close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Alak Sûresi 2. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ḣaleka-l-insâne min ‘alak(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
İnsanı da bir parça kan pıhtısından var etti.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ki) O (Rabbin), insanı (ana rahmine yapışıp asılı duran bir hücre topluluğu olan embriyodan) alak’tan yaratandır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
İnsanı da bir parça kan pıhtısından.
Ahmet Tekin
swap_vert close
O, insanı aşk ve sevgiden, bir ilişkiden, rahim duvarına yapışıp yerleşen döllenmiş hücrelerden yarattı.
Ahmet Varol
swap_vert close
O insanı bir alakadan (embriyodan) yarattı.
Ali Bulaç
swap_vert close
O, insanı bir alak'tan yarattı.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
İnsanı bir kan pıhtısından yarattı.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
O Allah ki insanı, (rahme) asılan bir yumurtadan yarattı.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O, insanı bir yapışkan döllenmiş yumurta hücresinden yarattı.
Besim Atalay
swap_vert close
İnsanı yarattı bir koyu kandan !
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
O Rabbin ki, insanı embriyodan/yumurtadan yarattı.
Cemil Said
swap_vert close
1,2. Her şeyi halk iden ve insânı kan pıhtısından halk iyleyen Allâh’ın ismiyle başlayarak Kur’ân’ı oku.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak'tan) yarattı.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
1,2. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı “alak”dan yarattı.[587]
“Alak”, yahut “alaka”, erkeğin spermiyle döllenmiş dişi yumurtadan bir hafta zarfında oluşan hücre topluluğunun rahim cidarına asılıp gömülmüş şekli demektir. Ceninin ana rahminde geçirdiği evreler ile ilgili olarak Hac sûresinin 5. ve Mü’minûn sûresinin 14. âyetine bakınız.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
1, 2. Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.
Edip Yüksel
swap_vert close
O, insanı bir embriyodan yarattı.
Arapça "Alak" kelimesi, üç anlama sahiptir. 1) Kan pıhtısı, 2) Asılı duran madde, 3) Sülük. Eskiler, doğal olarak birinci anlamı, yani kan pıhtısı anlamını yeğlemişlerdir. Ne var ki modern biyolojinin gözlemleri bu anlamın doğru olmadığını ortaya koymuştur. İnsanın yaratılış evrelerinde kan pıhtısı diye bir evre yoktur. Bu yüzden, "rahim duvarına sülük gibi asılı duran madde" anlamını seçtik. Nitekim, meniden sonraki evre olarak anılan bu biçimin (22:5; 23:14) tek kelimelik karşılığı "embriyo"dur. Bak 4:82.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
İnsanı bir alaktan yarattı
Emrah Demiryent
swap_vert close
O, insanı bir alaktan (rahimde aşılanmış yumurtadan) yarattı.
Erhan Aktaş
swap_vert close
İnsanı alaktan¹ yarattı.
1- Döl yatağına tutunan, döl yatağında asılı olan.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O, insanı bir kan pıhtısından yaratdı.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(O,) insanı bir alak'dan yarattı.(2)
(2)“Alak” ta‘bîrinin îzâhı için, bakınız; (sahîfe 331, hâşiye 1)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
1, 2. (Kâinatı ve bütün mahlukatı) yaratmış olan Rabbinin adıyla (vahiy olunan mesajları ve hakikatleri anlatan kâinat kitabını) oku (öğren, düşün, aklında tut, ondan sonra da bütün insanlara duyurmaya, ilan etmeye, ulaştırmaya başla). O, insanı (insan türünü) bir alaktan (ana rahmine yapışıp asılı duran bir hücre topluluğu olan embriyodan) yaratmıştır. *
(*) Bu iki ayetin açıklaması; Alak sûresini ilk sûre olarak kabul eden görüşe göredir. İkrâ: Okumanın, yaratılanlardan Yaradan’a ulaştıracak derin düşünme, anlama ve kavrama sürecini ifade eder. Buradaki okuma henüz vahiy denecek bir metin bulunmadığı için yaratılan varlık âlemini parçadan bütüne ulaşacak tarzda okumayı, düşünmeyi ve anlamayı ifade eder. “karae” kelimesini "okumak" diye çevirmek yeterli olmaz. Çünkü Türkçede kullanılan "okumak"kelimesinin karşılığı, Arapçada tilâvet’tir. Bir de okuma olarak meallendirilen ‘’kıraat’’vardır. Kıraat, ’harflerin ve kelimelerin ’tertil’ üzere birbirlerine ulanması’ demektir ki burada tilâvetteki takip ve duyurmadan ziyade akletme, kavrama süreci bu okumaya eşlik etmektedir. Görüldüğü üzere “ikrâ” kelimesinin temel anlamı tek bir kelimeyle ifade edilememektedir. Meal ve tefsirlerde ‘’ikrâ’’ kelimesine "oku" diye anlam verilmiş olsa bile içerdiği mâna ve okuyucudaki çağrışımı daha geniş olmalıdır. Bu sebeple ‘’ikrâ’’ kelimesini önce bilgilerin toplandığı sonra nakledildiği, aktarıldığı bir ‘’eğitim faaliyeti’’ olarak anlamak daha doğru olacaktır... (Kurandan hayata) Ayrıca burada ‘’Rabbinin adını oku değil de, Rabbinin adına oku veya adıyla oku’’ ifadesiyle okunacak nesnenin belirtilmemesi çok manidar ve dikkat edici bir ifade olup bununla, ilahi mesajlarla birlikte bütün kâinat ve varlık âlemi kastedilmektedir. Îkra, sözcük anlamı olarak esasen “bir şeyleri biriktirip onu dağıtmak, başka yerlere nakletmek” demektir. Çünkü ayet, basit bir okumanın öneminden değil, ilahi mesajların öğrenilmesi, doğru anlaşılması, zihinde tutulması ve insanlara duyurulmasından söz etmektedir. Nasıl ki “ezan okumak”, “türkü okumak” dendiği zaman, okunan bir metinden değil de daha önce öğrenilen ve zihinde tutulan söz konusu ezan veya türküyü duyurmaktan, söylemekten söz edilmiş olunuyorsa, ayetteki “ıkra” sözcüğü de bunun gibi önce öğrenilip zihinde tutulduktan sonra duyurma anlamındadır. Yani okumak iki şekilde olur: 1- Yazılı metne bakarak okumak, 2- Bir şey öğrenildikten sonra zihinde/hafızada/ tutulanları okumaktır. İşte buradaki (اقْرَأْ) ikra’dan maksat bu ikinci anlamıdır. Çünkü vahiy yazılı bir metin hâlinde gelmiyordu. İkinci Ayetin Açıklamasına gelince: Sözlükte “yapışmak, asılmak, gibi anlamlara gelen alaka kelimesi ile ana rahmine yapışıp asılı duran bir hücre topluluğu olan embriyo kastedildiği anlaşılmaktadır. Kur’an’da nutfeden sonra “alaka”kelimesinin kullanılması, modern ilmin gözle gördüğü ince hakikatleri içermesi bakımından bir mucizedir. Çünkü bu kelime, hem asılmak, yapışmak hem de emmek manasını ihtiva etmektedir. Modern tıbbın/embriyolojinin kabul ettiği gerçek şudur ki, rahimdeki cenin/embriyo alaka konumuna geldiği zaman, rahmin duvarına asılır ve rahmin damarlarından -bir sülük gibi- kan emmeye başlar ve gıdasını alır. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) Henüz döllenmenin ikinci günü tek hücre olan zigot, art arda bölünmelerle çoğalır. Üçüncü gün yuvarlak bir dut (morula) veya böğürtlene benzerken, dördüncü gün, içi boş bir top şeklini (blastosist) alır. Beşinci gün asıl cenini oluşturacak hücreler, bu kümenin bir tarafında toplanır ve ortaya çıkan şekil, kaşlı bir yüzüğü andırır (geç blastosist). Altıncı gün tüpteki yolculuğunu bitirip, dokuz ay kalacağı anne rahmine gelir ve bir tohumun toprağa ekilmesine benzer tarzda anne rahmine tutunur (implantasyon). (bk. Dr. Arslan Mayda, Bir Hücreden İnsana, Sızıntı, Şubat, 2010) Ayrıca âyetler insanın kâmil bir varlık haâline gelmesi için önce yaratanı, sonra da yaratılanı yani kendisini ve evreni tanımasının gerekli olduğunu gösterir... Özetle: Hz. Muhammed Hira mağarasında günlerce uzlete çekilmiş olup bu evren için mutlaka eşi, benzeri ve dengi olmayan, kendi dışındaki varlıkları yaratan, yaşatan ve yöneten, varlığı kendinden olan, ezeli ve ebedi olan, madde üstü, üstün bir akıl, üstün bir bilinç, üstün bir irade ve her şeye güç yetiren yüce bir yaratıcının varlığı ve birliği üzerinde düşünüp yalnızca ona ibadet ederken, o yüce yaratıcı olan Allah’ın emriyle vahiy meleği inip, onun varlığı ve tevhid inancını tüm insanlığa fiilen okuyup tebliğ etmesini emrediyor. Peki Hira Mağarasında Cebrail’in Hz. Peygambere vahiy getirirken ona,‘’Oku’’ şeklindeki emrini üç defa tekrarlamış olması ve her defasında da Hz. Peygamberin ona ‘’Neyi Okuyayım!’’ diye şeklinde cevap vermesiyle ilgili rivayet gerçekten sahih midir? İşte söz konusu rivayet şu şekildedir: Hz. Muhammed, Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda tefekkürle meşgulken Cebrail adlı melek geldi ve ona "Oku" dedi. Muhammed "Ben neyi okuyayım." dedi. Bunun üzerine Cebrail, Muhammed’i sıkarak, yine "Oku" dedi, Muhammed tekrar neyi okuyayım, söyleyince, Cebrail onu sararak aynı şekilde sıktı ve geri bırakarak "Oku!" dedi. Muhammed "Ben neyi okuyayım, söyle" diye karşılık verince Cebrail, Alak Suresi’nin ilk ayetlerini okudu: şeklindedir. Ama bu rivayet hem sened bakımından zayıf olup delil olamaz hem de neyi okuyayım, dediği halde Cebrail’in buna ısrar etmesi matıken mümkün değildir. Çünkü henüz okunacak bir şey ortada yokken, defalarca ‘’oku’’ demenin anlamı yoktur. Zaten ilgili rivayetlerin tümü tutarsız ve sened bakımından zayıftır. Zira bu sûre çoğunluğa göre ilk inen sûredir, hem de ittifakla bi’set’in ilk yılında inmiştir. Hâlbuki bun rivayet eden Hz. Aişe, o zaman 4-5 yaşlarında bir çocuk idi, ama bu sûrenin inişinden tam 15 yıl sonra Medine’de Hz. Peygamberle yeni evlenmiştir. (Ayrıca bu da gösteriyor ki Hz. Aişe 20 yaşlarında iken Hz. Peygamberle evlenmiştir.) Yani Hz. Aişe Mekke döneminde ne onun eşi idi ne de o zaman (4-5 yaşlarında) küçük bir çocuk iken onun bu şekilde bunu bilmesi mümkündür. Fakat o günden beri sanki kendisinin hep peygamberin yanındaymış ve olup biten her şeye vakıf olmuş gibi anlatıyor. Hâlbuki bu durumda olan biri ya diyecek ki, ben bunu peygamberden duydum ya da o zaman peygambere iman eden ve onunla birlikte olan birinden bu rivayeti duydum demesi gerekirdi. Yani Hz. Aişe bu olayı Hz. Peygamberden duydum veya bize bu şekilde anlatıyordu demesi gerekirdi, ama rivayette onun böyle bir ifadesi yoktur. Bu da rivayeti zayıf kılmaktadır. Çünkü râvi, rivayet ettiğini kimden duymuşsa onun adını da söylemesi gerekir. Ayrıca bunu Hz. Aişe’den rivayet eden ez- Zühri de birçok âlime göre müdellistir: (Örneğin: İbn Hacer, İmam Şafii, Darkutni ve daha nicelerinin söyledikleri gibi: Bkz:(كتاب التبيين لاسماء المدلسين – برهان الدين الحلبي – 2 - كتاب المدلسين - ولي الدين العراقي 1-) Yani ravilerde atlama yapıyor, görmediği ve duymadığı kimselerden rivayette bulunuyordu. Bu nedenle Hz. Aişe’nin o dönemde hem küçük bir çocuk olması hem de Hz. Aişe’den bunu rivayet eden ez- Zühri’nin müdellis olması yüzünden söz konusu rivayet zayıf olup kabul edilmesi mümkün değildir. Demek ki, bu rivayet Hz. Aişe’ye uydurlmuş olmaktan başka bir şey olamaz! (الله اعلم) Not: Hz. Aişe’nin 9 yaşında iken Hz. Peygamberle evlenmiştir’’ şeklindeki rivayet de uydurma, yalan ve iftira olup sahih bir senedi yoktur. 1- عندما كان يتفكر نبينا محمد صلى االه عليه وسلم في الغار انه لا بد لخالق لهذا الكون وهذا دليل على تفرده عن باقي البشر عليه الصلاة والسلام لانه كان يقرأ الكون ويتصفح عظم الخلق له في ذهنه نزلت اول اية تعظم هذا الفكر وهذا التصفح بالمخلوقات منادية اياه ثم اتباعه من البشر بالقول:"اقرا باسم ربك الذي خلق....". اي تفكر بالذي خلق وبالمخلوق ولا تعني القراءة من قراطيس ولا بكلمات مكتوبة : قوله (اقرأ) بمعنى اطلع على ما في الكون وانظر ما فيه من عظمة الله سبحانه وتعالى :اقرأ أي أنت رسولي وبلغ ما سأنزله عليك للخلق كافة، وإذا أردت معنى آخر لأقرأ أي اقرأ ما في الكون من آيات، تعرف على عظمة الله من خلال الكون، وفي كل شيء له آية تدل على أنه واحد ... المرجع (موسوعة علوم الاسلامي النابلسي) (خلق الإنسان مِنْ عَلَقٍ} يريد بالإنسان جنس الناس كلهم، خلقوا من علق بعد النطفة (النكت والعيون - المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) -2- لقد وردت أحاديث عدة من طرق مختلفة بهذا المعنى؛ منها ما هو موقوف، ومنها ما هو مرفوع، وأصحها ما جاء عن معمر، عن الزهري قال: أخبرني عروة عن عائشة رضي الله عنها قالت: كان أوَّلَ ما بدئ به رسول الله -ﷺ- الرؤيا الصادقة في النوم، فكان لا يُرى رُؤيا إلا جاءت مثل فلق الصبح، ثم حبب إليه الخلاء، فكان يلحق بغار حراء، فيتحنث فيه. قال: والتحنث: التعبد الليالي ذوات العدد، قبل أن يرجع إلى أهله، ويتزود لذلك، ثم يرجع إلى خديجة، فيتزود بمثلها، حتى فجَأهْ الحق وهو في غار حراء، فجاءه الملك فقال: اقرأ , قال ما أقرأ ؟ الخ ثلاث مرات (البسيط للواحدي — الواحدي (٤٦٨ هـ)) أ (الجرح والتعديل ! الإمام الزهري (الراوي عن عروة عن عائشة) مكثر من التدليس؛؛ مشهور بالتدليس لايحتج بحديثه حتى يصرح بالسماع؟ ـ[بو الوليد]ــــــــ[17 - 11 - 02, 07:30 م) ـذكر ابن حجر في مراتب الموصوفين بالتدليس خمسة مراتب كما هو معلوم ..والمرتبة الثالثة كثر فيها الاستدراك عليه في بعض الرواة المذكورين فيها؛ وهذه المرتبة جعلها لمن أكثر من التدليس فلم يحتج الأئمة من أحاديثهم إلا بما صرحوا فيه بالسماع، ومنهم من رد حديثهم مطلقاً، ومنهم من قبلهم - - ثم بعده ابن حجر وضع الإمام الزهري في (المرابة الثالثة) من مراتب المدلسين فقال (6 ... .وقد ذكر في هذه المرتبة الإمام الزهري، وذكر أن الشافعي والدارقطني وغيرهما وصفوه بالتدليس- وممن تابع العلائي وسبط ابن العجمي في وضع الزهري في الطبقة الثانية من المدلسين: أبوزرعة العراقي في كتاب المدلسين (89_90) رقم (للمرجع: ((أرشيف ملتقى أهل الحديث - 2) كان الزهري مدلساً، فقد وصفه الشافعي والدارقطني وغير واحد بذلك: المرجع (كتاب مرويات الإمام الزهري في المغازي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Rabbin insanı (ana rahmine asılmış, tutunmuş) bir kan pıhtısından yarattı.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
O, insanı kan pıhtısından yarattı.
İsmail Yakıt
swap_vert close
O, insanı, rahim duvarına yapışıp tutunan döllenmiş bir yumurtadan/embryondan [alak]² yarattı.
2 “Alak” kelimesi çoğul bir kelimedir. Tekili “alaka”dır. Pek çok anlama gelir. Özellikle yapışan, yapışıp tutunan ve yapıştığı yerden beslenen, asalak canlılara özellikle “sülük” denen hayvana verilen addır. Döllenmiş yumurta da rahme yapışıp plasenta yoluyla oradan beslendiği için ona da “alaka” denmiştir. Ceninin plasentasının rahme bağlantısı damarlar ve sinirlerle birçok noktadan olduğu için olsa gerek, çoğul olan “alak” kullanılmıştır. Alak konusunu doktora tezimizin bir bölümünde işlemiştik (Paris, 1979). Sonra Fransızca açıklayıcı bir makale yazdım. Kahire Arap Dil Akademisi makaleyi inceleterek Arapçaya tercüme ettirip El-Urvetu’l-Vuskâ adlı dergide yayımlamıştır. (s. 34, s. 63-65, Kahire, 1982). Bunun tercümesini bizim Kur’an’ı Anlamak adlı kitabımızda bulabilirsiniz. (s. 35-43, İstanbul, 2003). Alaka’yı hep “kan pıhtısı” diye tercüme ettiler. Ceninde kan damarları alaka döneminden iki sonraki dönemde oluşuyor. Kan pıhtısı tabiri eski Hypocrates metinlerinde vardır. M. 9. asırda Grekçe tıp metinleri Arapçaya tercüme edildiğinden İslam literatürüne de girmiştir. Eski tefsirler yoluyla günümüze kadar maalesef “kan pıhtısı” diye yorumlana gelmiştir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
O, insanı bir kan pıhtısından yarattı.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O, İnsanı, rahim duvarına tutunarak orada asılı bir şekilde duran, kan pıhtısına benzeyen basit bir yumurta hücresinden, yani alaktan yarattı ve onu aşama aşama konuşma, düşünme, okuma, öğrenme ve öğretme yeteneklerine sahip üstün bir varlık hâline getirdi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İnsan’ı ALAK’tan yarattı.
Mehmet Çakır
swap_vert close
O, insanı bir damla karışımdan yarattı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Rabbin insanı alak denilen küçücük bir kan pıhtısından yarattı. Rabbinin İnsanı neden, niçin, nasıl yarattığını sadece Rabbin bilir. Başkası bilemez.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
O, insanı [‘alak]tan (embriyodan) yarattı.
Mehmet Türk
swap_vert close
1,2. (Ey Muhammed!)¹ Yaratan² Rabbinin adıyla oku!³ Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan⁴ yarattı.
1 Bu sûrenin ilk beş âyeti, Efendimize inen ilk ayetlerdir. Hz. Peygambere, Hıra mağarasında iken, Cebrâil gelip şiddetli bir şekilde sıkıp, “oku!” der. Peygamberimiz, “ben okuma bilmem” der. Bu olay, üç defa tekrar eder. Sonra Cebrâil, bu beş âyeti indirir.2 Halk (Yaratma): Doğru takdir etme, yoktan var etme, bir şeyi başka bir şeyden meydana getirme anlamlarına gelir. Halk, mastar olmasına rağmen ism-i mef’ûl (edilgen sıfat fiil) anlamında da kullanılır. O takdirde “yaratılan” manasındadır. Kelime yoktan var etme “ibdâ” ile eş anlamlı olduğunda, yalnızca Allah (c.c) için “hâlık” denilir. Bir başka şeyden meydana getirme, takdir etme anlamıyla “hâlık” Allah’tan başka varlıklar için de kullanılabilir. “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık. Bu, tamamen uydurmadan (yalan yaratmadan) başka bir şey değildir.” (Sâd: 7) “Siz kesinlikle Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapmaktan ve sadece yalan üretmekten (yalan yaratmaktan) başka bir şey yapmıyorsunuz.” (Ankebut: 17) ayetlerindeki (خَلَقَ) fiili, “yaratmak” anlamında değil, “iftira etmek” anlamındadır. Zâten iftira, aslı astarı olmayan yani yoktan meydana getirilen söz, demektir. “Yalan yaratıyorsunuz” demek, “yalan yere hayalden ibaret olan birilerine mabut veya şefaatçi diyor ve onlara tapıyor, onlardan şefaat bekliyorsunuz” demektir. Ancak, yaratma kelimesi Türkçede yoktan var etmek anlamında olduğu için Allah’tan başkalarına nispet edilmesi doğru değildir. Hâlik için Bk. (Haşr: 24)3 Yani; okumaya başla. Gerçi sen, bu zamana kadar okumadın, (Ankebut: 48) kitabın ve îmanın esasını bilmezdin, (Şura: 52) şimdi yaratan rabbinin ismiyle başlayarak, oku! Bu emir, Hz. Peygamberi okuma bilmezken okur yapmış, ilk görevinin Allah’ı tanıtmak ve onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu bildirmiştir. Okumak için mutlaka yazı şart değildir. Okumanın en üst seviyesi de ezbere okumaktır. Gözle okumaya, zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kıraatin en mükemmeli ezbere okumaktır. Hz. Peygamber’in hadisinde söylendiği üzere, “yüzünden okumanın sevap ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye vesile olmasından” dolayıdır. Rasulullah’ın kıraati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur’ân’ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskiden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmî Peygamber’e bu emir ile bir mucize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlanmış ve kendisine yazmadan okuyacak okutacak, emir yoluyla yazdırtacak bir kıraat kudreti ihsan buyurulmuştur. (بِاسْمِ رَبِّكَ) “Rabbinin adıyla” ifadesinden dolayı okumaya besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Bazılarının bu bölümü, “yaratan Rabbin adına” diye tercüme etmesi olsa olsa keyfi bir yorum olabilir. 4 Alak: lügatte, “yapışıp ilişmek” mânâsınadır ve mutlak şekilde ilişken ve yapışkan nesneye de denir. Bundan her türlü “kana ve kırmızı kana” ve özellikle “uyuşuk kana” “alak” denilmiştir. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile ana karnındaki pıhtılaşmış kana da “aleka” denilmiştir. Bunlar “alak”ın maddî mânâsıdır. Daha geniş bilgi için Bk. (Hacc: 5, Mü’minun: 12-14) Bunlardan başka “alak”, ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânâsına geldiği de lügatlerde açıklanmıştır. Tefsir bilginleri, yaratılışın maddi yönünü göz önünde bulundurarak meni (sperma)nin aşılamasından sonra meydana gelen “kan pıhtısının” çoğulu olmasıyla yetinmişler ve bunu “en alçaktan en yükseğe yükselmeyi” göstermek için açıkça anlaşılan mânâ olarak görmüşlerdir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
insanı bir yumurta hücresinden yaratan! ²
2 Bu iki ayette geçen haleka fiilinin geçmiş zaman halinde kullanılması, ilahî yaratma fiilinin (halk) sürekli tekrarlanmakta olduğunu göstermek içindir. Dikkati çeken bir husus da, bu ilk Kur’an vahyinin, insanın bir yumurta hücresinden -yani, döllenmiş bir yumurtacıktan- embriyonik bir gelişme göstermesine işaret etmesi ve böylece insanın biyolojik kökeninin ilkelliği ve basitliği ile zihnî ve ruhî potansiyelinin zıtlığını vurgulamasıdır: hayatın yaratılışının gerisinde bulunan bilinçli bir planın ve amacın varlığına işaret eden bir zıtlık.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
O, insanı alâktan yarattı. 24/45, 25/54
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
O insanı sevgi ve alâkadan yarattı.[⁵⁸⁰²]
[5802] ‘Alak ve ‘alâka maddî olarak “embriyo ve hücre”, mânevî olarak “sevgi ve ilgi-alaka” anlamına gelir. Doğru tercih ikincisidir. Zira hem bu pasaj insanın embriyolojik kökenini değil mânevî boyutunu ele almaktadır hem de âyetin başındaki el-insan’dan dolayı buradaki ‘alak’ın, sadece insan soyuna ait bir şey olması gerekir. Oysa embriyolojik mânada ‘alak (embriyo, hücre) diğer memeli canlıları da kapsayan ortak bir özelliktir. İbn Fâris el-‘alâkayı el-hubbu’l-lâzım li’l-kalb (kalb için gerekli olan sevgi) diye tanımlar (Mekâyîs). İnsanın anne karnındaki embriyolojik gelişim sürecini ele alan Hac 5, Mü’minûn 14, Mü’min 67, Kıyame 37’den farklı olarak bu bağlamda, embriyolojik olmaktan çok ontolojik olmak durumundadır. Bunu destekleyen bir husus da geçtiği tüm diğer yerlerde (5 kez) dişil formda ‘alâka olarak gelirken sadece burada ‘alak formunda gelir. İlginç bir tevafuktur ki, Allah isminin mücerredi olan e-le-he’nin tüm formlarının ortak anlamı “sevgi”dir. Bu, gerçekten dikkat çekicidir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O, insanı Alak’tan yarattı.
Osman Fırat
swap_vert close
O, insanı Alakan yarattı.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
İnsanı bir uyuşmuş kandan yaratmıştır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
İnsanı (rahim cidarına) yapışan bir hücreden yaratan.
Genel olarak müfessirler alaka’nın çoğulu olarak alak kelimesine, “kan pıhtısı görünümünde olan döllenmiş hücre” anlamı verirler. Fakat Elmalılı M. H. Yazır, bu maddî mânadan başka kelimenin bir de: “ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânası da olduğunu, dolayısıyla “alak” dan, “rabbanî bir izafetten ibaret olan ruhî ilişiğe kadar, insanın yaratılışının başlangıçlarını kapsayan, hem de okunan metnin ruhî bir sevgi ve alaka ile takip edilmesine bir uyarı ihtiva eden bir mâna düşünmenin mümkün olduğunu yazar ki, güzel ve dikkate değer bir tefsirdir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
O, insanı alaktan (embriyodan) yarattı.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
İnsânı bir pıhtı kandan yaratdı.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O insanı alaktan[*] yaratmıştır.
[*] Döllendikten sonra rahim cidarına yapışan yumurtadan.  
Şaban Piriş
swap_vert close
İnsanı alaktan yaratan..
Ümit Şimşek
swap_vert close
O insanı bir kan pıhtısından(1) yarattı.
(1) Bu kelimenin diğer anlamları için 22:5’in açıklamasına bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İnsanı, embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden/husûmetten yarattı.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
yarattı ādemiyi uyışmış ķanlardan.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yaratdı ādem oġlını uymış ḳandan.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
O, insanı laxtalanmış qandan yaratdı.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Createth man from a clot.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Created man, out of a (mere) clot of congealed blood:(6205)
6205 Cf. 23:14. The lowly origin of the animal in man is contrasted with the high destiny offered to him in his intellectual, moral, and spiritual nature by his "most bountiful" Creator. No knowledge is withheld from man. On the contrary, through the faculties freely given to him, he acquires it in such measure as outstrips his immediate understanding, and leads him ever to strive for newer and newer meaning.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
خَلَقَ
yarattı
الْاِنْسَانَ
insanı
مِنْ عَلَقٍۚ
alaktan
(O) İnsanı alaktan (zahiren bir kan pıhtısından, manen de alakasından ve sevgisinden) yarattı.
خَلَقَ
Fiil-I
خ ل ق
Yarattı
اِنْسَان
İsim
ا ن س
İnsanlar, insanlardan olan, kabile
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عَلَق
İsim
ع ل ق
Alak (zahiren bir kan pıhtısı, manen de alaka ve sevgi)