine kaldırmıştık da, koskoca dağ, başlarına yıkılacak sanmışlardı. Bu hâldeyken, onlardan şu sözü almıştık: “Size bahşettiğimiz Kitaba sımsıkı sarılın ve içindeki temel hayat prensiplerinisürekli aklınızda ve gündeminizde tutun ki, yeryüzünde adâlet, barış ve huzuru sağlayarak kötülüklerden sakınıp korunabilesiniz.”Zaten her insan, daha kendisine ruh verilirken, yaratılışına nakşedilen fıtrî özellikler sayesinde, Rabb’ini bizzat yüreğinde hissetme ve O’na bağlanma ihtiyacı duyar:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Hani, onların üzerine Dağ’ı sanki bir gölgelik gibi uzattık. Zannettiler ki o, onların çok yakınında vaki’ olmaktadır. Size verdiğimiz şeyleri kuvvetle tutun! Onun içindekileri hatırlayın / anın! Umulur ki sakınıp korunursunuz.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Kasabalarına tepeden bakan Tûr dağı, sanki bir gölgelik gibiydi. Hep onu üzerilerine düşecek sanırlardı. Kendilerine: " size verdiğimiz Kitaba sıkı sarılın. Kendinizi sağlama alabilmeniz için onu dilinizden düşürmeyin " demiştik...
Mehmet Çoban
swap_vert close
İsrailoğulları bir zamanlar büyük bir dağın eteklerinde yaşıyor. Dağın gölgesinden yararlanıyor. Güneşten, rüzgârlardan korunuyorlardı. Dağa baktıkları zaman sanki dağ üzerlerine devrilecekmiş gibi görünüyordu. Onlara; “Size gönderdiğim ayetlere uyun, yasalarımıza göre yaşayın ki; Rabbinizin cezalandırmasından korunasınız!” dedik.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Hani üstlerine düşeceğini sandıkları (Sînâ) [*] Dağı’nı onların üzerine gölge gibi kaldırmıştık. (Onlara) “Size verdiğimizi (Kitabı) kuvvetle alın (sıkıca tutunun) ve içinde olanı hatırlayın ki [takvâ]lı olabilesiniz.” (demiştik).
Buradaki dağın Sînâ Dağı olduğunun delili Mü’minûn 23:20 ve Tîn 95:2’dir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Hani bir zamanlar Biz o dağı bir gölgelik gibi onların üzerlerine çekmiştik, onlar da onu tepelerine düşecek sanmışlardı.¹ (O zaman) Biz onlara: “Eğer Allah’tan hakkıyla sakınmak istiyorsanız size verdiğimiz (kitaba) sımsıkı sarılın ve içerisindekini hatırınızdan çıkarmayın.” dedik.²
1 Netk: Bir şeyi şiddetle cezb etmek, bunun neticesi olarak “bir şeyi yerinden koparıp atmak” demektir. Nitekim bu ayette: “Ey Muhammed! Kitâb’a sarılmayan o Yahudilere o vakti de hatırlat ki hani o dağı şiddetle çekerek bir dam gibi üstlerine kaldırmıştık ve onlar bunu hakikaten üzerlerine düşmüş zannetmişlerdi. Yani yola gelmedikleri takdirde dağın tepelerine düşeceğine o kadar yakinen inanmışlar ve bundan öyle korkmuşlardı ki dağ üzerlerine düşmüş de altında eziliyorlarmış zannederek yerlere kapanmışlardı. Rivayetlere göre Yahudiler dağın bu vazıyetini görünce hepsi sol kaşı üzerine secdeye kapanmışlar ve bu halde dağın üzerlerine düşeceği korkusundan sağ gözleriyle de ona bakarlarmış. Ve bunun içindir ki Yahudiler hala secde edecekleri zaman böyle yaparlar ve “bu bizi azaptan kurtaran secdedir” derler. (Elmalılı) Bazı müfessirler, bu dağın, “Sina Dağı” olduğunu, bazıları da herhangi bir dağ olduğunu söylemişlerse de burada esas olan; dağın hangi dağ olduğu değil, İsrâil Oğullarının Allah’a gönülden değil de zorla îman ettiklerini, Allah’ın dilerse insanları kendisine böyle de îman ettirme gücüne sahip olduğunu ifâde etmektir. Mucizeleri yorumlamayı veya hafife almayı alışkanlık haline getiren bazı nevzuhur mealciler, (رَفَعَ) fiiline işine geldikleri yerlerde “şahit tutma, kaldırma, yükseltme” gibi anlamlar vermeye çalışmışlardır. (Bakara: 63, 93, Nisa: 154) Buradaki (نَتَقَ) fiiline ise tepelerine dağın kaldırılmasından Yahudiler adına korkarak “tepelerine dikme” anlamı verip mucizeyi yok saymışlardır. 2 Bk. (Bakara: 63, 93, Nisâ: 154)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve Sina Dağı’nı, adeta bir gölge gibi İsrailoğulları’nın tepesinde salladığımız ve onların da dağın üzerlerine yıkılacağını düşündükleri zaman ¹³⁷ [onlara dememiş miydik:] “Size bahşettiğimiz kitaba sıkıca sarılın ve onun içindekileri aklınızda iyi tutun, ki Allah’a karşı sorumluluk bilincine erişesiniz”? ¹³⁸
137 Lafzen, “Dağı onların üzerinde silkelediğimiz zaman”: Bunun, Hz. Musa’ya Tevrat (“levhalar”) vahyedildiği zaman cereyan eden yer sarsıntısıyla ilgili bir atıf olması mümkündür.138 Burası, bu surenin temas ettiği kadarıyla, İsrailoğulları kıssasının sonudur. Kur’an’ın genel yöntemine uygun olarak, “İsrailoğulları’nın kıssası da, hangi toplumdan ve hangi çağda olurlarsa olsunlar Allah’a inanan bütün insanlar için bir ibret, yaşanmıştan çıkarılmış bir ders olarak takdim edilmektedir; sonraki bölümde, yine aynı doğrultuda, bu sefer “Âdemoğulları”ndan, yani bütün bir insan soyundan söz açılıyor.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Dağı onların üzerine sanki bir gölgelik gibi kaldırmıştık. Öyle ki dağın başlarına düşeceğini zannettiler. Ve onlara “Size verdiğimiz vahye kuvvetle sarılın. Onun içindekileri aklınızda tutun ki sorumlu davranasınız.” dedik. 2/63, 4/174- 175, 43/43
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve Biz (Sina) Dağı’nı bir gölgelik gibi tepelerine dikip, onların dağın üzerlerine yıkılacağını zannettikleri o zaman da (demiştik): “Size bahşettiğimiz vahye sımsıkı sarılın ve onun ilkelerini aklınızdan çıkarmayın ki, sorumluluğunuzu yerine getirmiş olasınız!”[¹²⁸⁸]
[1288] Dağın havaya kaldırıldığının sanılmaması için özellikle “bir gölgelik gibi” ve “zannettikleri” kaydı düşülmüştür.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Bir vakit (İsrailoğuları, Tevrat’ın hükümlerini ağır görüp, uygulamaktan kaçındılar, bunun üzerine) dağı (Tûr dağının bir kısmını) Sanki bir gölgelik (bir tavan) imiş gibi onların üstlerine (yerinden) koparıp kaldırdık, onlar (çok korktular) dağ gerçekten üstlerine düşecek sandılar. O zaman (Ey İsrailoğulları) Size verdiğimizi (Tevrat'ın hükümlerini) kuvvetle tutun, (uygulayın) ve içindekini (Rabbinizin emirlerini) hatırınızdan hiç çıkarmayın ki, (O'nun azabından) korunabilesiniz" dedik, (ve böylece onlardan zorla da olsa bir söz almış olduk.. nitekim Yahudiler, secde edecekleri zaman "bu secde bizi cezadan kurtaran secdedir" derlermiş İsrailoğullarından evvel Ademoğullarının tümünden de kesin bir söz almıştık)
Osman Fırat
swap_vert close
Bir zaman da üzerlerine dağı, bir gölge gibi kaldırmıştık, üstlerine düşecek sanmışlardı: "Size verdiğim(Kitap)ı kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki (azabımızdan) korunasınız!" (demiştik).
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve bir vakit, dağı sanki o bir gölgelik imiş gibi onların üstlerine koparıp kaldırmıştı. Ve sandılar ki, o hakikaten üstlerine düşecek. (Onlara dedik ki:) «Size verdiğimizi kuvvetle tutun, ve onda olanı zikrediniz, İhtimal ki, sakınırsınız.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Hem bir vakit biz o dağı bir gölgelik gibi İsrailoğullarının başlarının üstüne kaldırmıştık da onlar, dağın üzerlerine düşeceğini sanmışlardı. O zaman demiştik ki: Size verdiğimiz bu kitab'a ciddiyetle sarılın ve içindeki gerçekleri düşünüp hiç hatırınızdan çıkarmayın ki Allah'ı sayıp kötülüklerden sakınasınız.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Bir zaman da üzerlerine dağı, bir gölge gibi kaldırmıştık, üstlerine düşecek sanmışlardı: "Size verdiğim(Kitap)ı kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlay(ıp yap)ın ki (azabımızdan) korunasınız!" (demiştik).
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Dağı yerinden koparub üzerlerine gölgelik gibi kıldık, onı üstlerine düşecek zan itdiler. O zamân onlara: "Size virdiğimiz şeyi (Tevrât'ı) 'azim ile alın ve onda olan şeyleri tezekkür idin, şâyed ki (bu tezekkür sâyesinde) fenâ hallerden sakınasınız" didik. [¹]
[1] Bakara sûresi 63nci âyetin notuna bak.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Bir gün o dağı adeta bir gölgelik gibi üzerlerine kaldırdık; başlarına düşeceğini sandılar. “Size verdiğimizi(Tevrat'ı) sıkı tutun. İçindekilerini düşünün ki kendinizi koruyabilesiniz” dedik.
Şaban Piriş
swap_vert close
Dağı onların üzerine kaldırmıştık. Sanki o gölgelik gibiydi. Öyle ki başlarına düşeceğini zannettiler. Size verdiğimize kuvvetle sarılın. Onun içinde olanları aklınızda tutun ki korunabilesiniz!
Ümit Şimşek
swap_vert close
Hani Biz dağı onların üzerine gölgelik gibi kaldırmıştık da üzerlerine düşüverecek sanmışlardı. “Size verdiğimiz kitaba bütün gücünüzle sarılın; onda olanları hatırlayın ki korunmuş olasınız” demiştik.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Bir zaman, dağı tepelerine bir gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. "Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ki korunabilesiniz."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol vaķt kim ķoparduķ ŧaġı anlaruñ üzerine ŧamam ol gölgelik gibi [86b] daħı bildiler kim bayıķ ol düşicidür anlara. “aluñ anı kim virdük size becid dutmaġ-ıla daħı anuñ anı kim anuñ içindedür anuñ-içün kim siz śaķınasız.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ẕikr eyle ol güni ki ṭaġı ḳoparduḳ anlar üstine. Ṣanasın ki birbulıt idi. Daḫı yaḳın bildiler ol ṭaġ anlar üstine düşecekdür. Aluñuz sizevirdügümüz kitābı cidd [ü] cehd‐ile. Daḫı ẕikr eyleñüz anuñ içinde olanı.Ola kim müttaḳīlerden olasız.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Bir zaman dağı (Tur dağını) yerindən qoparıb onların (İsrail oğullarının) başı üstünə kölgəlik (tavan) kimi qaldırmışdıq və onlar da elə güman etmişdilər ki, dağ üstlərinə düşəcək. Onlara: “Sizə verdiyimizdən (Tövratdan) möhkəm yapışın, orada olanları yada salın ki, bəlkə, pis əməllərdən çəkinəsiniz!” – demişdik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And when We shook the Mount above them as it were a covering, and they supposed that it was going to fall upon them (and We said): Hold fast that which We have given you, and remember that which is therein, that ye may ward off (evil).
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
When We shook the Mount over them, as if it had been a canopy, and they thought it was going to fall on them (We said): "Hold firmly(1144) to what We have given you, and bring (ever) to remembrance what is therein;(1145) perchance ye may fear Allah."
1144 Cf. 2:63 and n. 78, 2:93, and 5:7. 1145 Therein = in the Book or Revelation, in "what We have given you."  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذْ
ve bir zaman
نَتَقْنَا
kaldır- mıştık
الْجَبَلَ
dağı
فَوْقَهُمْ
üzerlerine
كَاَنَّهُ
sanki o
ظُلَّةٌ
bir göl- gelik
وَظَنُّٓوا
ve zannet-mişlerdi
اَنَّهُ
şüphe-siz o
وَاقِعٌ
düşecek bir şey
بِهِمْۚ
onlara
خُذُوا
tutun
مَٓا
o şe-yi ki
اٰتَيْنَاكُمْ
size verdik
بِقُوَّةٍ
kuvvetle
وَاذْكُرُوا
ve hatırlayın
مَا
o şey-leri ki
ف۪يهِ
için- dedir
لَعَلَّكُمْ
ta ki siz
تَتَّقُونَ۟
takvâlı olursunuz
Hani bir zamanlar da o (Tûr) Dağı(nı) sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara) "Size verdiğim (kitab)ı kuvvetle tutun ve onun içindekileri hatırlayın ki takvâ sahibi olasınız (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunuzu bilip böyle yaşayasınız)!" (diye vahyetmiştik).
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
نَتَقَ
Fiil-I
ن ت ق
Kaldırdı
جَبَل
İsim
ج ب ل
Dağ
فَوْق
İsim
ف و ق
Üstünde, yukarıda
كَاَنّ
Harf-i nasb
كَاَنّ
Sanki
ظُلَّة
İsim
ظ ل ل
Gölge, gölgelik
ظَنَّ
Fiil-I
ظ ن ن
Bildi, zanda bulundu, zannetti, anladı, sandı
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
وَاقِع
Etken fiil
و ق ع
Düşen, vuku bulan
بِهِمْ
Zamir
بِهِمْ
Onlarla, onlar yüzünden, onlar hakkında
اَخَذَ
Fiil-I
ا خ ذ
Aldı, yakaladı, tuttu, alıkoydu
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
قُوَّة
İsim
ق و ي
Kuvvet, güç, sağlamlık
ذَكَرَ
Fiil-I
ذ ك ر
Hatırladı, zikretti, andı, öğüt aldı, tezekkür etti
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
لَعَلّ
Zamir
لَعَلّ
Belki, umulur ki
اِتَّقٰى
Fiil-VIII
و ق ي
Takvâ sahibi oldu, sakındı, korundu, korktu