close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Ahkâf Sûresi 29. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iż sarafnâ ileyke neferan mine-lcinni yestemi’ûne-lkur-âne felemmâ hadarûhu kâlû ensitû(s) felemmâ kudiye vellev ilâ kavmihim munżirîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
An o zamanı ki hani cinlerin bir bölüğünü, Kur'an dinlesinler diye senin bulunduğun tarafa yollamıştık; oraya gelince birbirlerine, susun demişlerdi; okunuşu bitince de korkutmak için kavimlerine dönmüşlerdi de.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Hani Biz, o vakit (ey Nebim, taşlandığın Taif tebliğinden dönerken) cinnlerden birkaçını, Kur’an dinlemek üzere Sana yöneltip yollamıştık. Böylece Onun huzuruna geldikleri zaman (birbirlerine): "Kulak verin (önemli ve hakikatli şeyler anlatıyor)" demişler; sonra (bu dinleme faslı) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak dönmüş (ve gördüklerini anlatmışlardı).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ey Muhammed! hani biz, bir gurup cin'i Kur'ân'ı dinlemek üzere, sana çevirip göndermiştik. Kur'ân'ı dinlemeye hazır olunca; “Susup sessizce dinleyin” demişlerdi. Dinleme işi sona erip bitince, birer uyarıcı olarak kendi toplumlarına dönüp gittiler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Hani, cinlerden bir grubu, Kur'ân'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'ân'ı dinlemek için geldiklerinde, birbirlerine: “Susun, dinleyin, duyduklarınızı uygulayın!” dediler. Kur'ân'ın okunması bitince de, sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 6/130; 12/109; 25/20; 29/27; 72/1-7.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Hani cinlerden bir grubu Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde: "Susup kulak verin" dediler. (Okuma) bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.
29.İbnu Ebi Şeybe`nin Abdullah bin Mes`ud (r.a.)`dan rivayet ettiğine göre, Resulullah (a.s.) Batnı Nahle`de Kur`an-ı Kerim okurken cinler onu dinlemek üzere toplandılar. Kur`an-ı Kerim`i duyunca birbirlerine: "Susun" dediler. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirilmiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: 'Kulak verin;' sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Hatırla ki, cinlerden (on kişiye yakın) bir grubu, Kur'an dinlemek üzere sana yollamıştık. Vakta ki, Kur'an'ın huzuruna vardılar. (Birbirlerine): “- Susun, dinleyin” dediler. Sonra (Hz. Peygamber tarafından okunmakta olan Kur'an) bitirildiği vakit de (cinler Peygambere ve Kur'an'a iman getirerek) döndüler, (hem iman'a davet, hem de iman getirmiyenleri) korkutmak üzere kavimlerine gittiler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Hatırla ki, cinlerden bir topluluğu, Kur’an dinlemek üzere sana yönelttik. Kur’anı dinlemeye geldiklerinde (birbirlerine:) “Susun” dediler. Kur’an okunması bittiğinde, toplumlarına uyarıcılar olarak döndüler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Hani, cinlerden Kur'ân'ı dinlemek isteyen bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar Kur'ân'ı dinlemeye geldiklerinde, “Susup dinleyin!” dediler. Kur'ân'ın okunması tamamlanınca, uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.[555]
[555] Cinlerin Kur’ân’a karşı tutumları hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVII, 543-548.  
Besim Atalay
swap_vert close
Kur'anı dinlemek üzere, cinden birkaç kişiyi sana göndermiş idik; hazır olduklarında dediler ki: «Susunuz!»; iş bittiğinde, kocundurmak üzere, kendi uluslarına dönüp gittiler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Hani biz cinlerden bir grubu, Kur'an'ı dinleyebilsinler diye sana doğru yöneltmiştik ve onun mesajlarını fark eder etmez de (birbirlerine): “Susun (dinleyin)!” demişler ve (okuma) bittiğinde (aldıkları mesajlarla) kendi toplumlarına uyarıcı olarak dönmüşlerdi.
Cemil Said
swap_vert close
Bir gün Kur’ân’ı istimâ’ itmeleri içün bir cin tâifesi gönderdik. Hazır oldukları vakit biri birilerine: "Dinleyiniz" didiler ve kırâat hitâm buldığı vakit kavimlerinin nezdine münzir (ihtâr idici) olarak gitdiler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kuran'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kuran'ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" dediler. Kuran'ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince[492] birbirlerine, “Susun!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
“Onun huzuruna” ifadesindeki “o” zamiri, “okunmakta olan Kur’an” ya da “Hz. Muhammed” şeklinde anlaşılmaya müsaittir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bir zamanlar cin topluluğundan bir grubu, Kur’an’ı dinlemek üzere sana doğru yönlendirmiştik. Yanına geldiklerinde “Susup dinleyin!” dediler, okuma sona erince de uyarıcılar olarak kendi topluluklarına döndüler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) «Susun» demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.  
 Rivayetlere göre, Hz. Peygamber Tâif seferinde Nahl vadisinde sabah namazı kıldırıyorken, yedi yahut dokuz kişiden teşekkül eden cinler gurubu, Peygamberimizin okuduğu Kur’an’ı dinlemeye gelmişlerdi. Kur’an’ı dinleyip kavimlerine döndüklerinde. 30. âyette meâli verilen sözü söylediler.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Cinlerden bir grubu, Kuran'ı dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde, "Susun" dediler. (Okuma) bitirilince topluluklarına birer uyarıcı olarak döndüler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Ey Muhammed! Hani biz cinlerden bir grubu Kur'ân'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar Kur'ân'ı dinlemek için hazır bulundukları zaman birbirlerine "susun" dediler. Kur'ân'ın okunması bitince de birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Bir de şu vaktı anlat ki: Cinlerden bir takımını Kur'an dinlemek üzere sana sevketmiştik, bu suretle vaktâ ki ona hâzır oldular, susun dinleyin dediler, sonra bitirildiği vakıt da döndüler, inzar etmek üzere kavımlarına gittiler
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Resûlüm!) Hani, cinlerden bir grubu, Kur’ân’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar (senin bulunduğun yere) geldiklerinde (birbirlerine), “Susun (ve dinleyin)” dediler (de, senin okuduğun âyetleri sonuna kadar dinlemişlerdi. Kur’ân’ın okunması) tamamlandığı vakit (sana ve tebliğ ettiğin her şeye îmân ettiklerini söyleyerek) kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Bir grup cinni¹ Kur'an'ı dinlemeleri için sana yönlendirmiştik. Onlar, gelip Kur'an'ı dinlemeye başladıklarında birbirlerine, “sessiz olun, dinleyin.” dediler. Sonra da dinlemeleri bitince kendi halklarını uyarmak için geri döndüler.
1- Tanımadığın, yabancı bir topluluktan kimseleri; yabancı bir heyet.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Yâdet o zamanı ki cinlerden bir taaifeyi Kur'an dinlemeleri için sana (doğru) çevirmişdik. İşte bunlar onun huzuuruna gelince (birbirine) «Susun (dinleyin)» demişler, (okunması) bitirilince de (kendilerini azâb ile) korkutmıya me'mur olarak kavmlerine dönmüşlerdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Ve bir zaman, cinlerden birtakımını Kur'ân'ı dinlemeleri üzere sana yöneltmiştik. Nihâyet ona (ulaşarak) hazır olduklarında (birbirlerine): “Susun (dinleyin)!” dediler. (O Kur'ân kırâeti) bitirilince de (artık îmân etmiş kimseler ve Allah'ın azâbı ile) korkutucular olarak kavimlerine döndüler.(1)
(1)Bunlar, Yemen’deki Nusaybin cinleri olup, yedi veya dokuz kişi idiler. Buhârî ve Müslim’in rivâyetine göre bu cinler, Resûl-i Ekrem (asm), Tâif Seferine çıktıklarında Nahl vâdisinde sabah namazını kıldırırken okuduğu Kur’ân’ı dinlemişlerdi. (İbn-i Kesîr, c. 3, 324) “Muhaddisler (hadis âlimleri) nakl-i sahih (doğru haber) ile İbn-i Mes‘ûd’dan beyân ediyorlar ki; İbn-i Mes‘ûd dedi: ‘Batn-ı Nahl denilen nâm mevki‘de, Nusaybin ecinnîleri ihtidâ (İslâmiyet’e girmek) için Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a geldikleri vakit, bir ağaç o ecinnîlerin geldiklerini haber verdi.’ Hem İmâm-ı Mücâhid, o hadîste İbn-i Mes‘ûd (ra)’dan nakleder ki: ‘O cinnîler bir delil istediler. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir ağaca emretti; yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti.’ İşte cin tâifesine bir tek mu‘cize kâfî geldi. Acabâ bu mu‘cize gibi bin mu‘cizât işiten bir insan îmâna gelmezse, cinnîlerin: يَقُولُ سَف۪يهُناَ عَلَي اللهِ شَطَطًا [Bizim sefih olanımız (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyor] ta‘bîr ettikleri şeytanlarından daha şeytan olmaz mı?” (Zülfikār, 19. Mektûb, 36)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve (ey Resulüm!) bir vakit cinlerden (görünmeyen varlıklardan) bir grubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an’ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) susun demişlerdi, Kur’an’ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.*
(*) Bu olayın Batn-ı Nahle denilen bir yerde meydana geldiği ve burada anlatılan olayla, Cin Sûresinde anlatılan aynı olaydır. Rivayetlerde de Resulullah’ın bu “görünmez” veya “uzak” varlıkların oradaki varlığından vahiy gelinceye kadar haberdar olmadığı, onları görmediği kaydedilir (Buhârî ve Tirmizî) Ayrıca nasıl ki İsrâ sûresinin ilk âyetindeki “isrâ”, aynı sûrenin 60. âyetinin de delâletiyle, Allah Rasulü’nü o zor zamanlarda teselli etmek için gösterilen bir “rüya” ise (yani fiziksel ve bedensel bir yolculuk değil ise), bu müteşabih âyetlerin anlattığı olay da, Mekki davetin en zor zamanlarına tekabül eden bu âyetlerin indiği zaman diliminde, Allah Rasûlü’ne verilmiş ilâhî bir teselli armağanı olarak değerlendirilmelidir. (الله اعلم) İşte, Hz. Peygamberin bile oradaki cinlerin varlığından vahiy gelinceye kadar hiç haberdar olmadığı ve onları görmediğini Cin sûresinden net bir şekilde anlıyoruz. O hâlde, başkların cinleri görmesi veya onlarla iletişim kurması asla mümkün değildir. Çünkü Allah Resulü oları görememişse, başkaların onları görmesi mümkün değildir. Zaten (اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَب۪يلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْۜ) ‘’ Doğrusu o ve kabilesi (cin taifesi) sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. (A’raf -7/27) şeklindeki ayete göre cinler insanlar tarafından görülemezler. Ayrıca şeytan cinlerden/görünmeyen varlıklardan olduğu için insanların göremeyeceği bir şekilde insana yaklaşır ve ona vesvese verir.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kur’an’ı dinlemek isteyen, tanınmayan (cin) bir gurup insanları sana yönlendirmiştik. Onu dinlemek için hazır olduklarında “Susun” dediler. Kur’an’ın okuması bitirildiğinde, dinledikleri Kur’an ile uyarıcı olarak kendi kavimlerine döndüler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O gün Biz cinlerden bir kaçını Kur’an’ı dinlesinler diye sana göndermiştik. Bunlar Kur’an’ı dinlemek üzere iken biribirlerine: "Susun da dinleyelim" demişler, dinleyip bittikten sonra da uluslarını uyarmak için geri dönmüşlerdi.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hani Kur/an/ı dinlemek üzere tarafına birkaç peri [¹] göndermiştik. Onlar Kur/an dinlemeye hazır olunca birbirlerine «— Susun dinleyelim» demişler, sen, okumadan fariğ olunca azap ile korkutmak üzere kavimlerine dönmüşlerdi.
[1] Veya çölde gizli kalan bir cemaat.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) Hani, Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu [neferân]¹⁷ sana yöneltmiştik. Onu (dinlemeye) hazır olduklarında birbirlerine, “Susunuz!” dediler. Okuma bitince de kendi kavimlerine birer uyarıcı olarak döndüler [vellev].
17 Nefer, üç ile on arasında kişinin oluşturduğu gruba denir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, “Kulak verin!” demişler, sonra (dinleme işi) bitince, kendi kavimlerine (birer) uyarıcılar olarak dönmüşlerdi.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey Muhammed! Hani cinlerden bir grubu, gece vakti okuduğun Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar senin bulunduğun yere geldiklerinde, birbirlerine “Susun!” deyip senin okuduğun ayetleri sonuna kadar dinlemişlerdi. Okuma sona erince de, kendi toplumlarına birer uyarıcı olarak dönmüşlerdi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Hani, sana Kur’ân’ı dinleyen Cinnler’den bir takımı yönelttik. Ona eriştiklerinde / (huzurda) hazır olduklarında: -“Susun!” dediler. Derken (okuma) bitirildiğinde kavimlerine uyarıcı olarak gittiler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! biz senin yanına, Kuran’ı dinlesin diye birkaç cin askeri gönderdik. Yanına vardıklarında: " dinleyin " dediler. Dinleme işi biter bitmez, uyarılarda bulunmak üzere hemen kendi halkına varıp
Mehmet Çoban
swap_vert close
Hani Kur’an’ı dinlemek üzere yabancı topluluklardan bir grubu sana yöneltmiştik. Senin onlardan haberin yoktu. Onlar haberin olmadan seni dinlemeye başladılar. Kur’an okunurken birbirlerine "Susun! Ne söyleniyor iyice anlayalım!” dediler. Kur’an’ın okunması bitince; toplumlarını uyarmak için ülkelerine döndüler. Bütün bunlardan senin hiç haberin olmadı. Sana da gelip hiçbir şey demediler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Hani cinlerden bir grubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yönlendirmiştik. [*] (Kur’an’ı dinlemeye) hazır olduklarında (birbirlerine) “Susun!” demişler, [*] (dinlemeleri) bitince uyarıcılar olarak toplumlarına dönmüşlerdi. [*]
Kehf 18:34 ve Cinn 72:1’de de geçen [nefer] kelimesi “üçten ona”, “ondan kırka” kadar veya “on kişiden az bir topluluk” anlamına gelmektedir. Anlaşılan o ki cinlerden az bir grup vahiy dinlemek üzere Hz. Muhammed’e yönlendirilmişti. Benzer mesaj: Cinn 72:1-2.,Bu ifade cinlerin vahiy dinlerken seslerin kesilmesini istemeleri ve okuma bitinceye kadar beklemeleri mesajını içermektedir. Bu noktadaki tutumları Kur’an’ın emrine tamamen uygundur. Çünkü Yüce Allah A‘râf 7:204’te bildirdiği gibi “Kur’an kıraat edilirken ona kulak verilmesini ve seslerin kesilmesini” emretmektedir. Fussilet 41:26’da belirtildiği üzere, Kur’an okunurken gürültü yapmak Mekke müşriklerinin vahyin sesini bastırmak amacıyla başvurdukları bir yöntemdi. Demek ki cinler bu noktada Mekke müşriklerinden daha duyarlı davranıyordu.,Buradan anlaşılıyor ki dinlenilen ve öğrenilen gerçekler başkalarına da aktarılmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey Muhammed!) Hani cinlerden¹ bir topluluğu² Kur’an dinlemek üzere sana göndermiştik. Onlar, onu dinlemeye geldiklerinde: “(birbirlerine) susun, dinleyin!” dediler ve (Kuran’ın okunması) bitirilince de her biri birer uyarıcı olarak, toplumlarına döndüler.
1 Bu olayın Batn-ı Nahle denilen bir yerde meydana geldiği ve burada anlatılan olayla, Cin Sûresinde anlatılan aynı olaydır. Cinn: Cinnî kelimesinin çoğuludur. Kelimenin kök anlamı bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Araplar, cinler ile Allah arasında bir soy yakınlığı bulunduğunu söylerler. Onları, Allah’ın ortakları mertebesine çıkarırlar, onları dev, peri, şeytan, şeklinde isimlendirirlerdi ve onlardan yardım dilerlerdi. Cinnin varlığı Kitap ve sünnet ile sabittir ve inkârı, küfrü gerektirir. Peygamberimiz, cin’lerin davetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşat etmiştir. (Müslim) Hz. Peygamber, ashâbıyla Batn-ı Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Efendimizden Kur’an dinlemiş ve Müslüman olmuştur. (Buhârî ve Müslim) İbnu Mes’ud (r.a): “Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v.) ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu. Vadilerde, dağlarda aradık bulamadık. O geceyi, hep endişe içinde geçirdik. Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. ‘Ya Rasûlallah, sizi kaybettik, aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde geçti.’ deyince; ‘Bana, cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum’ buyurdu.” (Kurtubî) Cinler, ğaybı bilemezler, İnsanlardan önce ve ateşten yaratılmışlardır, (Hicr: 27) fakat boyutları farklı olduğu için görülemezler, erkek ve dişi olanları vardır, evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. İlk şeytanlaşan varlık olan İblis de cinlerdendir. (Bakara: 24) Felsefecilerin çoğu, özellikle İbnu Sina, Farabî ve Mu’tezile, cinlerin varlığını kabul etmezler. Çağdaş Mutezilîler ise ataları kadar cesur davranmayarak cinlere “görünmeyen varlıklar” gibi ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bir kısım yakıştırmalarla, iman ve inkâr arasında bir bocalama içerisinde kıvranıp durmaktadırlar. Konu ile ilgili geniş açıklama, Cin Sûresinde yapılacaktır. Bk. (Cin: 1-17)2 Arapçada Nefer; üçten ona ve ondan kırka kadar olan topluluklar için kullanılır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
HANİ ³⁵ [ey Muhammed,] Biz bir grup tanınmayan/bilinmeyen varlığı, Kur’an’ı dinleyebilsinler diye sana doğru yöneltmiştik ³⁶ ve o(nun mesajları)nı fark eder etmez de ³⁷ [birbirlerine] “Sessizce dinleyin!” demişler ve [okuma] bittiğinde kendi toplumlarına uyarıcı olarak ³⁸ dönmüşlerdi.
35 Bkz. sure 2, not 21. Bununla önceki pasaj arasındaki bağlantı, “günaha batmış olanlar” (ki ‘Âd kavmi onların bir örneği olarak verilmiştir) Allah’ın mesajlarına kulak vermeyi reddederlerken, ayetin devamında sözü edilen “görünmeyen varlıklar”ın onun doğruluğunu hemen kavramaları ve kabul etmeleri gerçeğinde yatmaktadır.36 Nefer terimi, kapsadığı kişi sayısı üçten ona kadar olan bir grubu ifade eder. Bu pasajda zikredilen olayın Mekke’den Taif’e giden yol üzerindeki küçük bir vahada meydana geldiği söylenir (Taberî) -bu, 72:1-15’de anlatılan olay ile aynıdır. Muhtemel bir açıklama için bkz. 72:1, not 1.37 Lafzen, “ona katılır katılmaz”, yani Peygamber’in onu okumasına.38 Yani, Kur’an akidesinin tebliğcileri olarak. “Uyarıcılar olarak” ifadesi, yukarıda geçen “uyarıcı mesajlar”a yapılan atıflarla bağlantılıdır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Hani biz, cinlerden bir grubu Kuran’ı dinlesinler diye sana yönlendirmiştik. Onlar gelip Kuran dinlemeye başlayınca birbirlerine “Sessiz olun dinleyelim” demişler. Okuma tamamlanınca da uyarmak üzere kavimlerine dönmüşler: 6/130, 7/204, 72/1...15
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
BİR ZAMANLAR, cinlerden[⁴⁵³⁴] bir grubu Kur’an dinlesinler diye sana yönlendirmiştik. Nihayet o (vahye) kavuşur kavuşmaz “Sükûnetle dinleyin!” demişler, (okuma) biter bitmez de kendi toplumlarının yanına uyarıcı olarak dönmüşlerdi.[⁴⁵³⁵]
[4534] Krş: 18. âyet. Karşıtı olan ins’le birlikte gelmediği bu gibi yerlerde “uzak, tanınıp bilinmeyen varlıklar” anlamına gelir. Cin hakkında bkz: 7:179, not 145; nüzul ortamının cin tasavvuru hakkında bkz: 34:12, not 19. [4535] Olay kaynaklarda çok farklı ve yer yer çelişkili rivayetlerle yer almıştır. Kimi kaynaklara göre, Rasulullah’ın Taif dönüşü Nahle vadisinde, gecenin bir vaktinde namazda Kur’an okurken gerçekleşmiştir (İbn Kesir). Bazı rivayetlerde Rasulullah’ın bu “görünmez” veya “uzak” varlıkların oradaki varlığından vahiy gelinceye kadar haberdar olmadığı, onları görmediği kaydedilir (Buhârî ve Tirmizî). Aynı kaynaklarda bunların Yahudi dinine mensup Yemen taraflarında bir şehir olan Nasîbeyn cinleri olduğu ifade edilir. Bu âyetler, insan ve cinlere kendilerinden elçi gönderildiğini ifade eden En‘âm 130 ve ilk inkârcı muhatapların cin tasavvurunu aktaran Sebe’ 41 ışığında anlaşılmalıdır (34:41’in 59 nolu notuna bkz). 72. sûrede daha ayrıntılı yer alan bu ‘müteşabih’ olayı aktaran âyetler de, kelimenin tam anlamışla ‘müteşabih’tirler. Nasıl ki İsrâ sûresinin ilk âyetindeki “isrâ”, aynı sûrenin 60. âyetinin de delâletiyle, Allah Rasûlü’nü o zor zamanlarda teselli etmek için gösterilen bir “rüya” ise, bu müteşabih âyetlerin anlattığı olay da, Mekki davetin en zor zamanlarına tekabül eden bu âyetlerin indiği zaman diliminde, Allah Rasûlü’ne verilmiş ilâhî bir teselli armağanı olarak değerlendirilmelidir. Allahu a’lem.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) Hatırla o zamanı ki, -Kur'an'ı dinlesinler diye- cinlerden bir gurubu sana yöneltmiştik, huzuruna geldiklerinde birbirlerine "Susun da dinleyin" demişler, Kur'an okunması sona erince de, birer uyarıcı olarak kavimlerine geri dönmüşlerdi.
Osman Fırat
swap_vert close
Hani Kur’an’ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, "Susun!" dediler. Kur’an’ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve o zamanı da yâd et ki, cinlerden bir zümreyi Kur'an'ı dinlemeleri için sana göndermiştik. Vaktâ ki, ona hazır oldular, dediler ki: «Susun! (dinleyin).» Vaktâ ki, tilâveti nihâyet buldu, kendi kavimlerine korkutucular olarak dönüp gittiler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Hani Biz bir vakit cinlerden bir takımını Kur'ân dinlemeleri için sana göndermiştik. Kur'ân'ı işitip dinleyecek yere gelince birbirlerine: “Susun, dinleyin! ” dediler. Okuma tamamlanınca kendi toplumlarına birer uyarıcı olarak döndüler. [12, 109; 25, 20; 29, 27; 6, 130; 72, 1-7]
Sahâbe ve tabiundan birçok zat, cinlerin Batn-ı Nahle’ye gelip dinledikleri hususunda ittifak ederler. İbn İshak gibi Siyer yazarları bu hadisenin, Peygamberimiz (a.s.)’ın Taif’ten çok üzgün bir şekilde döndüğü ve bu yerde konakladığı sırada vâki olduğunu bildirirler.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Bir zaman, cinlerden bir topluluğu Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (birbirlerine): "Susun, (dinleyin)" dediler. (Okuma) Bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler:
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Vaktâ ki cin tâifesinden bir kaç neferi Kur'ân'ı işitmek üzere sana gönderdik. Onlar nezdine gelüb Kur'ân okundığını duyduklarında birbirlerine: "Susun dinleyelim" didiler. Kur'ân'ın tilâveti hitâm bulunca kavimlerine dönerek onları inzâr ile,
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Bir gün, cinlerden bir kaçını Kur’an’ı dinlesinler diye sana yönlendirmiştik. Onu dinlerken birbirlerine: “Susun” dediler. Okuma bitince uyarmak için topluluklarına geri döndüler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Hani, cinlerden bir grubu Kur'an'ı dinlesinler diye sana yöneltmiştik. Onun yanına gelince “susun!” demişler. (Okuma) tamamlanınca kavimlerine uyarıcı olarak dönmüşler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Bir zaman da, Kur'ân'ı dinlemeleri için, cinlerden bir topluluğu sana göndermiştik. Onu dinlemek için hazır hale geldiklerinde, birbirlerine “Susun” dediler. Kur'ân okunduktan sonra da kavimlerine birer uyarıcı olarak döndüler.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Bir zaman, cinlerden bir topluluğu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onu dinlemeye hazır hale geldiklerinde: "Susup dinleyin!" dediler. Dinleme bitirilince de uyarıcılar olarak kendi toplumlarına döndüler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ol vaķt kim döndürdük şendin yaña bir bölük perįlerden diñlerler ķur’ān’ı. pes ol vaķt kim ḥaż geldiler aña eyittiler “diñsüz oluñ.” pes ol vaķt kim hükm olındı ya'nį oķımaġa yüz döndürdiler ķavumlarındın yaña ķorķıdıcılarken.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ẕikr eyle ol vaḳtı ki saña viribidük bir bölük cemā‘at cinnīlerden, Ḳur’ānıişitmeg‐içün, ol vaḳt ki aña ḥāżır oldılar. Biri birine eyitdi: Epsem oluñuz. Pesḳaçan ki dükendi ḳavmlerine döndiler ögüt virmeg‐içün.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Peyğəmbər!) Onu da xatırla ki, bir zaman bir dəstə (ona qədər) cini Qur’anı dinləmək üçün sənin yanına göndərmişdik. Onlar onu dinləməyə (yaxud sənin yanında) hazır olduqda (bir-birinə): “Qulaq asın!” – dedilər və (Qur’an oxunub) qurtardıqdan sonra (həmcinslərini Allahın əzabı ilə) qorxudanlar sifətilə öz qövmlərinin yanına qayıtdılar. (İşə bax ki, cinlər Qur’anı eşidib ona iman gətirdikləri halda, bu müşriklər hələ də ondan üz döndərirlər).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And when We inclined toward thee (Muhammad) certain of the Jinn, who wished to hear the Qur’an and, when they were in its presence, said: Give ear! and, when it was finished, turned back to their people, warning.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Behold, We turned towards thee a company(4809) of Jinns (quietly) listening to the Qur´an: when they stood in the presence thereof, they said, "Listen in silence!" When the (reading) was finished, they returned to their people, to warn (them of their sins).
4809 A company Jinns. Nafar (company) may mean a group of from three to ten persons. For Jinns, see n. 929 to 6:100. They listened to the reading of the Qur'an with great respect. The next verse shows that they had heard of the Jewish religion, but they were impressed with the Message of Islam, and they seem to have gone back to their people to share the Good News with them (see also n. 5727). (R).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذْ
ve bir zaman
صَرَفْنَٓا
yöneltmiştik
اِلَيْكَ
sana
نَفَراً
bir kısmını
مِنَ الْجِنِّ
cinlerden
يَسْتَمِعُونَ
dinliyorlar
الْقُرْاٰنَۚ
Kur'ân'ı
فَلَمَّا
ne za- man ki
حَضَرُوهُ
ona hazır oldular
قَالُٓوا
dediler
اَنْصِتُواۚ
susun
فَلَمَّا
ne za- man  ki
قُضِيَ
bitirildi
وَلَّوْا
dön- düler
اِلٰى قَوْمِهِمْ
kavimlerine
مُنْذِر۪ينَ
uyarıcılar olarak
(Resulüm!) Hani cinlerden bir topluluğu Kur'ân'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onlar (Kur'ân'ı dinlemek için) hazır bulundukları zaman (birbirlerine) dediler ki: "Susun (ve bu vahyi sessizce dinleyin)!" Sonra (Kur'ân'ın okunması) bitirilince de (iman etmiş) uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
صَرَفَ
Fiil-I
ص ر ف
Çevirdi, uzaklaştırdı, döndürdü, yöneltti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
نَفَر
İsim
ن ف ر
Bir kısım, bir topluluk
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
جِن
İsim
ج ن ن
Cin
اِسْتَمَعَ
Fiil-VIII
س م ع
Dinledi, kulak verdi
قُرْءَان
İsim
ق ر ا
Kur'ân, okuma, okunuş
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
حَضَرَ
Fiil-I
ح ض ر
Hazır oldu, yanında bulundu
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اَنْصَتَ
Fiil-IV
ن ص ت
Susup dinledi
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
قَضَى
Fiil-I
ق ض ي
Hükmetti, bitirdi, hüküm verdi, takdir etti, tamamladı, yerine getirdi, karar verdi
وَلّٰى
Fiil-II
و ل ي
Döndü, çevirdi, dönüp kaçtı, üstlendi, dost etti, yöneldi, yüz çevirdi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
قَوْم
İsim
ق و م
Kavim, topluluk, toplum
مُنْذِر
Etken fiil-IV
ن ذ ر
Uyarıcı, uyaran