1,2. (Elçi, kavminin ileri gelenlerinin hidayete ermesi için tam uğraştığı bir sırada) yanına görmeyen (âmâ) biri geldi diye (kendisiyle ilgilenirse, diğerleri kendini terk edeceğinden endişe ettiği için) yüzünü ekşitti ve (sırtını) döndü (iltifat edip ilgilenmedi). (*)
(*) Hz. Peygamber putperest önderlerin ikna edilmesi halinde onları izleyen halkın İslâm’ı daha kolay benimseyecekleri düşüncesiyle onlarla da meşgul oluyordu. Böyle biriyle yaptığı görüşmenin ortasında yanlarına gelen görme engelli sahâbî Abdullah İbn Ümmü Mektûm’un kendisine yönelttiği sorudan rahatsız olarak yüzünü ekşitmiş, ona cevap vermemişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ, resulünü âyetlerdeki sitemli ifadelerle uyardı. Bundan etkilenen Hz. Peygamber’in, daha sonra zaman zaman Abdullah’ı gördüğünde, “Kendisinden dolayı rabbimin beni azarladığı şahsa merhaba!” diyerek ona iltifatta bulunduğu rivayet edilir (Hattâbî, Me‘âlimü’s-Sünen, III, 3; Sa‘lebî, el-Keşf ve’l-Beyân, X, 131; Begavî, Tefsîru’l-Beğavî, V, 210). Birkaç âyette Hz. Peygamber’in “zelle” denilen bazı hataları hatırlatılmış ve düzeltilmiştir (meselâ buna yakın bir uyarı örneği için bk. Tevbe 9/43). Ancak bunlar içinde nisbeten sert bir üslûp taşıyan tek öğüt ve uyarı konumuz olan âyetlerdedir. Bu âyetler, vahyin objektifliğini ve peygamberin insanlığa kendi istek ve düşüncelerini değil, ilâhî vahyi tebliğ ettiğini, ayrıca onun bir ilâh gibi yanılgısız sayılmaması gerektiğini göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Bunun kadar önemli bir husus da Resûlullah’ın, kendi tutumunu eleştiren bu âyetleri, en ufak bir kaygı ve komplekse kapılmadan halka okuması, duyurmasıdır. Bu da onun dâvetindeki samimiyetini, hakikat sevgisini ve üstün ahlâkını gösterir. (Tefsir (Kur’an Yolu) Tebliğin başarısız olma sebebini Müşriklerin içinde yaşayan Allah Resul’ü çok iyi biliyordu. Zira zenginler kibirlerinden, köle, sakat, düşkün ve fakirlerle oturup kalkmazlardı, onlarla aynı karede yer almak bile istemez, sınıfsal bir üstünlük taslardı. Onları aşağıladıkları için bir araya gelmek istemezdi. Bu kadim bir hastalıktır. Hz. Nuh bile bu seçkinci/ elitik zihniyetle mücadele etmiştir: “Sana en basit insanlar tâbi olduğuna göre, biz mi sana inanalım ‘’dediler. (Şuara:111) (Kurandan Hayata) Not: Bu ayetlerde Hz. Peygamberin yaptığı bir içtihattan, tutum ve davranışından dolayı itap edildiği/kınandığını, yaptığının yanlış olduğunu ve bundan vazgeçmesinin istendiğini görüyoruz. Demek ki, Hz. Peygamberin içtihatları, sözleri ve sünneti vahiy değildir. Eğer vahiy olsaydı hem burada hem de diğer bazı ayetlerde yaptığı işlerden dolayı kınanmaz ve yaptığından vazgeçmesi istenmezdi. Bu nedenle bundan kesin anlıyoruz ki, bir tek vahiy kaynağı vardır, o da Kur’an’ı kerimdir. Kur’an’dan başka bir vahiy olduğunu iddia etmek, Kur’an’ı -Kerimi yeterli bulmamak ve onun gibi bir vahiy kaynağına inanmak olduğundan Allah muhafaza Kur’an’a olan iman zedelenir! Ayrıca Hz. Peygamberin buradaki tutumu konusunda aşağıdaki tefsir metnine de bakılabilir.
ويظهر أن النبيء - صلى الله عليه وسلم - رجا من ذلك المجلس أن يسلموا فيسلم بإسلامهم جمهور قريش أو جميعهم ، فكان دخول ابن أم مكتوم قطعا لسلك الحديث ، وجعل يقول للنبيء - صلى الله عليه وسلم - يا رسول الله استدنني ، علمني ، أرشدني ، ويناديه ويكثر النداء والإلحاح ، فظهرت الكراهية في وجه الرسول - صلى الله عليه وسلم - لعله لقطعه عليه كلامه وخشيته أن يفترق النفر المجتمعون ، وفي رواية الطبري أنه استقرأ النبيء - صلى الله عليه وسلم - آية من القرآن (التحرير والتنوير )