166 - 167. Ve iki topluluğun karşılaştığı günde (kendi hatanızdan dolayı) başınıza gelen (sıkıntı ve sarsıntılar), Allah’ın izniyledir (bilgisiyledir). Bu, (gerçekten) hem inananları (gaybı ilmiyle bildiği gibi şehadet ilmiyle de) bilsin (deneyip ortaya çıkarsın), hem de münafıklık edenleri de (gaybı ilmiyle bildiği gibi şehadet ilmiyle de) bilsin (deneyip ortaya çıkarsın). Münafıklık edenlere: ’gelin, Allah yolunda (saldırganlara karşı) savaşın veya hiç olmazsa savunmada bulunun’ dendiği zaman: ’Eğer savaşmayı bilseydik, ardınızdan gelirdik’ demişlerdi. O gün, onlar imandan çok inkâra yakındılar. Gönüllerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Oysa Allah, içlerinde gizledikleri şeyi (çok) iyi bilmektedir.*
(*) Hz. Muhammed, saldırgan düşmana karşı müdafaa için Uhud Dağı’na gitmek üzere asker toplamaya çalışırken, bazı münafıklar ve münafıkların etkisinde kalan bazı göçebe Araplar, farklı mazeretlerle Hz. Peygamber’in çağrısına uymamıştı. Hatta “Eğer savaşmayı bilseydik, mutlaka peşinizden gelirdik.” diyerek bir de işi sulandırmışlardı. Sulandıranların başında Abdullah bin Ubeyy bin Selul vardı. Allah bu ayetle bunların konumuna işaret ederek münafık olduklarını bildiriyor ve bu şekilde Müslümanların safını münafıklardan temizlediğini anlatıyordu. Onların imandan çok küfre yakın olduklarını bildirerek “Gönüllerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar, ifadesiyle söylediklerinde samimi olmadıklarını ortaya koyuyordu. Çünkü onlar, savaş olacağını bildikleri hâlde, Müslümanlarla müşrikler arasında savaşın çıkabileceğini tahmin etmedikerini ileri sürüyorlardı. Bilmiyorlardı ki, içlerinde gizlediklerini Allah çok iyi biliyor ve bildiklerinden elçisini de haberdar ediyordu. Ayrıca ayette geçen (وَلِيَعْلَمَ) ‘’Ve (şehadet ilmiyle de) bilsin (ayırt etsin, belirtsin ve ortaya çıkarsın) anlamındadır. Not: Yüce Allah’ın ilmi ikiye ayrılır. Biri gaybı ilmi, diğeri de şehadet ilmi. Gaybı ilimden maksat gelecekle ilgili olup henüz meydana gelmemiş olan olayları bilmesidir. Şehadet ilmi ise olayların meydana geldiği anda görerek elde edilen ilimdir. Yani yüce Allah insanlarıın yapacaklarını gaybı olarak bildiği gibi, onları deneyerek şehadet ilmiyle de yaptıklarını bilmeketedir. Aşağıdaki tefsir metinlerine bakılabilir. İşte bu ve buna benzer mesajlarda yüce Allah insanı gaybı ilmine göre değil, denedikten sonraki şehadet ilmiyle muahaze eder.
الوجه الثاني: فباذن الله: أي بعلمه (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير) أي ليعلم شاهدا ما علم غائبا (تأويلات القران – الماتريدي) (وليعلم المؤمنين ) أي : ليميز والعلم هنا كناية عن الظهور والتقرر في الخارج لما قدره- سبحانه- في الأزل أى أراد الله أن يحدث ما حدث في غزوة أحد ليظهر للناس ويميز لهم المؤمنين من غيرهم (تفسير الوسيط - تفسير البغوي)