close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

A'râf Sûresi 149. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velemmâ sukita fî eydîhim veraev ennehum kad dallû kâlû le-in lem yerhamnâ rabbunâ veyaġfir lenâ lenekûnenne mine-lḣâsirîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Adamakıllı nadim olup doğru yoldan sapıttıklarını görünce de Rabbimiz acımazsa bize ve yarlıgamazsa bizi mutlaka ziyankarlardan olacağız dediler.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürülüverince ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görüp (fark edince): "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" deyip (yalvarmaya giriştiler).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Yoldan çıktıklarını farkederek şiddetli bir pişmanlık içinde başları elleri arasına düşürüldü. Gerçekten sapmış olduklarını görüp, anlayınca: “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, elbette zarara uğrayanlardan oluruz” dediler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
İş işten geçip pişmanlıktan kıvranırlarken, başlarına buyruk davranarak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ettiklerini gördüklerinde: “Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi koruma kalkanına almaz, bağışlamazsa, hüsrana uğrayanlardan oluruz" dediler.
bk. Kur’an-ı Kerim, 20/92-94.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Yaptıklarına pişman oldukları ve sapıklığa düştüklerini anladıkları zaman: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa zarar edenlerden oluruz" dediler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce: 'Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız' dediler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Ne zaman ki,buzağıya taptıklarına kuvvetle pişman oldular ve kesin olarak sapmış bulunduklarını gördüler, şöyle dediler: “- Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa muhakkak biz, hüsranda kalanlardan olacağız.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Elleri böğürlerinde çaresiz kalıp doğru yoldan sapıtmış olduklarını gördüklerinde “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, şüphesiz zarar edenlerden oluruz.” dediler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce, dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!”
Besim Atalay
swap_vert close
Onlar pişman olarak saptıkların gördüler, dediler ki: «Tanrımız! Sen bize acımazsan, bizi bağışlamazsan, ziyan etmiş oluruz»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Nihayet İsrailoğulları yaptıklarına) pişman olup kendilerinin gerçekten doğru yoldan sapmış olduklarını anlayınca dediler ki: “Rabbimiz bize merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz.”
Bkz. 20/92-94  
Cemil Said
swap_vert close
İ’tikâdlarının sakat oldığını anlayub da pişman oldukları vakit "Eğer rabbimiz bize merhamet itmez ve günâhlarımızı ’afv iylemez ise mahv olduk" didiler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz" dediler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Pişman olup kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını anlayınca da dediler ki: “Eğer rabbimiz, bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!
Edip Yüksel
swap_vert close
Yaptıklarına pişman olup sapmış olduklarını anlayınca da, "Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa kaybedenlerden oluruz," dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. "Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Vaktâki ellerine kırağı düşürüldü ve cidden sapmış olduklarını gördüler, kasem olsun ki, dediler: eğer bize merhamet etmez de rabbımız, mağfiret buyurmazsa her halde husranda kalanlardan olacağız
Emrah Demiryent
swap_vert close
Nihâyet akılları başına gelip de doğru yoldan sapmış olduklarını anladıklarında, pişmanlık içinde kıvranarak: “Şayet Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, şüphesiz biz ziyana uğrayanlardan oluruz” dediler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ne zaman ki akılları başlarına gelip gerçekten sapmış olduklarını görünce: “Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.” dediler.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Vaktaki (buzağıya tapmakdan) çok peşîman oldular ve kendilerinin muhakkak sapdıklarını gördüler: «Eğer Rabbimiz bize acımaz, bizi bağışlamazsa her halde en büyük ziyana uğrayanlardan olacağız» dediler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Nihâyet (pişmanlık) ellerine düşürüldü (ve üzüntülerinden ellerini ısırır oldular)da, şübhesiz kendilerinin gerçekten saptıklarını görünce: “Yemîn olsun ki, eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bize mağfiret etmezse, muhakkak hüsrâna uğrayanlardan olacağız!” dediler.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını gördüklerinde (akılları başına gelip doğru yoldan sapmış olduklarını anladıklarında): dediler ki: “Rabbimiz bize merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa muhakkak ki hüsrana uğrayan kimselerden oluruz.”
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kendilerinin doğru yoldan saptıklarını fark edip (gördüklerinde), elleri kolları çaresizlik içinde düştüğünde, “Rabbimiz bize merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa, kendimize yazık etmiş olanlardan olacağız” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Yanıldıklarını anladılar, sapkınlıklarını gördüler. Dediler: "Eğer çalabımız bizi acımaz, bizi yarlıgamazsa besbelli ki bize yazık olacaktır."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Pişman olup saptıklarını görünce: «— * Şayet Rabbimiz, bizi bağışlamaz, bizi yarlıgamazsa biz mutlak ziyankârlardan oluruz» dediler.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Ne zaman ki elleri düşmüş vaziyette çaresiz kalıp/pişman olup, sapıtmış olduklarını anladıklarında, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, andolsun ki zarara uğrayanlardan oluruz” dediler.
Kadri Çelik
swap_vert close
(Yanlışlıkları) Ellerine geçince ve sapıtmış olduklarını gördüklerinde, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, şüphesiz hüsrana uğrayanlardan oluruz” dediler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Nihâyet akılları başına gelip doğru yoldan sapmış olduklarını anladıklarında, pişmanlık içinde kıvranarak, “Eyvah bize! Eğer Rabb’imiz bizlere merhamet etmez ve bizleri bağışlamaz ise, kesinlikle kaybedenlerden olacağız!” diye feryat ettiler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Pişman olduğunda ve onların sapmış olduklarını gördüğünde: -“And olsun rabbimiz bize acımadıysa ve bizi bağışlamadıysa, elbette Hüsrana Düşenler’den oluruz!” dediler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Elleri havada kalınca yanlış yaptıklarını anladılar: " Eğer Rabb'imiz bize merhamet edip bağışlamaz ise, gerçekten sonumuz geldi demektir " dediler.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Bazılarının aklı başına gelerek; “Biz hakikaten sapkınlar olduk!” dediler. Yaptıklarına pişman oldular. Dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize acımaz, bizi bağışlamazsan mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Başları) ellerine düşünce (pişman olup) saptıklarını görüp anladıklarında “Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa elbette kaybedenlerden olacağız!” demişlerdi.
Mehmet Türk
swap_vert close
Yaptıklarından dolayı gönüllerine pişmanlık düşünce de¹ kendilerinin sapıtmış olduklarını anladılar ve: “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa (işte o zaman) biz kesinlikle perişan oluruz.” dediler.
1 Arapçada; “ellerinin üzerine düşürülmek” istiâre, kinâye veya temsil yoluyla; “şiddetli pişmanlığı” ifâde eden bir tabirdir. Yani bu ifâde; bir insan, bir şeye pişman olup âciz kaldığı zaman, “gönlüne pişmanlık düşürüldü” anlamında kullanılır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
[sonradan] yoldan çıktıklarını fark ederek pişmanlık içinde ellerini dizlerine vurup da, ¹¹⁴ “Doğrusu, Rabbimiz acıyıp da bağışlamazsa, biz gerçekten ziyana uğramış kimselerden olacağız!” ¹¹⁵ deseler bile.
114 Lafzen, “ellerinin üzerine düşürüldüğü/bırakıldığı zaman” -derin bir pişmanlığı dile getiren deyimsel bir ifadedir bu, muhtemelen, duyulan şiddetli acının ya da pişmanlığın bir ifadesi olarak ellerin birbirine (ya da bizim Türkçe’de kullandığımız ifadeyle, ‘dizlere’ -T.ç.n.) vurulmasından türemiş bir deyim.115 Bu 149. ayetin tamamı, sonraki bir zamana, sonraki bir duruma atıf taşıyan bir ara anlatım (cümle-i mu‘tarize) durumundadır; çünkü İsrailoğulları’nın pişmanlığı, bir sonraki ayette anlatılacağı üzere, Hz. Musa’nın Sina Dağı’ndan dönüşünden sonradır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ne zaman ki pişmanlıktan elleri kolları dökülüp saptıklarını anladıklarında ‘Rabbimiz eğer bize merhamet etmezsen ve bizi bağışlamazsan büsbütün kaybedenlerden oluruz’ dediler. 2/186, 7/23, 27/11, 39/53
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Pişmanlık içinde elleri kolları dökülüp de[¹²⁶²] sapmış olduklarının farkına varınca “Eğer Rabbimiz bize acıyıp da bizi bağışlamazsa, işte o zaman büsbütün kaybedenlerden olacağız!” diye dövündüler.
[1262] Lafzen: “Ellerindeki düşürülünce”. Bu bir deyimdir ve zımnî anlamı şudur: elleri bomboş kalıp umutları tükenince. Kurtubî “el”in “kalp”ten kinaye olduğunu ifade eder. Şiddetli pişmanlığa delâlet eder.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Fakat) Ne zaman ki, (Musa'nın uyarısıyle) kendilerinin gerçekten sapıtmış olduklarım görüp çok pişman oldular: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bağışlamazsa muhakkak ki, büyük ziyana uğrayacağız." dediler. (Rablerine sığındılar ve O'nun bağışlamasına nail oldular)
Osman Fırat
swap_vert close
Ne zaman ki (pişmanlıklarından ötürü) başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını gödüklerinde, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsan, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz!"
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Vaktâ ki nedâmete düştüler ve kendilerinin hakikaten doğru yoldan çıkmış olduklarını gördüler. Dediler ki: «Eğer bize Rabbimiz merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa elbette büyük bir ziyana uğramışlardan olacağız.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Ne vakit ki yaptıklarının saçmalığını anlayıp son derece pişman oldular ve saptıklarını gördüler, “Yemin olsun ki, dediler, eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi affetmezse, muhakkak her şeyimizi kaybedenlerden oluruz. ” [20, 92-94]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Ne zaman ki (pişmanlıklarından ötürü) başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını gör(üp anla)dılar, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz!"
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Vaktâ ki o buzağı ellerinden düşdi. O zamân dalâlete düşdüklerini gördiler ve "Eğer rabbimiz bize merhamet ve bizi 'afv ve mağfiret itmez ise ziyânkarlardan oluruz" didiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Başları önlerine eğdirilip saptıklarını gördüklerinde dediler ki “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa (durumumuzu düzeltmezse) tamamen kaybetmiş oluruz.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Ellerindeki düşürüldüğü ve sapmış olduklarını gördükleri zaman: -Eğer Rabbimiz, bize acımazsa ve bizi bağışlamazsa mahvolanlardan oluruz, dediler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Nihayet akılları başlarına gelip de sapıklık etmiş olduklarını anlayınca dediler ki: “Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, biz hüsrana düşenlerden oluruz.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: "Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol vaķt kim düşürinildi ellerine daħı gördiler kim bayıķ anlar azdılar eyittiler “eger raḥmet ķılmaz ise bize çalabumuz daħı yarlıġamaz ise bizi olavuz ziyānlulardan.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Vaḳtī nedāmet eyleyüp ellerin dişlediler, gördiler ki özleri azmışlar. Eyitdi‐ler: Eger bize raḥmet eylemese Çalabumuz, daḫı yarlıġamasa günāhlarumuzı ziyānlulardan olur‐biz.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Elə ki (peşmançılıqdan başları) əlləri arasına düşdü və haqq yoldan azmış olduqlarını gördülər, (əməllərindən çox mə’yus olub) dedilər: “Əgər Rəbbimiz bizə rəhm etməsə və bizi bağışlamasa, mütləq ziyana uğrayanlardan olacağıq!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And when they feared the consequences thereof and saw that they had gone astray, they said: Unless our Lord have mercy on us and forgive us, we verily are of the lost.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
When they repented, and saw that they had erred, they said: "If our Lord have not mercy upon us and forgive us, we shall indeed be of those who perish."
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَمَّا
ve ne za-man ki
سُقِطَ
düşürüldü
ف۪ٓي اَيْد۪يهِمْ
(başları) elleri arasına
وَرَاَوْا
ve gördüler
اَنَّهُمْ
şüphesiz kendileri
قَدْ
ger-
çekten
ضَلُّواۙ
dalâlette oldular
قَالُوا
dediler
لَئِنْ
andolsun eğer
لَمْ يَرْحَمْنَا
bize merha-met etmezse
رَبُّنَا
Rabb- imiz
وَيَغْفِرْ
ve mağfiret etmezse
لَنَا
bizi
لَنَكُونَنَّ
kesinlikle oluruz
مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
hüsrana uğrayanlardan
Fakat (çaresizce başları) ellerinin arasına düştüğünde (yaptıklarını düşündüler de) şüphesiz kendilerinin gerçekten dalâlette olduklarını gördüler ve dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi mağfiret etmezse kesinlikle biz hüsrana uğrayanlardan oluruz!"
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
سَقَطَ
Fiil-I
س ق ط
Düştü
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
يَد
İsim
ي د ي
El
رَاَى
Fiil-I
ر ا ي
Gördü, anladı, bildi, düşündü
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
ضَلَّ
Fiil-I
ض ل ل
Saptı, şaşırdı, dalâlete düştü, kayboldu, boşa gitti, yanıldı
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
رَحِمَ
Fiil-I
ر ح م
Merhamet etti, rahmet etti, acıdı
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
غَفَرَ
Fiil-I
غ ف ر
Mağfiret etti, bağışladı
لَنَا
Zamir
لَنَا
Bizim için, bize, bizim
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
خَاسِر۪ين
Etken fiil
خ س ر
Hüsrana uğrayanlar