Peygamber, müminler üzerinde, onlar[ın kendileri üzerinde sahip olduğun]dan daha büyük hak sahibidir, ve [o’nu bir baba gibi gördüklerinden] Peygamber’in eşleri onların anneleridir: ⁸ [bu şekilde] yakın olanlar, Allah’ın buyruğu gereğince, birbirleri üzerinde [Yesrib’deki] müminlerden ve [Allah rızası için oraya] göç etmiş olanlardan daha fazla hak sahibidirler. ⁹ Ancak [öteki] yakın dostlarınıza karşı da ¹⁰ en güzel şekilde davranmalısınız: bu [da] Allah’ın buyruğu gereğidir.
8 Bu ayet, daha önce iradî ve tercihe dayalı ilişkilerin (kan bağına dayalı yakınlıklardan farklı şekilde) anılması ile bağlantılı olarak, tercihe dayalı manevî ilişkinin en üst tezahürüne işaret etmektedir: yani, Allah’tan vahiy alan Peygamber ile onun izinden gitmeyi özgürce kabul eden kişi arasındaki ilişkiye. Bu konuda Hz. Peygamber’den şu Hadis rivayet edilir: “Beni kendinize babanızdan, çocuklarınızdan ve bütün insanlıktan daha yakın görmedikçe hiç biriniz gerçek mümin olamazsınız.” (Enes’den naklen Buhârî ve Müslim ve benzer rivayetlerle öteki Hadis külliyatı.) Bütün Sahâbe, Hz. Peygamber’i toplumun manevî babası olarak görürdü. Bir kısmı -mesela İbni Mes‘ûd (Zemahşerî’den naklen) yahut Ubey b. Ka‘b, İbni ‘Abbâs ve Mu‘âviye (İbni Kesîr’den naklen)- yukarıdaki ayeti, “o’nu babaları [olarak] gördüklerinden” açıklayıcı ifadesini eklemeden okumazdı. Tâbi‘în’in büyük kısmı da -Mücâhid, Katâde, ‘İkrime ve Hasan Basrî de dahil olmak üzere (karş. Taberî ve İbni Kesîr)- aynı şeyi yapardı: bu açıklamayı parantez içinde eklememin sebebi budur. (Yine bu surenin 40. ayetine ve buna ait 50. nota bkz.) Hz. Peygamber’in eşlerinin “müminlerin anneleri” olma konumlarına gelince, bu, Allah’ın Elçisi’nin hayatının en mahrem tarafını paylaşmış olmalarından kaynaklanır. Bunun sonucu olarak onlar, Hz. Peygamber’in ölümünden sonra yeniden evlenemezlerdi (bkz. aşağıdaki 53. ayet), çünkü bütün müminler onların manevî “evlatlar”ı idi.9 Bkz. 8:75’in son cümlesine ait not 86. O notta açıklandığı gibi, bu iki ayete (8:75 ve 33:6) miras kanunları açısından bakıldığında tatmin edici bir açıklama getirilemez: sözkonusu ayetleri bu açıdan yorumlama çabaları, Kur’an söyleminin mantıkî yapısını ve iç tutarlılığını zedelemekten başka bir anlam ifade etmez. Diğer taraftan, her iki ayetin temelde benzer (yani, manevî) bir anlama sahip oldukları açıktır. Tek fark, Enfâl suresinin son cümlesinin bütün müminlerin genel anlamdaki kardeşliğini vurgulamasına karşılık, bu ayetin, her mümin ile Allah’ın Rasûlü arasındaki derin ve özel ilişkiyi öne çıkarmasıdır.10 Yani, Kur’an’da çok sık vurgulandığı gibi (özellikle de 8:75’de), bütün öteki inananlara karşı (bkz. önceki not): Başka bir deyişle, bir müminin Hz. Peygamber’e karşı beslediği yüce sevgi, “bütün müminler kardeştir” (49:10) gerçeğini gözardı etmesine yol açmamalıdır. Son derece kompleks bir terim olan ve bu bağlamda “en güzel şekilde” diye çevirdiğim ma‘rûf terimi, “güzelliği herkesin kavrayacağı ölçüde bariz olan herhangi bir hareket” olarak tanımlanabilir (Râğıb).