Fakat hakikati inkara şartlanmış olanlar, iman edenlere şöyle derler: “Eğer bu [mesaj]da bir hayır olsaydı, bu [insanlar] onu kabul etmekte ¹³ bizim önümüze geçmezlerdi!” Ve onlar, bu [mesaj] sayesinde hidayete ulaşmayı reddettiklerinden, her zaman, “Bu ¹⁴ [yalnızca] eski bir yalandır!” diyecekler.
13 Lafzen, “ona yönelik olarak”. Hemen hemen bütün klasik müfessirler, bunun, çoğunluğu Mekke toplumunun en yoksul, en aşağı tabakalarından gelmiş olan Muhammed (s)’in ilk izleyicilerinin müşrik Kureyşliler tarafından küçümsenmesine işaret ettiğini ileri sürerler. Ancak yukarıdaki “sözler”, kesin olarak, tarih-üstü bir muhtevaya sahiptir. Çünkü yoksul ve alt tabaka insanları, her zaman peygamberlerin ilk izleyicileri arasında yer almışlardır. Bu aynı zamanda çağımız için de geçerlidir. Çünkü, her türlü manevî değere karşı körleşmeye yol açan teknolojik gelişme sonucu ekonomik refaha ulaşmış ülkeler, dinin, çoğunlukla şeklî de olsa, hâlâ önemli bir rol oynadığı zayıf uygarlıkları küçümsemektedirler: ve böylece, bu zayıflığın temelinde dinî inançların değil, bu şekilciliğin ve arkasından gelen kültürel kısırlığın yattığını anlamayanlar, bunun sorumluluğunu dinin etkisine yüklerler ve şöyler derler: “Eğer dinin bir yararı olsaydı, biz ona sarılanların başında gelirdik” -böylece, kendi materyalist tavırlarını ve ruhî değerlerin yönlendiriciliğini reddetmelerini “haklılaştırma”ya çalışırlar.14 Yani, ilahî vahiy kavramı -daha sonra Hz. Musa’nın vahyine yapılan atıftan açıkça anlaşılmaktadır.