Siz, (bütün) insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; (Çünkü) her türlü iyiliği (hak, hukuk, gerçek özgürlük olan sadece Allah’a kulluk, evrensel adalet, eşitlik ve insanlığın barışı, huzur ve mutluluğu için gerekli olan her türlü gayreti gösterip bunları) emreder, her türlü kötülükten (zulüm, insan hakları ihlali, can, mal, din, inanç ve düşünceye yönelik yapılan her türlü tecavüzden, meşru ve helal olmayan ilişkilerden, kötü tutum ve davranışlardan vs.) sakındırırsınız ve Allah’a iman edersiniz. Eğer kitap ehli de (bunları yapıp islam dinine) iman etmiş olsaydı şüphesiz kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan (İslam dinine) iman edenler var, fakat çoğu yoldan çıkmışlardır. *
(*) Bunlar her Müslümana yüklenen İslamı bir görevdir. Bu görevi hakkıyla yaptıklarında, o zaman hayırlı ümmet olmanın vasfını kazanırlar, yoksa bu görevi yapmayıp, sadece ihlaslı bir şekilde namaz kılmak, oruç tutmak, hac yapmak, zekât vermek, İslamın bütün ibadetlerini yerine getirmek, helâl yiyip haramdan kaçınmak vs. ile bu vasfı kazanmak mümkün değildir. Ancak bütün bunları yerine getirmekle diğer toplumlardan farklı ve hayırlı bir ümmet özelliğine sahip olunur…
ولكن هذه الخيرية لا يستحقها من ليس لهم من الإسلام واتباع النبي - صلى الله عليه وسلم - إلا الدعوى وجعل الدين جنسية لهم ، بل لا يستحقها من أقام الصلاة وآتى الزكاة وصام رمضان وحج البيت الحرام والتزم الحلال واجتنب الحرام مع الإخلاص الذي هو روح الإسلام إلا بعد القيام بالأمر بالمعروف والنهي عن المنكر ، وبالاعتصام بحبل الله مع اتقاء التفرق والخلاف في الدين (تفسير المنار)