Ve onlara (inkâr edenlere) açık belgeler olarak ayetlerimiz (mesajlarımız) tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, (hem mucizevi yönüyle hem de büyüleyici güzelliğiyle insanı etkileyen bu ayetler) kendilerine geldiğinde gerçeği inkâr etmiş (inkâra şartlanmış) olanlar “Bu, apaçık bir büyüdür!” demişlerdi. *
(*) Not: Onların, ’’ Sihir diye nitelemeleri bu kitabın/Kur’an’ın sıradan bir kelam olmayıp bir insan sözü olmadığının farkına varmadan kendi ağızlarıyla itiraf edilmesidir. Yani Kur’an, i’câz ve büyüleyici güzelliğiyle onları etkiliyordu, fakat sihre inandıkları için inkâra şartlanmış olanlar, ona sihir demelerinden başka yapacakları bir şey kalmıyordu. Zira Kur’an’a muhatap olanlar onun olağanüstü bir metin olduğunu görüyor ve anlıyorlardı, ancak adeta hem inkâra şartlanmış olmaları hem de içinde bulundukları ve yararlandıkları konum sebebiyle sihir diyerek geçiştirmeye çalışıyorlardı. Zaten Kur’an’ın olağanüstü i’caz ve büyüleyci güzelliği karşısında onların kullanabildikleri tek silah, ancak bir büyüdür demeleri olmuştur.