Allah nebiler (aracılığıyla kitap ehlin)den; “Eğer vahiyden ve hikmetten size bir pay verdikten sonra size elinizdekini tasdik eden bir elçi gelirse,[⁶²²] kesinlikle ona inanmalı ve yardım etmelisiniz” taahhüdünü aldığı zaman sordu: “İşte bu şarta dayalı ahdimi alıp kabul ettiniz mi?”[⁶²³] “Kabul ve tasdik ettik!” diye cevap verdiler. Allah buyurdu: “O hâlde şahid olun! Ben de sizinle birlikte, bu sözünüze şahit olanlardanım!”
[622] Önceki elçilerin kendilerinden sonra gelecek elçiye atıf yapmaları, sadece Allah Rasûlü örneğiyle sınırlı değildir. Gelecek bir elçiyi müjdelemek neredeyse bir vahiy geleneği hâlini almış, bunun sonucu olarak da Allah nebilerden, kendilerinden sonra nebi geleceğini haber vermelerini istemiştir (Krş: Yaratılış 12:1-3, 16:20, 69:10; Tesniye 18:18, 33; Daniel 2:31-32; 7:13-14; Mezmurlar 65:3-18; İşaya 21:6-7, 13-16; 62:9 vd.; 63:1-6; Habakkuk 3:3; Matta 21:33-34; Yahyâ I, 21, 14:15-16; 15:26-27; 16:7-16).
[623] Taberî’nin, bu ibare hakkında sahabi ve tâbiîn müfessirlerinden naklettiği farklı görüşleri Zemahşerî tasnif eder ve gramatik açıdan gerekçelendirir. Zemahşerî, bu lafzî anlamın yanında üç ihtimal daha zikreder: 1) Buradaki “taahhüd”ün “nebilere” izafeti tıpkı mîsâkullah ve ahdullahda olduğu gibi “taahhüd edene” değil “kendisi adına taahhüd alınana”dır. Bu durumda anlam şöyle olur: “Nebilerin ümmetlerinden aldığı taahhüdü Allah da onlardan aldı.” 2) Burada kendilerinden taahhüd alınan “nebilerin çocukları” yani İsrâiloğullarıdır, isim tamlamasından ”tamlayan” (...çocukları) düşmüştür (bkz: 2: 132). 3) Burada kast olunan kitap ehlidir, çünkü onlar “Biz nebiliğie daha layığız, çünkü biz nebilerin kendilerinden çıktığı kitap ehliyiz” iddiasında bulunuyorlardı. Ubeyy ve İbn Mes’ud’un ve iz ehazallâhu misaka’l-lezîne ûtu’l-kitâb şeklindeki kıraatleri de bunu desteklemektedir (Taberî; Zemahşerî; Ebu Müslim’den Râzî). Taberî’nin kendi görüşü, âyetin lafzî anlamıdır. Buna göre söz konusu taahhüd doğrudan tüm nebilerden alınmıştır. Taberî’nin âyete yüklediği anlam şudur: “Ey Kitap ehli! Allah’ın nebilerden aldığı şu taahhüdü hatırlayın: ‘Ey nebiler! Size ne zaman vahiyden ve hikmetten bir pay verilir de, bunun ardından, katımdan size elinizdekini tasdik eden bir elçi gelirse, kesinlikle ona inanmalı ve yardım etmelisiniz.’ Taberî, bu tercihini Süddî’den aktardığı rivayetle pekiştirir. Ancak doğruya en yakın anlam, bizim âyetin mealinde tercih ettiğimiz anlamdır. Bu anlamı, bir sonraki âyet de pekiştirmektedir. Eğer kendilerinden taahhüd alınanlar doğrudan nebiler olsaydı, onlar için “Her kim bundan sonra yüz çevirirse, işte onlar..” denilmezdi. O hâlde, söz konusu taahhüd nebiler aracı kılınarak kitap ehlinden, özelde İsrâiloğullarından alınmıştır. Allah Rasûlü’nü reddeden Medine Yahudileri, bu sözleşmeye ihanet etmekle “fâsık” ve “hain” olmuşlardır.