Derken İsrailoğulları’nı denizin öte yakasına geçirdik; bunun üzerine Firavun ve ordusu hışımla onların ardına düştü, [denizin dalgaları onları örtüp de Firavun] boğulmak üzereyken: “Elhak, inandım,” ¹¹⁰ dedi, “İsrailoğulları’nın inandığı Tanrı’dan başka tanrı yok! Ve ben de artık kendini yürekten O’na teslim eden kimselerdenim!”
110 Lafzen, “tâ, boğulayazdığı zaman ... dedi”. Hz. Musa ile Firavun’un kıssası, sonrakinin İsrailoğulları’na uyguladığı baskı ve zorbalık ve İsrailoğulları’nın kurtuluşu hakkında bkz. Çıkış i-xiv ve özellikle (Kur’an’ın yukarıdaki ayetiyle ilgili olarak) İsrailoğulları’nın mucizevî kurtuluşunu, Firavun ve ordusunun kötü akibetini ayrıntılı bir biçimde anlatan xiv. bâb. Akıldan çıkarılmamalıdır ki, gerek Kitâb-ı Mukaddes’de, gerekse sözlü Arap kültüründe yer alan tarihsel olay ve menkıbelere ilişkin Kur’ânî atıfların hemen hepsinde amaç bu olayları hikaye etmek, dikkati olay örgüsünün kendisine çekmek değil; olay örgüsünün altında yatan özel ahlakî derse dikkat çekmek, onu gün ışığına çıkarmaktır: bu durum, bu îma ve atıfların Kur’an’ın bütününe dağılmış bir bütünün parçaları halinde olmasını da açıklamaktadır.