Her canlı, ölümü tadacaktır¹ ve kıyamet günü, yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulan kimse ise gerçekten kurtuluşa ermiştir. Zîrâ dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
1 Nefis: Arapçada bir şeyin özünü, kendisini belirten zamir olarak kullanıldığı gibi, ruh, benlik, kalp, kimse, cevher anlamlarına da gelir. İslami terim olarak şahıs, rûh ve ölümsüz olan rûh, anlamına da gelmektedir. Çünkü tatmak, hayat eseridir ve ölümün tadını alanın da ölümsüz olması gerekir. Yoksa zevk, tasavvur olunamaz. Buna göre bu ayet; “her nefis, bedeninin ölümünü tadacaktır.” şeklinde de anlaşılabilir. Bu da; rûhun, bedenin ölümüyle ölmeyeceğini ifâde eder. Bundan da ölümün, sadece bedene mahsus olduğunu, rûhun yok olmayacağını anlamak mümkündür. Ayrıca bu ayetten, insanlarla birlikte cinlerin ve meleklerin de öleceği anlaşılmaktadır. Hicrî ikinci asırdan itibaren Müslüman düşünürler, Yunan felsefe metinlerinin Arapçaya çevrilmesinden sonra nefis konusunda tartışmaya ve çeşitli düşünceler ileri sürmeye başladılar. Aristo ve Yeni Eflatun’cular tarafından yorumlanan biçiminin etkisiyle bu tartışmalar sırasında nefsin mahiyeti, hakkında çok sayıda nazariyeler ortaya attılar. Kelamcılarla Müslüman olduğunu söyleyen filozoflar ve mutasavvıfların bir bölümü de nefsin soyut bir cevher olduğunu savunarak; “insanın mahiyeti ne cisimdir, ne de cisimseldir. Nefis, maddeden ayrık bir cevherdir” demeye başladılar. Bir kısmı da üstad-ı evvelleri Aristo’nun izinden giderek nefsin üç türü, derecesi ya da durumu olduğunu kabul ettiler. Buna göre nefsi, nebatî, hayvani ve insani nefis olmak üzere üçe ayırdılar. Böylece Allah’ın Kur’an’da yaptığı nefis tanımının içini boşaltarak yerine Yunan Felsefesinin yaptığı tanımı yerleştirip, kendi felsefi sistemlerini dinmiş gibi Müslümanlara benimsettiler. Bilhassa sufilerce yapılan nefsin (emmare, levvame, mülhime gibi…) çeşitlerinin ise Kur’an’la hiçbir alakası yoktur. Bk. (Enbiya: 35, Ankebût: 57)