close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Abese Sûresi 2. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
En câehu-l-a’mâ
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Yanına kör geldi diye.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Kendisine (dini konuları öğrenmek üzere) o âmâ (gözleri görmeyen kişi) geldi (ve kendisini meşgul etti) diye (böyle tepki gösterdi).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
kör olan kimse geldi diye.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Demek kendisine âmâ geldi diye böyle yaptı.
Ahmet Varol
swap_vert close
Kendisine o kör kişi geldi diye.
Ali Bulaç
swap_vert close
Kendisine o kör geldi diye.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Kendisine o a'mâ geldi diye...
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
1, 2. Ona o kör geldi diye, surat astı ve yüz çevirdi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10. Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü. Sen nereden bileceksin, belki o arınacaktı? Yahut, öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacaktı. Kendisini yeterli görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasından sen sorumlu değilsin. Fakat koşarak sana gelen, saygı duyarak gelmişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. [719][720]
[719] ‘Abese sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 343.[720] Hz. Peygamber’in uyarılmasına neden olan olay hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XX, 346-350.  
Besim Atalay
swap_vert close
Ona kör geldiğinde
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kör adam yanına geldi diye.
Cemil Said
swap_vert close
1,2. Kendi nezdine bir a’mâ geldiği içün (Muhammed ’aleyhisselâm) yüzini ekşitdi ve arkasını çevirdi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
1,2. Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
1,2. Kendisine o âmâ geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.[571]
Hz.Peygamber, İslâm hakkında kendisinden bilgi almaya gelen kibirli bazı müşrik liderleriyle görüşürken sahabilerden gözleri görmeyen Abdullah b. Ummi Mektûm gelerek, “Ya Resûlullah, bana öğüt ver” demişti. Hz. Peygamber çok meşgul olduğu için yüzünü ekşitip öteye dönmüş, yanındakileri dinlemeye devam etmişti. İşte bu sûre bu olay üzerine inmiştir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Görme engelli o kişi geldi diye.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
1, 2, 3, 4. (Peygamber), âmânın kendisine gelmesinden ötürü yüzünü ekşitti ve çevirdi. (Resûlüm! onun halini) sana kim bildirdi! Belki o temizlenecek, yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
Edip Yüksel
swap_vert close
O kör adam geldi diye.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kendisine âmâ geldi, diye.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Çünkü ona a'mâ geldi
Emrah Demiryent
swap_vert close
1-2. (Mekke’nin ileri gelen müşriklerini, îmâna davet etmek üzere, İslâm’ı tebliğ etmekte olan Peygamber,) gözleri görmeyen bir (mü’m) inin kendisine gelmesinden (ve o anki durumdan haberdar olmadığından ötürü ardı ardına birkaç defa, “Ey Allah’ın resûlü! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” demesi üzerine o anki tebliğ ile ilgili sözünün kesilmesinden) ötürü hoşnut olmadı ve (tebliğ vazifesini yapmak üzere tekrardan yönünü müşriklere) döndü.
Erhan Aktaş
swap_vert close
O gözleri görmeyen geldi diye.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
kendisine o a'maa geldi diye.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
1,2. Kendisine a'mâ bir kimse geldi diye (peygamber) yüzünü ekşitti ve döndü.(1)
(1)Bu sûreye isim olan “Abese” kelimesi “yüzünü ekşitti” anlamındadır. Birgün Resûlullah (asm)Kureyş’in ileri gelenlerine İslâm’ı teblîğ ederken, Ümm-i Mektûm (ra) meclise gelip: “Yâ Resûlallah! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” diye seslenerek, bu sözü birkaç def‘a tekrâr etmesi üzerine, Efendimiz (asm)mübârek yüzünü diğer tarafa çevirmişti. (İbn-i Kesîr, c. 3, 599)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
1,2. (Elçi, kavminin ileri gelenlerinin hidayete ermesi için tam uğraştığı bir sırada) yanına görmeyen (âmâ) biri geldi diye (kendisiyle ilgilenirse, diğerleri kendini terk edeceğinden endişe ettiği için) yüzünü ekşitti ve (sırtını) döndü (iltifat edip ilgilenmedi). (*)
(*) Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izleyen halkın İslâm’ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla da meşgul oluyordu. Böyle biriyle yaptığı görüşmenin ortasında yanlarına gelen görme engelli sahâbî Abdullah İbn Ümmü Mektûm’un kendisine yönelttiği sorudan rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş, ona cevap vermemişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ, resulünü âyetlerdeki sitemli ifadelerle uyardı. Bundan etkilenen Hz. Peygamber’in, daha sonra zaman zaman Abdullah’ı gördüğünde, “Kendisinden dolayı rabbimin beni azarladığı şahsa merhaba!” diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilir (Hattâbî, Me‘âlimü’s-Sünen, III, 3; Sa‘lebî, el-Keşf ve’l-Beyân, X, 131; Begavî, Tefsîru’l-Beğavî, V, 210). Birkaç âyette Hz. Peygamber’in “zelle” denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir (meselâ buna yakın bir uyarı örneği için bk. Tevbe 9/43). Ancak bunlar içinde nisbeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyarı konumuz olan âyetlerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve peygamberin insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun kadar önemli bir husus da Resûlullah’ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir. (Tefsir (Kur’an Yolu) Tebliğin başarısız olma sebebini Müşriklerin içinde yaşayan Allah Resul’ü çok iyi biliyordu. Zira zenginler kibirlerinden, köle, sakat, düşkün ve fakirlerle oturup kalkmazlardı, onlarla aynı karede yer almak bile istemez, sınıfsal bir üstünlük taslardı. Onları aşağıladıkları için bir araya gelmek istemezdi. Bu kadim bir hastalıktır. Hz. Nuh bile bu seçkinci/ elitik zihniyetle mücadele etmiştir: “Sana en basit insanlar tâbi olduğuna göre, biz mi sana inanalım ‘’dediler. (Şuara:111) (Kurandan Hayata) Not: Bu ayetlerde Hz. Peygamberin yaptığı bir içtihattan, tutum ve davranışından dolayı itap edildiği/kınandığını, yaptığının yanlış olduğunu ve bundan vazgeçmesinin istendiğini görüyoruz. Demek ki, Hz. Peygamberin içtihatları, sözleri ve sünneti vahiy değildir. Eğer vahiy olsaydı hem burada hem de diğer bazı ayetlerde yaptığı işlerden dolayı kınanmaz ve yaptığından vazgeçmesi istenmezdi. Bu nedenle bundan kesin anlıyoruz ki, bir tek vahiy kaynağı vardır, o da Kur’an’ı kerimdir. Kur’an’dan başka bir vahiy olduğunu iddia etmek, Kur’an’ı -Kerimi yeterli bulmamak ve onun gibi bir vahiy kaynağına inanmak olduğundan Allah muhafaza Kur’an’a olan iman zedelenir! Ayrıca Hz. Peygamberin buradaki tutumu konusunda aşağıdaki tefsir metnine de bakılabilir. ويظهر أن النبيء - صلى الله عليه وسلم - رجا من ذلك المجلس أن يسلموا فيسلم بإسلامهم جمهور قريش أو جميعهم ، فكان دخول ابن أم مكتوم قطعا لسلك الحديث ، وجعل يقول للنبيء - صلى الله عليه وسلم - يا رسول الله استدنني ، علمني ، أرشدني ، ويناديه ويكثر النداء والإلحاح ، فظهرت الكراهية في وجه الرسول - صلى الله عليه وسلم - لعله لقطعه عليه كلامه وخشيته أن يفترق النفر المجتمعون ، وفي رواية الطبري أنه استقرأ النبيء - صلى الله عليه وسلم - آية من القرآن (التحرير والتنوير )  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kör olan geldi diye.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O kör geldi diye.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
1, 2. Kendisine, âmânın, (Ümmü Mektum oğlunun) gelmesinden yüzünü ekşitip çevirdi.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kendisine kör geldi diye.
Kadri Çelik
swap_vert close
Yanına o kör geldi diye.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Cahiliye döneminin değer yargılarına göre hem bireysel hem de ekonomik ve sosyal açıdan zayıf kabul edilen, aynı zamanda gözleri görmeyen bir mümin, Peygamberin yanına gelerek, onun çok önemli gördüğü bu konuşmasını yarıda kesti ve kendi ölçülerine göre “ayak takımı” olarak bildikleri kimseleri meclislerinde görmek istemeyen müşrikleri tedirgin edip, onların dâvete kulak vermelerini engelledi diye.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Görmeyen / A’mâ yanına geldi diye!
Mehmet Çakır
swap_vert close
1,2. A'mâ geldi diye // surat asıp sırtını döndü.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Kör bir kimse geldi diye! Toplumun eşrafıyız diye kendini üstün görüyor. Kör ile birlikte bulunmak, kör ile birlikte görünmek istemiyor.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
1,2. Görme engelli biri ona geldi diye yüzünü ekşitti ve arkasını döndü. [*]
Yüzünü ekşitip arkasını dönen kişi”nin Mekke’nin ileri gelenlerinden biri olma ihtimali çok yüksektir. Buna göre, söz konusu kişi Velîd b. Muğâr’adır. Müddessir 74:22’de de geçen [‘abese] fiili ilgili şahıs için kullanılmaktadır. Bu ayet grubunda Hz. Muhammed’e yönelik hitap 3. ayette başlamaktadır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
1,2. (Peygamber) kör adamın kendisine gelmesinden¹ hoşlanmadı² ve yüzünü çevirdi.
1 Hz. Aişe ve İbnu Abbas’tan: “Abese sûresi, Hz. Hatice’nin dayısının oğlu, âmâ Abdullah b. Ümmi Mektûm hakkında nâzil oldu. Abdullah, Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni irşat et!” deyip duruyordu. Peygamberimizin yanında ise, müşriklerin büyüklerinden, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef vardı. Peygamberimiz âmâ’ya aldırmadı, yüzünü buruşturup döndü ve ötekilere yöneldi. Peygamberimiz sözünü bitirip kalkacağı esnada Abese sûresi nâzil oldu.” (Tirmizî, Muvatta) (Buhârî’de bu olaya dâir bir rivâyet zikredilmemiştir.) Bazıları hiçbir kaynak göstermeden Müddessir: 11-24. ayetlerdeki şahısla bu olaydaki şahısların aynı şahıslar olduğunu söyleyerek (عَبَسَ) fiilinin öznesinin bu şahıslar olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki Müddessir suresinde bahsedilen şahıs Velîd b. Muğîre’dir. Buradaki şahıslar ise, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef’tir. Eğer (عَبَسَ) fiilinin öznesi bu şahıslar olsa idi fiilin çoğul gelmesi gerekirdi. (Arapçada çoğul olan fail gizli olduğu zaman fiil çoğul kullanılır.) Bu ayetin iniş sebebi hakkında yukarıdaki rivayetler ve sünnî müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaati böyledir. Bu sebeple rivayeti ve gerekçesi kendi keyfinden veya Şii müfessirlerden (Bk. Tabatabaî) menkul olanlara itibar etmemek gerekir. Bir de bu âyetten Peygamberlerin de hata edebilecekleri anlaşılmaktadır. Peygamberimizin buna benzer hataları (zelle) için. Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Kasas: 56)2 Abs ve Ubus: Huzursuzluktan yüzü burkulmak, yüzü ekşimek, burun çevrilmek, çehre dürülmek, demektir. Müteaddî olarak kullanılırsa, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak manalarını ifade eder. Burada yüz zikredilmediği için “hoşlanmadı” şeklinde anlamak daha uygun olur.  
Muhammed Esed
swap_vert close
çünkü kör bir adam o’na yaklaşmıştı! ¹
1 Birçok sağlam rivayete dayanan bir Hadis’te kaydedildiği gibi, bir gün Hz. Peygamber müşrik Mekke’nin en nüfuzlu kabile reislerinden bir kısmı ile sohbete dalmıştı. Onları -ve onlar aracılığıyla Mekke toplumunun geniş bir kesimini- mesajının doğruluğu konusunda ikna etmeyi ümid ediyordu. O sırada, ona tâbi olanlardan birisi, âmâ Abdullah b. Şureyh -büyükannesinin ismi ile, İbni Ümmi Mektûm olarak biliniyordu- kendisine yaklaştı ve Kur’an’ın ilk ayetlerinden bir kısmını kendisine tekrarlamasını veya açıklamasını istedi. O anda çok daha önemli gördüğü konuşmasının kesilmesinden rahatsız olan Muhammed (s), “suratını astı ve o âmâ insandan uzaklaştı” -ve hemen orada ve o anda nazil olan bu surenin ilk on ayeti ile uyarıldı. Daha sonraki yıllarda İbni Ümmi Mektûm’u çoğu zaman şu tevazu sözleriyle karşıladı: “Hoşgeldin Rabbimin kendisi yüzünden beni azarladığı adam (‘âtebenî)!” Kur’an’ın bu şiddetli azarı (1-2. ayetlerde üçüncü şahıs halinin kullanılması ile özellikle vurgulanmıştır), ilkin, sıradan bir insan tarafından yapıldığında küçük bir nezaketsizlik olarak değerlendirilecek olan bir fiilin bir peygamber tarafından işlenmesi halinde ilahî bir azarı hak eden büyük bir günah olarak görüldüğüne dolaylı olarak işaret etmekte; ve ikinci olarak da, Kur’ânî vahyin objektif niteliğini sergilemektedir: çünkü, Allah’ın kendisini azarlamasını bütün dünyaya duyurmakla Hz. Peygamber, “kendi istek ve özlemlerini dile getirmedi”ğini göstermiş olmaktadır (karş. 53:3).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Gözleri görmeyen kişi yanına geldi diye. 11/30
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Elçi’ye âmâ geldi diye…[⁵⁵⁶⁵]
[5565] Veya: “O (rasul) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı, yanına âmâ geldi diye…” Müteakip 3 ve 4. âyetlerin okunuşuna bağlı olarak ilk iki âyetin özneleri değişir. Bu âyetlerin öznesinin Allah Rasûlü olduğunu ittifakla söyleyen klasik tefsirin tercihinde, Muvatta ve Tirmizî’nin Sünen’inde nakledilen nüzul sebebi rivayeti belirleyici olmuştur. Fakat Tirmizî rivayeti sorunludur. Bununla beraber bu rivayetler bile tercihimizi dolaylı olarak onaylar. Tercihimizin birinci gerekçesi, “surat astı” (‘abese) fiilinin aynen (ayrıca “sırt dönüp uzaklaştı” anlamına gelen tevellâ ve edbera yakın anlamlılarının) geçtiği Müddessir 23-24. âyetler ve orada anlatılan tiptir. Nüzul sebebi rivayetlerine dikkatle bakınca, hem 74:23-24’teki hem de buradaki olayda aynı ismin geçtiği görülür: Velid b. Muğire. Tercihimizin ikinci gerekçesi de şudur: İlk iki âyette özneden “o” diye söz edilirken, müteakip âyetlerde “sen” diye söz edilmektedir. Bu da, ilk iki âyetle sonraki âyetlerin öznelerinin farklılığını teyit eder. Özetle; 1 ve 2. âyetteki muhatap (yani “o kibirli adam”) Velid b. Muğire b. Şube, 3 ve 4. âyetteki muhatap ise Allah Rasûlü’dür.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
1,2. (Peygamber, Kureyş’in kodamanlarından birini İslam’a davet ederken) Huzuruna bir a'ma (fakir) geldi diye, yüzünü ekşitti, ona iltifatta bulunmadı.
Osman Fırat
swap_vert close
O’na ama biri geldi diye.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Kendisine âmânın gelmesinden dolayı.
Suat Yıldırım
swap_vert close
1, 2. Yanına görmeyen (âma) biri geldi diye yüzünü ekşitti ve sırtını döndü.
Hz. Aişe’den (r.a) şöyle dediği nakledilmiştir: “Abese diye başlayan ayetler, âma olan İbn Ümmi Mektum hakkında indi. O Resûlullah’a (a.s.m) gelip: “Beni irşad et” deyip duruyordu. Hz. Peygamberin yanında ise müşriklerin ileri gelenlerinden birisi vardı. O böyle derken Resulullah âmadan yüzünü çevirip diğerine döndü ve:‘Ne dersin, sana söylediğim sözlerde, sence mahzurlu bir taraf var mı? deyince o da: ‘Hayır, (böyle bir şey yok)’ dedi. İşte bu sûre, bu vesile ile indirildi.”Bu rivayeti kitabına alan Tirmizî, senedi yönünden bu hadisin “garîb” olduğunu söyler. Ayrıca Hz. Âişe’den olmaksızın başka bir rivayete de yer verir. Kütüb-i Sitte’den Tirmizî dışında bu rivayeti nakleden muhaddis yoktur. Fakat müfessirler, bu rivayete dayanarak, bu âyetlerin nüzul sebebinin, bu hadise olduğunu yazarlar. Abese sûresinin baş tarafındaki âyetler başka türlü tefsire de müsaittir. Fakat nüzul sebebi bu hadise olsa ve âyetler buna göre tefsir edilse dahi, burada Hz. Peygamber (a.s.)’a itab edildiğini söylemek doğru olmaz. Zira Hz. Peygamber görevi olan tebliğ işini yapmaktadır. Gelen kişi, sözün arasına girmekle âdaba aykırı davranmıştır. Peygamberimizin işine müdahale ederek, görgü kuralına aykırılığın ötesinde ma’siyet bile işlediği söylenebilir. Hz. Peygamber, onu azarlamamış, sadece can sıkıcı bir iş yaptığını yüz ifadesiyle belirtip onu eğitmiştir. Bu eğitme de onun hem hakkı, hem görevi idi. Dolayısıyla burada itap için hiçbir sebep yoktur.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Kör geldi diye.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
1,2. Yanına a'mâ geldiği zamân yüzüni ekşidüb çevirdi. [¹]
[1] Bir gün ekâbir-i Kureyş Rasûl-i Ekrem'in nezdine gelmişlerdi. Fahr-i Kâinât onlara İslâm'ın mezâyâsından bahisle İslâm'a da'vet itmekde ve bununla meşgûl olmakdalar iken gözi a'mâ olan Abdullah ibni Ümmü Gülsüm geldi. Huzûr-u risâletpenâhîde bulunanları görmeyerek ve Rasûlullah'ın onlarla meşgûl oldığını bilmeyerek "Yâ Rasûlallah, Hakk'ın sana ta'lîm iylediğinden bana öğret" diye mükerreren kelâm-ı şerifi kat' itmekle vech-i sa'âdetde işmi'zâz hâsıl olmuş ve başlarını çevirmişlerdi. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldı. Bundan sonra Fahr-i Risâlet ona tesâdüf itdikce "Mehaba Yâ Abdullah, rabbim senin içün bana 'itâb itdi" diye tatyîb ve nevâzîş iderlerdi.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O kör [1], sana geldi diye [2].
[1] Surenin iniş sebebi ile ilgili rivayet şudur: Abdullah b. Ümmü Mektum, Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme gelerek "Ya Muhammed, beni yanına al ve bilgilendir" dedi. Peygamberin yanında müşriklerin büyüklerinden biri vardı. Peygamber ondan yüz çevirip müşrike yöneliyor ve şöyle diyordu: 'Ey falanın babası, sözümde bir sakınca görüyor musun? O da, (putlara akıtılan) kanlar hakkı için hayır, sözünde bir sakınca görmüyorum diyordu.' (Muvatta, Kur'ân, 8; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an, 72. (beni bilgilendir) ifadesi Tirmizî'de geçer.) [2] Bir yazıda veya konuşmada "Sen" veya "Siz " yerine "O" veya "Onlar" denmesi, Arap edebiyatında ifadeye güzellik katar. Buna iltifat denir. Burada da iltifat olduğundan "Yüzünü ekşitti ve sırtını döndü, o kör, ona geldi diye" ifadesinden sonra "Ne biliyorsun, belki o kendini geliştirecekti" denerek üçüncü şahıstan ikinci şahsa geçilmiştir. Türkçede iltifat sanatı olmadığından tercüme bu sanata göre değil, cümlenin akışına göre yapılmıştır.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Ona gözleri görmeyen kimse geldi diye.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Yanına âmâ geldi diye.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yanına kör adam geldi diye.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
1-2. yüz burudı ya'nį peyġamber daħı yüz döndürdi kim geldi aña gözsüz.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
gözsüz özine geldükde.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Yanına korun (Abdullah ibn Ümmi-Məktumun) gəlməsindən dolayı.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Because the blind man came unto him.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Because there came to him the blind man (interrupting).
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَنْ جَٓاءَهُ
kendisine geldi diye
الْاَعْمٰىۜ
o âmâ
(1-2) (Kavminin ileri gelenlerinin hidâyete ermesi için uğraştığı bir sırada) Kendisine (o) âmâ (kimse) geldi diye (resul) yüzünü ekşitti ve yüz çevirdi.
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
اَعْمٰى
İsim
ع م ي
Kör, âmâ