Ey îman edenler! Müslüman kadınları nikâhlayıp sonra henüz zifafa girmeden¹ onları boşarsanız bu durumda sizin onların iddet beklemelerini isteme hakkınız yoktur.² Bir de onlara bir miktar mal verin³ ve onları güzellikle serbest bırakın.
1 Halvet-i sahîha: İki kişinin özellikle bir erkek ve bir kadının bir yerde yalnız kalmasıdır. Halvet, sahih ve fâsit olmak üzere ikiye ayrılır. “Sahih halvet,” eşlerin sahih bir nikâh akdinden sonra, kimsenin göremeyeceği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği, ev veya kapalı sayılan bir yerde yalnız başlarına kalmasıdır. Eşler, umuma açık yerlerde baş başa kalsa, bununla sahîh halvet gerçekleşmez. Sahih halvet engelleri üç tanedir: a. Tabiî engel: Eşlerin yanında, yedi yaşlarından büyük ve temyiz gücüne sahip üçüncü bir şahıs bulunması halvet için bir engeldir. b. Hissi engel: Eşlerden birisinin diğerine yaklaşamayacak derecede sakat, özürlü ve hasta olması. c. Şer’î engel: Eşlerin birbirine yaklaşmasını şer’an haram kılan haller, şer’î engel sayılır. Ramazanda oruçlu olmak, ihramda bulunmak, itikâfta olmak, hayız ve nifaslı bulunmak, gibi. Yukarıdaki şartlar tam olarak bulunmazsa halvet, fâsit halvet olur. Hanefi ve Hanbelîlere göre, cinsel birleşme hükmünde olan sahih halvetin sonuçları şunlardır: 1. Tam mihre hak kazanma. Koca, karısını sahih halvetten sonra boşarsa, kadın daha önce belirlenmiş olan mihrin tamamına hak kazanır. 2. Doğacak çocuğun nesep hakkı. Kadın, sahih halvetten sonra boşanır ve halvetten altı aydan daha fazla zaman sonra çocuk dünyaya getirirse, çocuğun nesebi bu babaya bağlanır. 3. İddet. Kadın, sahih veya fâsit halvetten sonra boşanmışsa, boşanma iddeti bekler. 4. İddet nafakası. Boşayan kocanın iddet süresince, kadının mâişet, giyim ve mesken ihtiyacını karşılaması gerekir. Yukarıdaki esaslar evli çiftlerle ilgilidir. Evli olmayan ve birbirinin mahremi de bulunmayan bir erkekle bir kadının, üçüncü bir kişinin giremeyeceği kapalı yerlerde yalnız baş başa kalması veya kadının sefer mesafesinden uzak yerlere yanında mahremi bulunmaksızın yolculuğa çıkması caiz değildir. Bu konuda, Hz. Peygamber’den çeşitli hadisler nakledilmiştir: “Hiç bir erkek yabancı bir kadınla, baş başa kalmasın ve hiç bir kadın da mahremi olmaksızın yolculuğa çıkmasın” buyurdu. Bunun üzerine bir adam ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın elçisi! Ben falanca gazveye katılmak için yazıldım. Karım da hac için yolculuğa çıktı.” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Git, sen de hanımınla birlikte haccet” buyurdu. (Buhârî, Müslim) “Kadın, yanında kocası veya mahrem bir hısımı bulunmadıkça, üç günden fazla yolculuğa çıkmasın.” (Buhârî, Ebû Dâvud, Dârimî) Halvet-i sahîha olan kadın, zifafa girmiş sayılır ve iffetinden şüphe edilir. Ama bu, onun iffetsiz olduğu anlamına gelmez. Bir kadının, ona bakmak ve dokunmak haram olacak derecede yakın bir erkek akrabasıyla, yolculuk yapması ve baş başa kalması caiz olur. Anne, nine, kız, kızın kızları, kız kardeş, kardeşlerin kızları, hala ve teyze gibi nesep hısımları ile kayın valide gibi sıhrî hısımlar buna dâhildir. Ayrıca kendileriyle halvette bulunmanın caiz olmadığı kimselerle bir arada bulunmak İslâm’ın uygun görmediği ve yasakladığı bir husustur. Kadın ve erkeğin “ihtilâtı” (karışık oturması) durumunda haram nazarın kaçınılmaz olacağı muhakkaktır. Ümmü Seleme der ki: Biz Meymune ile beraber Rasulullah (s.a.v)’in yanında iken Abdullah b. Ummi Mektum gelerek onun yanına girdi. Bu hadise bize örtünme emri geldikten sonra idi. Rasulullah (s.a.v): “ondan gizlenin” dedi. Bunun üzerine “Ya Rasulullah! O âmâ değil midir? Bizi görmez ve tanıyamaz?” dedim. Rasulullah (s.a.v) “Siz ikiniz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?” dedi (Tirmizi).2 İddet: Eşinden ayrılan kadının, tekrar evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süre, demektir. Bu süre; boşananlarda; “üç ay hali,” kocası ölenlerde; “dört ay on gün,” hamilelerde ise “doğuruncaya kadardır.” Bk. (Bakara: 226, 228, 234, Talak: 1-4, dipnotları) Kadınların iddet beklemesi, kocalarının onlar üzerindeki hakkıdır. Bu da neslin muhafazası içindir. 3 Mihir: Evlenme sırasında erkek tarafından kadına ödenen, dinen alt ve üst sınırı belirlenmeyen, tarafların anlaşacakları bir miktar mal veya para, demektir. Peygamberimiz (s.a.v) mihirsiz hiç bir evliliğe müsaade etmemiştir. Mihir, kadının hakkıdır. Mihir, evlilik hayatı süresince veya kocasını kaybetmesi veya boşanması hâlinde, yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar kadın için bir yedek akçe, niteliğindedir. Bu âyetteki durumda erkek, kadına eğer mihir belirlenmişse mihrin yarısını, belirlenmemişse makul bir miktar mal verir. Bk. (Bakara: 236, 237)