De ki: (Emirleri yerine getirip yasaklarından kaçınmakla) Allah’a ve (tebliğ etmiş olduğu şekliyle Kur’an’daki hükümleri uygulama hususunda) elçiye itaat edin. "Eğer (bundan) yüz çevirirlerse, şüphe yok ki Allah (hakikati) inkâr edenleri sevmez.*
(*) Bu ve bunun gibi daha birçok âyette Allah’a ve Resulü’ne itaat emrediliyor. Ancak bu âyetleri dinin iki kurucusu ya da Allah’ın ortağı varmış gibi anlamamak gerekir. Din yalnızca Allah’ındır. Hz. Peygamber şari değil müteşerridir yani şariat koyucu, yasa koyucu değil; Allah tarafından konan şeriati, yasaları uygulayandır. Haşir -7. ayetinde “Resul size ne vermişse onu alın, sizi neden menetmişse ondan da uzaklaşın”cümlesini alarak Allah’ın resulünü hüküm koyucu olarak görmek yanlıştır. Çünkü bu ayetin üst kısmında ganimetlerin nasıl ve kimlere paylaştırılacağı anlatılıyor ve bu konuda Hz. Peygambere yetki verildiği ifade ediliyor, yoksa peygambere hüküm koyma, dini kural ve prensipleri koyma yetkisi verilmiyor. Hz. Peygamberin vazifesi tebliğdir, dinde hüküm koymak değildir. Resul’e itaati bu minvalde anlamak gerekiyor. "Muhammed sadece bir elçidir (görevi sadece mesajlarımızı açıklamak ve tebliğ etmektir) . (Al-i İmran 3/144) Yani elçiye itaat, sadece Allah’a kul olmak ve yalnız Kur’an’ı izlemekle olur. Ama buna rağmen Hz. Peygamberin din adına hüküm koyma yetkisinin olduğunu iddia edenler ve bu iddialarını bazı ayetlere dayandıranlar vardır. Örneğin “ De ki: Allah’a ve Resulüne itaat edin!” (Ali İmran 3/32) Yani bunu iddialarına delil gösterirler: Hâlbuki bu ayetin açıklamalı doğru meali şu şekildedir: ‘’De ki: Allah’a ve (tebliğ etmiş olduğu şekliyle Kur’an’daki hükümleri uygulama hususunda) elçisi’ne itaat edin." Yani elçiye itaat, elçinin yüce Allah’tan vahiy yolu ile alıp tebliğ ettiği Kur’an’daki hükümlere inanmak ve onları uygulamaktır. Yine kendilerine dayanak gösterdikleri 2. ayet ise şudur: “Anlaşmazlığa düştüğünüz konuları da Allah’a ve elçisine götürün!” (Nisa 4/59) İşte bu ayetin verdiği mesaj da şöyledir: ‘’Elçi vahiy ile aranızı bulsun ve anlaşmazlıklarınızı Kur’an’daki ilahi hükümlerle çözsün…’’ şeklindedir. İşte bu vb. ayetlerde Allah’a ve Resüllüne itaat edin dendiği zaman, Allah’a Allah olarak, elçiy’ye de elçi olarak itaat edin deniliyor. Bu ne demek? Her konuda hüküm veren, kanun koyan, helal yapan, haram yapan, emir veren, yasak koyan ve her yönüyle insanın sosyal hayatını tanzim eden yegâne güç yüce Allah’tır. Elçi’nin görevi ise, onun bu hüküm ve emirlerini en ufak bir deşikliğe uğratmaksızın olduğu gibi aynen tebliğ etmek, açıklamak ve uygulamaktır. Dikkat edilirse, hiçbir ayette Muhammed’e itaat edin denilmiyor, konuyla ilgili her ayette Allah’ın elçisine itaat edin deniliyor, yani elçi vasfına vurgu yapılıyor, onun şahsına değil. Onu hakem kılmak ise, onu hüküm koyucu yapmak değildir. Nasıl ki bir devletin hukuk hâkimleri, kendi kafa ve düşüncelerine göre hüküm veremiyorlarsa, devletin hukuknu tatbik ediyorlarsa, işte eliçi de bunlar gibidir, kendi görüş ve içtihadını değil, sadece Allah’ın hükümlerini uygulamaktadır. Eğer elçiye veya başkasına bu yetkiyi veren olursa Tevbe-31. ayetin hükmü gereği o kişi müşrik olur. İşte o ayet: (اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ) ’’Onlar, Allah’ın yanı sıra hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rabb’ler edindiler…’’ (Tevbe -31) Hâlbuki onlar, rahip ve hahamlarına tapmamışlar, ancak dinin kuralları konusunda bunları yetkili kılmışlardır. İşte dine ait hükümleri koyma konusunda Hz. Peygamberi de yetkili yapan kimseler de bu ayetin hükmü gereği haşa Hz. peygamberi Rab edinmiş olur. Ki bu da şirktir. (الله اعلم)