Onlardan (o mevcut eşlerinden boşanmak isteyenleri tazminatlarını ödemek ve mağdur etmemek şartıyla) istediğini geriye bırakabilir (boşayabilirsin), istediğini (boşanmak istemeyeni) de yanında tutabilirsin, (ric’î talak ile) bırakmış olduklarından da (kendileriyle anlaşarak) arzu ettiğini (tekrar nikâhına) almanda sana bir vebal yoktur. Bu, onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve kendilerine verdiğin şeylere razı olmaları için daha elverişlidir. Allah, gönüllerinizde olanı da bilir. Ve Allah (her şeyi) bilen, Halim olandır (müsamahası bol olan, acele ve kızgınlıkla muamele etmeyendir”) (*)
(*) Ahzâb-28-29. ayetler: Medine de müminlerin evlerine nazaran, yoksul denecek kadar mütevazı yaşamaya devam eden Hz. Peygamber’in (s.a.v) evindeki sorunları ele almaktadır Hz. Peygamber (s.a.v), Medine’ ye geldiği gibi o yoksul haliyle yaşamaya devam ediyordu. Hz. Peygamber’in (s.a.v) eşleri bu durum üzerine şikayetlenmeye ve bir anlamda zenginleşenlere özenmeye başladılar. İşte yüce Allah bu durumu vesile kılarak Hz. Peygamber ’in (s.a.v) eşlerinin İslâm toplumundaki kendine has durumunu ele alıyor ve haklarında hem onurlandırıcı hem de taşıdıkları "çok özel" misyonu hatırlatıcı ayetler indiriyor. Yani Hz. peygamber hanımları, kendisinden süs ve daha iyi bir geçim istemeğe başlamışlardı. Bunun üzerine 28. ayet indi. Rivayete göre bu ayeti kerime indirildikten sonra Resulullah (a.s.) ilk önce Hz. Aişe (r.a.)`nin yanına giderek: "Sana bir şey bildireceğim. Ama anne ve babanın görüşlerini almadan acele karar verme" diye buyurdu. Ardından bu ayeti kerimeyi okudu. Hz. Aişe de, geçim tarzına razı olup Allah’ın Elçisiyle kalmayı yeğlediler... Ayrıca bu ayetten anlaşılıyor ki, kadının gerekçeli boşanma talebi hem meşru hem de onun bir hakkıdır. Bu nedenle müracaat ettiğinde ilgili merci makamları gereğini yapmak zorundadır. Yani boşanma hakkı sadece erkeğin tekelinde değildir… İşte 28. ayette Hz. peygamberin hanımlarına onunla birlikte kalmak veya ayrılmak şıklarından birini seçmeleri teklif edilmiş, onlar da Hz. peygamberle birlikte kalmayı tercih etmişlerdi. Ahzâb-51. ayette de karşılıklı olarak aynı seçim hakkı Hz. peygambere de verilmiş, o da mevcut hanımlarından ayrılmamayı uygun görmüştür. İşte bununla birlikte Ahzâb-28-29 ve 51. ayetlerde Hz. peygamber ve eşleri için verilen bu örneklerle, aynı zamanda evliliklerini sürdürmek istemeyen evli çiftlere de birbirlerinden ayrılma hakkı tanınmaktadır. Çünkü birbirlerini istemeyenlerin birlikte kalmanın bir anlamı yoktur. Ayrıca 51. Ayetle ilgili ‘’ (Resûlüm!) Onlardan (zevcelerinden), dilediğinin (yanında geceleme sırasını) geri bırakıp, dilediğini de yanına alabilirsin. (Sırasını geri) bıraktığın hanımlarından dilediğini tekrar yanına almanda da senin için bir beis yoktur.’’şeklindeki eşler arasındaki adaletsizliği öngören bu vb. bütün mealler maalesef çok hatalıdır, ilgili rivayetler de zayıf, tutarsız ve uydurmadır. Yani 51. ayetin ‘’geceleme sırasını geri bırakmakla…‘’hiçbir alakası yoktur. Zira İbn Abbas ve diğerlerinin de dedikleri gibi Ahzab- 33/ 28-29. ayetlerde boşanma hakkı Hz. peygamberin eşlerine verildiği gibi, 51. ayette de karşılıklı olarak bu boşanma hakkı Hz. peygambere verilmektedir. Yani 51. ayetin ‘’geceleme sırasını geri bırakmakla’’ en ufak bir alakası yoktur. Bu, tamamen her iki tarafın da karşılıklı anlaşmaya dayalı boşanma konusundadır. Ayrıca her konuda adaleti emreden Kur’an’ı Kerim nasıl olur da, Hz. Peygambere eşleri arasında adaletsizliği emredecek? Böyle bir şey olur mu? Bunu ancak Kur’an’a değil uydurma rivayetlere inanan ve Kur’an’ı anlamayan kimseler söyleyebilir. Bu konuyla ilgili aşağıda Arapça metinleri bulunan tefsirlerdeki İbn Abbas ve diğerlerinin tefsirlerine bakabilirsiniz. Ayrıca bu ayetlerle Hz. Peygambere tanınmış bir ayrıcalık da söz konusu değildir. Zira ne bir kadın peygamberle evlenmek için kendini hibe ediyor, ne de Hz. Peygamber dilediği şekilde eşlerine gidebilir. Özetle, Ahzâb-51. ayette, Hz. Peygamberin dilediği şekilde eşleri arasında muamelede bulunma yetkisi verilmiyor. Burada onları mağdur etmeden tazminatlarını vermek şartıyla boşanmak isteyenleri boşayabilir, arzu etmeleri hâlinde de yine onları tekrar talakı ric’î ile nikâhı altına alabilir, hükmü vardır. İbn Abbas ve diğerlerinin görüşleri de bu şekildedir. Ayrıca Ric’î Talâk ve Bâin Talâk İslam Aile Hukukunda boşanma ile ilgili olarak ortaya konan hükümlere baktığımızda boşanma sürecinin başka herhangi bir hukuk sistemi ile paralellik arz etmediği görülür. Zira İslam aile hukukunda boşanma iradesi, bazı durumlarda evlilik ilişkisinin tamamen ortadan kalması sonucunu doğurmamaktadır. Bu açıdan İslam hukukunda iki türlü boşanmadan bahsedilmektedir. Bir evlilik gerçekleştikten sonra bu evli çiftin toplam ayrı ayrı üç defa boşanma hakları vardır. Bir boşanma gerçekleştikten sonra, kadın bu boşanmadan kaynaklanan iddetini tamamlamadan, tarafların dönüş yaparak (ric’at) evliliklerine devam edebilmeleri mümkündür. Ric’i talaktan sonra (yani kadının iddeti bitmeden önce) taraflar evliliklerini sürdürmek isterlerse yeni bir nikâh akdine ya da mehre ihtiyaç olmadan evliliklerine dönebilirler. Bu dönüş, sözle ya da sadece evli insanlar arasında cereyan edebilecek türden fiillerle gerçekleşir. Fakat ric’i talaklar, toplam üç olan talak haklarının eksilmesi anlamına gelmektedir. Tarafların dönme imkânı bulunduğu sürece gerçekleştirilen ilk ve ikinci talâk, ric’î (dönülmesi mümkün olan) bir talâk sayılmaktadır. Ric’î talâktan sonra iddet süresinin tamamlanması ile birlikte bu talâk, ric’î olmaktan çıkıp kesin bir ayrılık ifade eden bâin talâka dönüşür. Bundan sonra taraflar yeniden birleşmek isterlerse, yeni evlenen çiftler gibi yeni bir nikah akdine ihtiyaç duyarlar. Bu şekildeki bir bain tâlâk, kesin bir ayrılığı ifade eder. Ancak tarafların yeni bir nikâhla birleşmeleri halâ mümkün olduğundan bu bain talâka küçük bâin talâk (et-talâku’l-bâin beynûne suğrâ) denir. Eğer taraflar daha önce- ister ric’î ister bain olsun- iki kere boşanmış iseler üçüncü boşanma büyük bâin tâlâk (et-talâku’l-bâin beynune kübrâ) olur. Yani tekrar evlenmeleri o zaman güçleşiyor. Yani birinci ve ikinci talaktan sonra isterlerse tekrar evlenebilirler. Ama üçüncü defadan sonra artık bir daha evlilikleri zorlaşıyor... Ayrıca bir defada üç talakla boşansa bile, yine sadece bir talak gider, her üçü gitmez.
وقيل : إن ذلك إنما جعل الله لنبيه حين غار بعضهن على النبي - صلى الله عليه وسلم - ، وطلب بعضهن من النفقة زيادة على الذي كان يعطيها ، فأمره الله أن يخيرهن بين الدار الدنيا والآخرة ، وأن يخلي سبيل من اختار الحياة الدنيا وزينتها ، ويمسك من اختار الله ورسوله (تفسير الطبري ) .وذهب آخرون إلى أن معنى الآية: تطلق وتخلي سبيل من شئت من نسائك، وتمسك من شئت منهن فلا تطلق (تفسير محاسن التأويل - القاسمي) (وقال ابن عباس : تطلق من تشاء منهن (تفسير البغوي ). وقال ابن عباس وغيره: المعنى في طلاق من شاء ممن حصل في عصمته، وإمساك من شاء.: المصدر: ( الجامع لاحكام القرآن - القرطبي)...عن معمر عن الزهري في قوله تعالى : ترجي من تشاء منهن قال ( كان ذلك حين أنزل الله أن يخيرهن) (أحكام القرآن للجصاص) وقال آخرون: معنى ذلك: تطلق وتـخـلـي سبـيـل من شئت من نسائك، وتـمسك من شئت منهنّ فلا تطلق. ذكر من قال ذلك (جامع البيان في تفسير القرآن) :