Ey Peygamber! Biz, mehirlerini vermiş bulunduğun eşlerini; anlaşmanın hak sahibi olduğu kimselerden Allah’ın sana (himayelerini) verdiği; seninle birlikte (Mekke’den Medine’ye) göç etmiş (bulunduğundan dolayı yalnız ve kimsesiz kalan) amca ve hala kızlarını, dayı ve teyze kızlarını ve (evlendirilmesi hususunda) kendini (koşulsuz) Peygamber’e sunan ve peygamberin de kendisini evlendirmek istediği mü’min bir kadını-ki bu (koşulsuz velayet) yalnızca sana hastır, diğer mü’minler için değildir -işte bütün bunları (bunlarla ilgili sorunları) senin için çözdük (bu yabancı şehirde onların gözetilip korunması ve onlar için barınak, yiyecek ve içecek gibi ihtiyaçlarının karşılanması hususunda görev ve sorumluluğu sana verdik.) Muhakkak ki biz, hem eşleri, hem de anlaşmalarının hak sahibi olduğu (himayelerinde bulunduğu) kimseler hakkında onların üzerine yüklemiş olduğumuz bütün sorumlulukları bildirmiştik ki (mesajlarımızı tebliğ edip anlatmaktan) güç bir duruma düşmeyesin. Zaten Allah (çok) bağışlayan, merhamet edendir. *
(*) Bu ayetin cinsellik ve özellikle bu derecedeki akraba evlilikleriyle hiç bir ilgisi bulunmuyor. Zira Hz. peygamber Medine’ye hicret ederken bu derecedeki akraba kadınlarından hicret edenler de etmeyenler de vardı, işte kendisiyle hicret edenler yalnız ve kimsesiz kaldıklarından Hz. peygamber onları kendi himaye ve sorumluluğu altına alıyor, bu yabancı şehirde onlar için barınma yeri, yiyecek ve içeceklerini temin ediyor, bunların sorunlarını gidermeye çalışıyor. Ama Mekke de kalıp hicret etmeyenlerin, peygamberin sorumluluk ve himayesi altına alınması mümkün olmuyor. İşte bu nedenle ayette ’’seninle birlikte göç etmiş olanlar.’’ diyor. Çünkü ayette geçen‘’ هَاجَرْنَ مَعَك ‘’seninle göç etmiş olanlar’’ ifadesi ile Enfal-72. ayet aynı duruma vurgu yapıyor. Enfal-72: Öte yandan iman eden, (zulmün egemen olduğu diyardan, Mekke den) göç eden, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla çaba gösterip duran kimselere ve (onlara) kol kanat açıp, yardım edenlere gelince; işte onlar (sahiden) birbirlerinin veli ve hamileridir. Fakat inanmış oldukları halde (sizin beldenize, Medine’ye) göç etmemiş olan kimselere gelince; onların korunup gözetilmesinden hiçbir bakımdan siz sorumlu değilsiniz, ta ki (sizin yanınıza) göç edecekleri vakte kadar...’ ’şeklindeki ayet de bunun böyle olduğunu göstermektedir. Ayrıca Hz. Musa’nın (واحلل عقدة من لساني ) ’’vahlul ûkdeten min lisani’’ Rabbim, benim dilimde (oluşabilecek) bağı (sorunu) da çöz’’ ( Ta ha-27) ifadesi de buna bir örnektir. Zira (احلل) ’’ahlele’’ bir sorunu halletmek, çözmek anlamındadır. İşte Ahzap-50. ayette de hicret edenlerin sorunlarını halletme görev ve sorumluluğu Hz. peygambere veriliyor. Bu yüzden burada bu ayetin evlilikle hiçbir alakası yoktur. Yani bu ayete göre zulüm diyarından/Mekke den kaçıp yabancı şehre/Medine’ye göç eden kimsesizlerin ki, Hz peygamberin eşleri, hicret ettiklerinden dolayı kimsesiz kalan bazı mümin kadınlar ve bu tip akrabaları da bunların içindedir. İşte bu yabancı şehirde bunların barınma, himaye, yiyecek ve içeçeklerini temin etme görev ve sorumluğu Hz peygambere veriliyor. Ayrıca burada (وَمَا مَلَكَتْ يَمٖينُكَ) ’’ve mâ meleket yeminüke’ بقي التنبيه أنّ سـبايا الحروب لسـْن [ مـلْك يمـين ]) Buradaki metinde savaş esirleri ’’ mülki yemin değildir’’ deniliyor. Bu nedenle bunlar ne esirlerdir, ne de cariyeler. Çünkü Mekkî sûrelerde de bu ifadeler geçiyor. Hâlbuki Mekke döneminde savaş olmadığı için esirler de yoktu. Yani bu ifadenin esir veya kölelerle hiçbir alakası yoktur. Bu nedenle ayetlerde ne cariyelerle, ne de bu tür akrabalarla bir evlilik söz konusudur! Demek ki, burada (ما ملكت يمينك) ‘’ma meleket yeminüke’’ Medine’ye hicret edip de kimsesiz kalan ve Hz. Peygamberin himaye ve sorumluluğu altında bulunan herkesi (hicret eden o kimsesiz erkek, kadın ve çocukların hepsini) ifade eder. Diğer bir anlatımla; Kur’an’ın değişik yerlerinde geçen (وَمَا مَلَكَتْ أيمانكمَ) cümlesi, antlaşma yoluyla sahip olunanlar, sorumluluğu üstlenilenler, bakmakla yükümlü olunanlar, meşru şekilde sahip olunanlar, üzerlerinde hak sahibi olunanlar gibi anlamlara gelmektedir. Bundan hareketle yerine göre buna nikâhlı eşler de dâhil oluyor. İşte bu deyimle, esas olarak kast edilen şey, bakımları ve sorumlulukları üstlenilerek sahip olunan kimselerdir. Yani (احلل) ’’ahlele ’’ bir sorunu halletmek, çözmek demektir. Bu nedenle ayette geçen (احللنا لك)’’senin için çözdük’’ nikâhlarını helal ettik değil. Zaten burada nikâh ifadesi de geçmiyor. Ayrıca ayetin içinde geçen ‘’وامرأة مؤمنة ان وهبت نفسها للنبي واراد النبي ان يستنكحها ‘’vem- reeten mümineten in vehebet nefseha li nebiyyi…’’ şeklindeki cümlenin anlamı da şöyledir. ’’Şayet bir kadın kendisini herhangi biriyle evlendirmek için peygambere sunar, ona (koşulsuz) yetki verir ve peygamber de onu evlendirmek isterse’’ şeklindedir. Yani burada bir kadının Hz. peygamberle evlenmek için değil, kendisini başkasıyla evlendirsin diye Hz. peygambere kendi durumunu sunuyor ve bu konuda ona koşulsuz yetki veriyor. İşte bu cümlede bu duruma vurgu yapılıyor. (الله اعلم) Özetle, burada Hz. Peygamberin bu tür akrabalarla evlilik yapabileceğine ve bir kadının kendini ona hibe olarak sunabileceğine vurgu yapılıyor şeklindeki bütün geleneksel tefsir, yorum ve mealler hatalıdır, yanlıştır. İşte bu ayetle ilgili doğru tefsir ve arapça açıklamalar aşağıdadır.
نلاحظ أن جملة (يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللَّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ) من خلال ضبط دلالة مفاهيم مفرداتها وكيف يتم استخدامها لاعلاقة لها بنكاح النساء الجنسي لا من قريب ولا من بعيد وذلك لعدة نقاط :الأولى : أن زوجات النبي حلال له بعقد النكاح وهذا ليس محل نقاش أو اختلاف ولا يحتاج لنص يخبره أن زوجاته تلك حلال لها: الثاني: من دلالة كلمة ( أحل) هو الحل في المكان ضد الترحال والسفر، وهذا يعني أن الأزواج ( النساء اللاتي آمنوا بالنبي واتبعوه في فكره وسلوكه) هن حلوا عند النبي في مقامه ودخلوا في دائرة معيشته وصار هو مسؤولاً عنهم ولذلك يعطيهم أجراً، والذي يدل على هذا الفهم والتدبر تكملة النص (وَمَا مَلَكَتْ يَمِينُكَ مِمَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ اللَّاتِي هَاجَرْنَ مَعَكَ) من المعلوم أن الزواج بمعنى عقد النكاح من بنات العم والخال والخالات والعمات مباح في أصله لانتفاء ذكرهن في نص محارم النكاح سواء هاجرن معه أو لم يهاجرن، وهذا يعني أن الكلام ليس عن حكم الزواج منهن فهذا تحصيل حاصل، وإنما يتكلم عن شيء آخر ، ودل عليه مجيء كلمة ( هاجرن معك) والنص بدأ بكلمة ( أحللنا) ليدل على أن هؤلاء النساء آمنوا بالنبي واتبعوه وهاجروا معه وليس لهم مأوى أو معيل إلا النبي نفسه بحكم القرابة وكونه القائد والمسؤول عنهن فدخلن في دائرة المعيشة في مقام النبوة وبصفته الأب الروحي لهن، وهذا يقتضي من النبي أن يشرف عليهن ويصير علاقة اجتماعية وتداخل بينهم واطلاع على الخصائص لضرورة الحياة بينهمو ملك اليمين في النص أيضاً هن النساء التابعين في معيشتهن لمقام النبي ولسن زوجاته، وهن يعملون في خدمة النبي مقابل المأوى والطعام والحماية والاعتناء بهن نتيجة الظروف الاجتماعية لاعلاقة لهن بالنكاح قطفا لنصوص الثلاثة كلها هي بمثابة تأمين مركز تعليمي وتثقيفي ومعيشي ومأوى للنساء المهاجرات سواء الاقارب ام غيرهن واللاتي لم يجدن مأوى ولا معيل وتأمين عمل للأخريات ومقابل ذلك يتعلمن ويُعلمن النساء وينشرن ما يتلى في بيت النبي لأن دلالة كلمة النساء تأتي عامة وخاصة كجمع امرأة فيمكن أن تتعلق بزوجات النبي ، ويمكن أن تتجاوزهن إلى النساء اللاتي ذكروا في النصوص الثلاثة (تدبر : المصدر : (وَامْرَأَةً مُّؤْمِنَةً إِن وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ إِنْ أَرَادَ النَّبِيُّ أَن يَسْتَنكِحَهَا)- الباحث الاسلامي سامر اسلامبولي) فأن الله سبحانه لايتكلم عن الجنس ايضا ولكن عندما هاجر الرسول صلوات الله عليه كان معه زوجاته و فئة من النساء فخاطبه الله واخبره بأنه المحلل لهن ( محلل لهن فقط اي مُحرم يعني مسؤول عنهم في السفر وعندما يحلون في المدينة لأنها مدينة جديدة عليهن ولا يعرفن فيها احدا . فيقول له الله يايها النبي انا احللنا لك ازواجك لانك طبعا اتيت اجورهن وماملكت يمانك لانهن اقسمن اليمين وفي عهدتك وبنات عمك وبنات عماتك وبنات خالك وبنات خالاتك اللاتتي هاجرن معك وانظروا الى هاجرن معك هيً اكبر دليل على صدق مااشير اليه لانه لو كان معناه النكاح فلماذا اللاتي هاجرن معه فقط كان النبي يستطيع ان يتزوج اي بنت ( خال وخالة وعم وعمة ) وامرأةً مؤمنة ان وهبت نفسها للنبي) واذا امرأة ليس لها محرم او معيل وهاجرت اوسافرت مع الرسول فالرسول يكون لها مُحرم ان اراد النبي ان يستنكحها فالرسول يستطيع ان يكون وليها في حالة نكاحها وهنا يستنكحها معناه ليس ان ينحكها النبي ولكن ينكحًها لغيره وهذه الرخصة للنبي فقط ولايستطيع اي شخص ان يكون محرم لبنت خالة اوخالته اوعمه اوعمته او اي امرأة غريبة عنه (خالصة لك من دون المؤمنين). يا أيها النبي إنا #أحللنا وليس #حللنا !! لك أزواجك اللاتي آتيت أجورهن وما ملكت يمينك مما أفاء ...لاعلاقة لها بالتحليل والتحريم هناك فرق في المعنى بين أحلل .... وحلل أحلل = حل إحلال وتصريح للإقامة معا في نفس البيت قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي (25) وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي (26) وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَاني) يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا #أَحْلَلْنَا لَكَ أَزْوَاجَكَ اللَّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُن هذه الآية تحدد المسؤولية الأسريه للنبي عليه السلام الادارية والمادية فقط ولاعلاقة لها يالحلال والحرام : النبي مسؤول عن أزواجه و العاملين عنده وأقاربه ومن يلجأ له طلبا للمساعدة الإجتماعيية (ياأيها النبي إنا #أحللنا وليس #حللنا !! لك أزواجك اللاتي آتيت أجورهن) والذي يبدو جليا في تكملة الآية (قد علمنا مافرضنا عليهم في ازواجهم........) لان الله قد بين للمسلم ما الفئة من النساء يكون مسؤؤل عنها (ماليا واخلاقيا لاجنسيا) كمعيل ماديا ومعين في السفر ( الزوجة وملك اليمين لكي لايتحرج النبي من هذا الامر) يستنكحها بلاشك تعنى أن يجد لها من يناسبها ويزوجها إياه بحكم أنه اصبح ولى أمرها ، وهذا هو الوهب الخالص له دون المؤمنين. فلا يصح أن تعطى المرأة ولايتها لغير أبيها أو من يحل محله من الأقارب "وإن إمرأة وهبت نفسها للنبى: جعلت نفسها تحت ولاية النبى وطاعته المباشرة وبيده عقدة النكاح كما نفهم من السياق وحتى لا يظن ضعاف القلوب أن الفىء يعنى الأسرى من النساء نقرأ عليهم: (مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا الخ ﴿7﴾
سورة الحشر) الفىء محصور فى الأموال أو الثمرات ولا يدخل فيهم الرقيق وإلا كيف يُوزع الرقيق من النساء على اليتامى والمساكين وإبن السبيل؟ وكيف لا يكون دولة (متداول) بين الأغنياء منكم؟: المصدر (رد شبهة "وامرأة مؤمنة إن وهبت نفسها للنبي إن أراد النبي أن يستنكحها الخ