1, 2. (Kâinatı ve bütün mahlukatı) yaratmış olan Rabbinin adıyla (vahiy olunan mesajları ve hakikatleri anlatan kâinat kitabını) oku (öğren, düşün, aklında tut, ondan sonra da bütün insanlara duyurmaya, ilan etmeye, ulaştırmaya başla). O, insanı (insan türünü) bir alaktan (ana rahmine yapışıp asılı duran bir hücre topluluğu olan embriyodan) yaratmıştır. *
(*) Bu iki ayetin açıklaması; Alak sûresini ilk sûre olarak kabul eden görüşe göredir. İkrâ: Okumanın, yaratılanlardan Yaradan’a ulaştıracak derin düşünme, anlama ve kavrama sürecini ifade eder. Buradaki okuma henüz vahiy denecek bir metin bulunmadığı için yaratılan varlık âlemini parçadan bütüne ulaşacak tarzda okumayı, düşünmeyi ve anlamayı ifade eder. “karae” kelimesini "okumak" diye çevirmek yeterli olmaz. Çünkü Türkçede kullanılan "okumak"kelimesinin karşılığı, Arapçada tilâvet’tir. Bir de okuma olarak meallendirilen ‘’kıraat’’vardır. Kıraat, ’harflerin ve kelimelerin ’tertil’ üzere birbirlerine ulanması’ demektir ki burada tilâvetteki takip ve duyurmadan ziyade akletme, kavrama süreci bu okumaya eşlik etmektedir. Görüldüğü üzere “ikrâ” kelimesinin temel anlamı tek bir kelimeyle ifade edilememektedir. Meal ve tefsirlerde ‘’ikrâ’’ kelimesine "oku" diye anlam verilmiş olsa bile içerdiği mâna ve okuyucudaki çağrışımı daha geniş olmalıdır. Bu sebeple ‘’ikrâ’’ kelimesini önce bilgilerin toplandığı sonra nakledildiği, aktarıldığı bir ‘’eğitim faaliyeti’’ olarak anlamak daha doğru olacaktır... (Kurandan hayata) Ayrıca burada ‘’Rabbinin adını oku değil de, Rabbinin adına oku veya adıyla oku’’ ifadesiyle okunacak nesnenin belirtilmemesi çok manidar ve dikkat edici bir ifade olup bununla, ilahi mesajlarla birlikte bütün kâinat ve varlık âlemi kastedilmektedir. Îkra, sözcük anlamı olarak esasen “bir şeyleri biriktirip onu dağıtmak, başka yerlere nakletmek” demektir. Çünkü ayet, basit bir okumanın öneminden değil, ilahi mesajların öğrenilmesi, doğru anlaşılması, zihinde tutulması ve insanlara duyurulmasından söz etmektedir. Nasıl ki “ezan okumak”, “türkü okumak” dendiği zaman, okunan bir metinden değil de daha önce öğrenilen ve zihinde tutulan söz konusu ezan veya türküyü duyurmaktan, söylemekten söz edilmiş olunuyorsa, ayetteki “ıkra” sözcüğü de bunun gibi önce öğrenilip zihinde tutulduktan sonra duyurma anlamındadır. Yani okumak iki şekilde olur: 1- Yazılı metne bakarak okumak, 2- Bir şey öğrenildikten sonra zihinde/hafızada/ tutulanları okumaktır. İşte buradaki (اقْرَأْ) ikra’dan maksat bu ikinci anlamıdır. Çünkü vahiy yazılı bir metin hâlinde gelmiyordu. İkinci Ayetin Açıklamasına gelince: Sözlükte “yapışmak, asılmak, gibi anlamlara gelen alaka kelimesi ile ana rahmine yapışıp asılı duran bir hücre topluluğu olan embriyo kastedildiği anlaşılmaktadır. Kur’an’da nutfeden sonra “alaka”kelimesinin kullanılması, modern ilmin gözle gördüğü ince hakikatleri içermesi bakımından bir mucizedir. Çünkü bu kelime, hem asılmak, yapışmak hem de emmek manasını ihtiva etmektedir. Modern tıbbın/embriyolojinin kabul ettiği gerçek şudur ki, rahimdeki cenin/embriyo alaka konumuna geldiği zaman, rahmin duvarına asılır ve rahmin damarlarından -bir sülük gibi- kan emmeye başlar ve gıdasını alır. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) Henüz döllenmenin ikinci günü tek hücre olan zigot, art arda bölünmelerle çoğalır. Üçüncü gün yuvarlak bir dut (morula) veya böğürtlene benzerken, dördüncü gün, içi boş bir top şeklini (blastosist) alır. Beşinci gün asıl cenini oluşturacak hücreler, bu kümenin bir tarafında toplanır ve ortaya çıkan şekil, kaşlı bir yüzüğü andırır (geç blastosist). Altıncı gün tüpteki yolculuğunu bitirip, dokuz ay kalacağı anne rahmine gelir ve bir tohumun toprağa ekilmesine benzer tarzda anne rahmine tutunur (implantasyon). (bk. Dr. Arslan Mayda, Bir Hücreden İnsana, Sızıntı, Şubat, 2010) Ayrıca âyetler insanın kâmil bir varlık haâline gelmesi için önce yaratanı, sonra da yaratılanı yani kendisini ve evreni tanımasının gerekli olduğunu gösterir... Özetle: Hz. Muhammed Hira mağarasında günlerce uzlete çekilmiş olup bu evren için mutlaka eşi, benzeri ve dengi olmayan, kendi dışındaki varlıkları yaratan, yaşatan ve yöneten, varlığı kendinden olan, ezeli ve ebedi olan, madde üstü, üstün bir akıl, üstün bir bilinç, üstün bir irade ve her şeye güç yetiren yüce bir yaratıcının varlığı ve birliği üzerinde düşünüp yalnızca ona ibadet ederken, o yüce yaratıcı olan Allah’ın emriyle vahiy meleği inip, onun varlığı ve tevhid inancını tüm insanlığa fiilen okuyup tebliğ etmesini emrediyor. Peki Hira Mağarasında Cebrail’in Hz. Peygambere vahiy getirirken ona,‘’Oku’’ şeklindeki emrini üç defa tekrarlamış olması ve her defasında da Hz. Peygamberin ona ‘’Neyi Okuyayım!’’ diye şeklinde cevap vermesiyle ilgili rivayet gerçekten sahih midir? İşte söz konusu rivayet şu şekildedir: Hz. Muhammed, Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda tefekkürle meşgulken Cebrail adlı melek geldi ve ona "Oku" dedi. Muhammed "Ben neyi okuyayım." dedi. Bunun üzerine Cebrail, Muhammed’i sıkarak, yine "Oku" dedi, Muhammed tekrar neyi okuyayım, söyleyince, Cebrail onu sararak aynı şekilde sıktı ve geri bırakarak "Oku!" dedi. Muhammed "Ben neyi okuyayım, söyle" diye karşılık verince Cebrail, Alak Suresi’nin ilk ayetlerini okudu: şeklindedir. Ama bu rivayet hem sened bakımından zayıf olup delil olamaz hem de neyi okuyayım, dediği halde Cebrail’in buna ısrar etmesi matıken mümkün değildir. Çünkü henüz okunacak bir şey ortada yokken, defalarca ‘’oku’’ demenin anlamı yoktur. Zaten ilgili rivayetlerin tümü tutarsız ve sened bakımından zayıftır. Zira bu sûre çoğunluğa göre ilk inen sûredir, hem de ittifakla bi’set’in ilk yılında inmiştir. Hâlbuki bun rivayet eden Hz. Aişe, o zaman 4-5 yaşlarında bir çocuk idi, ama bu sûrenin inişinden tam 15 yıl sonra Medine’de Hz. Peygamberle yeni evlenmiştir. (Ayrıca bu da gösteriyor ki Hz. Aişe 20 yaşlarında iken Hz. Peygamberle evlenmiştir.) Yani Hz. Aişe Mekke döneminde ne onun eşi idi ne de o zaman (4-5 yaşlarında) küçük bir çocuk iken onun bu şekilde bunu bilmesi mümkündür. Fakat o günden beri sanki kendisinin hep peygamberin yanındaymış ve olup biten her şeye vakıf olmuş gibi anlatıyor. Hâlbuki bu durumda olan biri ya diyecek ki, ben bunu peygamberden duydum ya da o zaman peygambere iman eden ve onunla birlikte olan birinden bu rivayeti duydum demesi gerekirdi. Yani Hz. Aişe bu olayı Hz. Peygamberden duydum veya bize bu şekilde anlatıyordu demesi gerekirdi, ama rivayette onun böyle bir ifadesi yoktur. Bu da rivayeti zayıf kılmaktadır. Çünkü râvi, rivayet ettiğini kimden duymuşsa onun adını da söylemesi gerekir. Ayrıca bunu Hz. Aişe’den rivayet eden ez- Zühri de birçok âlime göre müdellistir: (Örneğin: İbn Hacer, İmam Şafii, Darkutni ve daha nicelerinin söyledikleri gibi: Bkz:(كتاب التبيين لاسماء المدلسين – برهان الدين الحلبي – 2 - كتاب المدلسين - ولي الدين العراقي 1-) Yani ravilerde atlama yapıyor, görmediği ve duymadığı kimselerden rivayette bulunuyordu. Bu nedenle Hz. Aişe’nin o dönemde hem küçük bir çocuk olması hem de Hz. Aişe’den bunu rivayet eden ez- Zühri’nin müdellis olması yüzünden söz konusu rivayet zayıf olup kabul edilmesi mümkün değildir. Demek ki, bu rivayet Hz. Aişe’ye uydurlmuş olmaktan başka bir şey olamaz! (الله اعلم) Not: Hz. Aişe’nin 9 yaşında iken Hz. Peygamberle evlenmiştir’’ şeklindeki rivayet de uydurma, yalan ve iftira olup sahih bir senedi yoktur.
1- عندما كان يتفكر نبينا محمد صلى االه عليه وسلم في الغار انه لا بد لخالق لهذا الكون وهذا دليل على تفرده عن باقي البشر عليه الصلاة والسلام لانه كان يقرأ الكون ويتصفح عظم الخلق له في ذهنه نزلت اول اية تعظم هذا الفكر وهذا التصفح بالمخلوقات منادية اياه ثم اتباعه من البشر بالقول:"اقرا باسم ربك الذي خلق....". اي تفكر بالذي خلق وبالمخلوق ولا تعني القراءة من قراطيس ولا بكلمات مكتوبة : قوله (اقرأ) بمعنى اطلع على ما في الكون وانظر ما فيه من عظمة الله سبحانه وتعالى :اقرأ أي أنت رسولي وبلغ ما سأنزله عليك للخلق كافة، وإذا أردت معنى آخر لأقرأ أي اقرأ ما في الكون من آيات، تعرف على عظمة الله من خلال الكون، وفي كل شيء له آية تدل على أنه واحد ... المرجع (موسوعة علوم الاسلامي النابلسي) (خلق الإنسان مِنْ عَلَقٍ} يريد بالإنسان جنس الناس كلهم، خلقوا من علق بعد النطفة (النكت والعيون - المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) -2- لقد وردت أحاديث عدة من طرق مختلفة بهذا المعنى؛ منها ما هو موقوف، ومنها ما هو مرفوع، وأصحها ما جاء عن معمر، عن الزهري قال: أخبرني عروة عن عائشة رضي الله عنها قالت: كان أوَّلَ ما بدئ به رسول الله -ﷺ- الرؤيا الصادقة في النوم، فكان لا يُرى رُؤيا إلا جاءت مثل فلق الصبح، ثم حبب إليه الخلاء، فكان يلحق بغار حراء، فيتحنث فيه. قال: والتحنث: التعبد الليالي ذوات العدد، قبل أن يرجع إلى أهله، ويتزود لذلك، ثم يرجع إلى خديجة، فيتزود بمثلها، حتى فجَأهْ الحق وهو في غار حراء، فجاءه الملك فقال: اقرأ , قال ما أقرأ ؟ الخ ثلاث مرات (البسيط للواحدي — الواحدي (٤٦٨ هـ)) أ (الجرح والتعديل ! الإمام الزهري (الراوي عن عروة عن عائشة) مكثر من التدليس؛؛ مشهور بالتدليس لايحتج بحديثه حتى يصرح بالسماع؟ ـ[بو الوليد]ــــــــ[17 - 11 - 02, 07:30 م) ـذكر ابن حجر في مراتب الموصوفين بالتدليس خمسة مراتب كما هو معلوم ..والمرتبة الثالثة كثر فيها الاستدراك عليه في بعض الرواة المذكورين فيها؛ وهذه المرتبة جعلها لمن أكثر من التدليس فلم يحتج الأئمة من أحاديثهم إلا بما صرحوا فيه بالسماع، ومنهم من رد حديثهم مطلقاً، ومنهم من قبلهم - - ثم بعده ابن حجر وضع الإمام الزهري في (المرابة الثالثة) من مراتب المدلسين فقال (6 ... .وقد ذكر في هذه المرتبة الإمام الزهري، وذكر أن الشافعي والدارقطني وغيرهما وصفوه بالتدليس- وممن تابع العلائي وسبط ابن العجمي في وضع الزهري في الطبقة الثانية من المدلسين: أبوزرعة العراقي في كتاب المدلسين (89_90) رقم (للمرجع: ((أرشيف ملتقى أهل الحديث - 2) كان الزهري مدلساً، فقد وصفه الشافعي والدارقطني وغير واحد بذلك: المرجع (كتاب مرويات الإمام الزهري في المغازي)