Ey îman edenler! Gerçekten kurtuluşunuzu umabilmek için; sabredin, sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın, onlara karşı tetikte durun ve Allah’a karşı hata etmekten sakının.¹
1 Râbıta: Kelimenin kökü olan (رَبَطَ) fiili sözlükte; bağlamak, sağlam yürekli olmak, birlik olmak, pekiştirmek anlamlarına gelir. Kur’an’da râbıta kelimesi geçmemekle birlikte, (رَبَطَ) kökünün türevleri beş yerde geçmektedir. (Âlu İmran: 200, Enfâl: 11, 60, Kehf: 14, Kasas: 10) Müfessirlerin tamamına yakını râbıta’yı; atlarla saf bağlayıp düşmana karşı durmak, hudutlardaki karakolları beklemek, nöbet tutmak ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemek şekline anlamışlardır. (Taberî, Kurtubî, Râzî) Peygamberimiz (s.a.v): “Allah’ın kendisiyle hataları affedip bağışlayacağı, dereceleri yükselteceği bir şeyi size söyleyeyim mi? Abdest üstüne abdest almak, camide cemaatle namaz kılmaya devam etmek ve her namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribat budur! İşte ribat budur! İşte ribat budur! (Müslim, Tirmîzî, Nesâî, Muvatta) Kim bir günlük nöbet tutarsa, bir aylık oruç ve ibâdetten daha fazla sevap kazanır.” buyurmuştur. (Nesâî, Tirmizî, İbnu Mace) Bu ayet ve hadislerden, râbıta’nın; bir cihad terimi olduğu, İslâm düşmanlarına karşı silahlanma, cihad için hazırlıklı olma, hudut karakollarında nöbet bekleme ve bu duygulara sıkı sıkıya bağlı olma demek olduğu anlaşılmaktadır. Mutasavvıflara göre rabıta; müridin şeyhini düşünerek kalbinden dünyalıkları çıkarması, şeyhi vasıtası ile Hz. Peygamber (s.a.v)’e ve Allah’a kalbini bağlaması demektir ve şöyle yapılır: Mürid doğrudan doğruya Allah’ı düşünür, Allah ile manevi bir bağ kurar ve hep O’nunla beraber olduğunu tasavvur eder. Bu şekilde bir bağ kuramazsa, bağlı bulunduğu mürşidini düşünür. Onun bağlı bulunduğu şeyhler silsilesi ile Hz. Muhammed (s.a.v)’e ulaşır. O’nun vasıtası ile de Allah’a ulaşır (!) ve O’nunla manevi bir bağ kurar. Tasavvuftaki rabıta, dolaylı yoldan Allah’a gitmek ve aracılar vasıtasıyla O’nunla manevi bağ kurmaktır. Rabıtanın bu şekildeki uygulaması, tarikatların Hicri 7. yüzyıldan sonraki dönemlerde uydurdukları bir bid’attir. Sûfîler, râbıtayı bir delile dayandırabilmek amacıyla; “sadıklarla birlikte olun” (Tevbe: 119) ayetini ve “kişi sevdiğiyle beraberdir” (Buharî, Müslim, Tirmizî) hadisini fütursuzca istismar etmişlerdir. Sonuç olarak; Kur’an’da ve sünnette mutasavvıfların uygulamasını destekleyecek hiç bir delil ve uygulama yoktur. Ayet ve hadislerde dile getirilen Allah yolunda cihad etmeyi gözüne kestiremeyenler, sonuçta râbıta kelimesinin içini boşaltarak, onu şirkle karışık bir meskenete çevirmekten başka bir şey yapmamışlardır. Bir de yıldızı bol otellerde yiyip-içip hayaller peşinde koşarak ribat yapanların rabıtalarını da Allah hayra tebdil eder inşallah…!