Allah’ın [unutmanı] diledikleri hariç; ⁴ çünkü, [yalnız] O’dur [insanın] kavrayışına açık olan her şeyi ve [ondan] gizli olanları ⁵ bilen:
4 Klasik müfessirlere göre, yukarıdaki sözler özel olarak Hz. Peygamber’e yöneliktir ve bu nedenle, ona Kur’an’ın öğretilmesini ve “Allah’ın [unutmasını] diledikleri hariç”, ondan hiçbir şeyin unutturulmayacağını kasdetmektedir. Bu istisna cümleciği, o günden beri müfessirleri çok sıkıntıya sokmuştur, çünkü Hz. Peygamber’e Kur’an’ı vahyeden Allah’ın Kur’an’ın herhangi bir kısmını o’na unutturacağını düşünmek pek makul değildir. Bu nedenle, ilk dönemlerden günümüze kadar pek de tatminkar olmayan birçok açıklama getirilmiştir. En az tatminkar olanı da, her şaşkın Kur’an yorumcusunun son olarak sığındığı “nesih doktrini”dir (2:106, not 87’de bu doktrini kabul etmediğimi açıkladım). Ancak, yukarıdaki pasajın, görünürde Hz. Peygamber’e hitab etmesine rağmen, genel olarak insana yönelik olduğunu ve daha önceki Kur’an vahyi ile -yani, 96. surenin (‘Alak) ilk beş ayeti ve özellikle Allah’ın “insana bilmediğini belletti”ğini söyleyen 3-5. ayetler ile- yakından bağlantılı bulunduğunu kabul edersek, sözkonusu yorum zorluğu ortadan kalkmış olur. Bu ayetler ile ilgili 3. notta, sözkonusu ayetlerin, kuşaktan kuşağa ve bir uygarlıktan diğerine devrolunan insanoğlunun tecrübe yoluyla eriştiği kazanımlarına ve rasyonel bilgi birikimine işaret ettiği görüşünü ifade etmiştim: şimdiki pasajın işaret ettiği olgu da budur. Burada, insanı yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren ve ona doğru yolu göstereceğini vaad eden Allah’ın, ona, insanlığın biriktireceği, kaydedeceği ve kollektif olarak “hatırlayacağı” bilgi unsurlarını elde etme yeteneği vereceği (ve böylece, ona “öğreteceği”) bildirilmektedir. Ancak Allah’ın, insana, yeni tecrübeler edinme vasıtasıyla erişilebilen ileri becerileri de kapsayan daha geniş ve zengin bilgilerin yanısıra tümden-gelimci veya spekülatif bilgi unsurlarına sahip olması sonucu “unutturabileceği” (başka bir deyişle, terk ettirebileceği) gereksiz ve yararsız hale gelen bilgiler bunun dışında kalır. Ancak, bir sonraki cümle, dış dünyayı gözlemleme ve spekülasyon yoluyla ulaşılan bütün bilgilerin, ne kadar gerekli ve değerli olsalar da, kesinlikle sınırlı bir geçerliliğe sahip olduklarını ve bu nedenle tek başlarına nihaî gerçekliği bulmamıza yetmeyeceklerini açıkça ortaya koymaktadır.5 Yani, mahiyet itibariyle insan kavrayışının ötesindeki her şeyi (ğayb). Bunun anlamı şudur: beşerî bilgi, ebediyyen yetersiz kalmaya mahkum olduğundan, insan, ilahî vahyin yardımı olmaksızın hayatta izleyeceği yolu bulamaz.