[Ey hakikati inkar edenler!] Müminlerin sizin hayat tarzınıza uymalarına göz yummak, Allah’ın istediği bir şey değildir: ¹³⁶ Sonunda Allah iyiyi kötüden ayıracaktır. Ve Allah, insan idrakini aşan şeyleri kavrama gücünü size verecek değildir: [Bunun için] Allah, elçileri arasından dilediğini seçer. ¹³⁷ Öyleyse Allah’a ve elçilerine inanın; zira eğer O’na inanır ve O’na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olursanız o zaman bilin ki, sizi muhteşem bir karşılık beklemektedir.
136 Bazı müfessirler (mesela Râzî), mâ entum ‘aleyhi (lafzen, “üzerinde olduğunuz”) ibaresinin burada “içinde bulunduğunuz şartlar”ı -yani, Uhud Savaşı’ndan sonra Müslüman toplumun içine düştüğü zayıflık ve şaşkınlık halini- gösterdiği ve bu nedenle yukarıdaki pasajın müminlere hitab ettiği görüşündedirler. Ancak bu yorum, pek makul değildir. Müminlere burada üçüncü şahıs zamiri ile işaret edilmesinin yanısıra, mâ entum ‘aleyhi ibaresinin ikinci çoğul şahıs halinde kullanılması, bununla hem Kur’an’da hem de sahih Hadisler’de her zaman insanların hayat tarzının ve inançlarının kasdedildiğini göstermektedir. Ayrıca, İbni ‘Abbâs, Katâde, Dehhâk, Mukâtil ve Kelbî’nin, burada hitab edilen insanların, önceki pasajların işaret ettiği “hakikati inkar edenler” olduğunu tereddütsüz olarak açıkladıklarına dair elimizde güvenilir bilgiler bulunmaktadır (bkz. Taberî ve Beğavî’nin bu ayet ile ilgili yorumları). Bu anlamda okununca yukarıdaki pasaj, müminlerin, zaman içinde, yalnız inançlarında değil, sosyal hedefleri ve hayat tarzları açısından da inkarcılardan farklılaşacaklarına işaret eder.137 Yani, Allah, insana, sadece kendisinin tüm bilgisine sahip olduğu hakikat hakkında kısmî bir görüş sahibi olmayı bu elçiler aracılığıyla sağlar.