close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Yûnus Sûresi 88. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vekâle mûsâ rabbenâ inneke âteyte fir’avne ve meleehu zîneten ve emvâlen fî-lhayâti-ddunyâ rabbenâ liyudillû ‘an sebîlik(e)(s) rabbenâ-tmis ‘alâ emvâlihim veşdud ‘alâ kulûbihim felâ yu/minû hattâ yeravû-l’ażâbe-l-elîm(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve Musa, Rabbimiz dedi, sen Firavun'a ve ona uyanlardan ileri gelenlere gerçekten de dünya yaşayışına ait ziynetler ve mallar verdin. Rabbimiz, onlar bu yüzden halkı doğru yoldan çıkarmada, saptırmadalar. Rabbimiz, mallarını mahvet, yurtlarında kendi sefaletlerini göster onlara da yüreklerini sık, çünkü onlar, o elemli azabı görünceye dek inanmayacaklar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Musa dedi ki: "Ey Rabbimiz! Hakikaten Sen, Firavun ve yakın çevresine, dünya hayatında çok çekici gelen (bir imkân, iktidar ve ihtişam) gibi ziynetler, mal (ve servetler) verdin. Rabbimiz (onlar bu nimetleri, halkı) Senin yolundan saptırmak için (kullanmaya girişti!) Ey Rabbimiz! Bunların servetlerini (mali ve ekonomik dengelerini) çökert ve batır... Onların kalplerini de (çeşitli) şiddet (ve dehşetle) sıkıştır. (Çünkü) Onlar (bu) acı azabı (ekonomik ve psikolojik bunalımı) görünceye kadar imana (ve İslam’a) yanaşmayacaklardır."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve Musa: “Ey Rabbim!” dedi. “Gerçek şu ki, sen Firavun ve onun seçkin çevresine, dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki Bunun sonucu olarak, onlar da kullarını senin yolundan çeviriyorlar! Ey Rabbimiz! Öyleyse, artık onların zenginliklerini silip yok et ve böylece kalplerini iyice sıkıp katılaştır. Çünkü bunlar, çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Mûsâ: “Ey Rabbimiz! Sen, Firavun ve kodamanlarına dünya hayatında göz kamaştırıcı zenginlik ve büyük servetler verdin. Ey Rabbimiz! Bu kadar serveti, insanları, başlarına buyruk hale getirerek, senin yolundan, İslâm'dan uzaklaştırıp, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân sağlasınlar diye mi verdin? Ey Rabbimiz onların mallarını, servetlerini yok et. Kalplerini ve akıllarını sıkıştır, manevi bir darlanma ve huzursuzluk ver. Belli ki can yakıp inleten müthiş azâbı görünceye kadar, onlar iman etmeyecekler.” dedi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Musa dedi ki: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına, dünya hayatında süs ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! İnsanları, senin yolundan saptırmaları için mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerini de bağla ki, o acıklı azabı görünceye kadar iman etmesinler!"
Ali Bulaç
swap_vert close
Musa dedi ki: 'Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Mûsa şöyle dua etti: “-Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve etrafındakilere dünya hayatında giyecek bir çok süs eşyası ve mallar verdin; ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, mallarını mahvet ve kalblerini şiddetle sık ki, o acıklı azabı görmedikçe iman etmiyecekler.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Musa dedi ki: “Ey Rabbimiz! Sen, Firavun ve erkânına dünya hayatında süs ve mal vermişsin ki; insanları senin yolundan saptırsınlar. Ey Rabbimiz! Onların mallarını imha et, kalplerini kilitle ki, elem verici azabı görünceye kadar inanmasınlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Mûsâ dedi ki: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen, Firavun ve kavmine dünya hayatında ziynet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! Onlara bu nimetleri, insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı görünceye kadar iman etmesinler diye mi verdin? Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver.”[201]
[201] Dini tebliğde ekonomik gücün etkisi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, IX, 62-65.  
Besim Atalay
swap_vert close
Musa dedi ki: «Ey Tanrımız! Sen Firavun ile öne gelenlerine dünya dirliğinde mal verip, ziynet verdin, ey Tanrımız! Onlar senin yolundan sapıtsınlar için mi? Ey Tanrımız! Mallarını yokeyle, gönüllerin kilitle onların, acı azap görmedikçe inanmazlar»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Musa, (kardeşi Harun ile birlikte) şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavuna ve onun ileri gelen çevresine, bu dünya hayatında ihtişam ve zenginlik verdin. Ey Rabbimiz! Bunlar (verdiğin zenginlikleri zayıf kullarını) senin yolundan saptırmaları için (kullanmakta)dır. Ey Rabbimiz! Sen onların servetlerini yok et ve kalplerine darlık ver. Zira onlar, elem dolu azabı görünceye kadar iman etmeyecekler.”
Demek Hz. Musa ve Harun zulümden öyle sıkıldılar ve öyle çıkmaza girdiler ki; toplumun hidayeti için görevlendirilmelerine rağmen Firavun’a, onun yandaş ve yardakçılarına beddua etmeye başladılar. Zulme uğrayanların en son çare olarak beddua edebileceklerine dair ayet: “Allah, zulme uğrayanların dışında hiç kimsenin açıkça kötü söz söylemesini sevmez.” (Nisa 4/148)  
Cemil Said
swap_vert close
Mûsâ "Yâ rabbî! Fir’avn’a ve ’avanesine bir çok emvâl ve dünyâ hayâtının zînetlerini virdin halbuki ânlar senin yolundan ayrıldılar. Yâ rabbî ânların emvâlini mahv it ve kalblerini katılaşdır, ’azâb-ı elîme dûçâr oluncaya kadar îmân itmesünler." diyu du’â itdi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Musa: "Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun'a ve erkanına ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan şaşırtmaları için mi? Rabbimiz! Mallarını yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar" dedi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Mûsâ, “Rabbimiz!” dedi, “Sen Firavun’a ve adamlarına dünya hayatında ihtişam ve servet verdin; insanları senin yolundan saptırsınlar diye mi yâ rab! Ey rabbimiz! Artık onların servetlerini silip yok et, kalplerine sıkıntı ver; elem veren cezayı görmedikçe iman etmesinler de görsünler!”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun ve kavmine dünya hayatında zinet ve nice mallar verdin. Ey Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri), insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı görünceye kadar iman etmesinler, diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver (ki iman etsinler).
Edip Yüksel
swap_vert close
Musa dedi ki: "Rabbimiz, sen Firavun ve konseyine dünya hayatında lüks ve mal verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz, onların mallarını silip süpür ve acı azabı görünceye kadar inanmasınlar diye kalplerini katılaştır."
Zulum görenler bedduada bulunabilir. Bak 4:148.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Musa dedi: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına şu dünya hayatında göz kamaştırıcı zenginlik ve bol bol servet verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalblerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Musâ, ya rab! Dedi, sen Fir'avne ve cem'iyyetine, Dünya hayatta bir ziynet ve haşmet ve nice nice mallar verdin, yolundan saptırsınlar diye mi ya rab, ya rab! Mallarını sil süpür ve kalblerini şiddetle sık ki o elîm azâbı görmedikçe iyman etmiycekler
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Allah, firavun ve adamlarının kesinlikle îmân etmeyeceklerini Mûsâ ve Hârûn’a bildirdi. Bunun üzerine) Mûsâ, (kardeşi Hârûn ile birlikte Allah’a yalvararak) şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen, Firavun ve adamlarına bu dünya hayatında süs (eşyaları) ve (muazzam servetler,) mallar verdin. Ey Rabbimiz, (oysa sen bu nimetleri, insanları) senin yolundan saptırsınlar diye mi onlara vermiştin? (Bu ne büyük nankörlüktür ki, kendilerine bahşettiğin bunca imkân ve nimetlere şükredip sana kulluk yapmaları gerekirken, haddi aşarak şımarıyor ve ısrarla hakkı inkâr ediyorlar.) Ey Rabbimiz, (mademki îmân etmeyecekler, o halde) onların bütün mallarını (servetlerini) yok et ve kalplerine (manen öyle bir) mühür vur ki, (ölüm anında) o elem verici azabı görünceye kadar îmân etmesinler!”
Erhan Aktaş
swap_vert close
Musa: “Ey Rabb'imiz! Firavun ve melelerine¹ dünya hayatında ziynet² ve mallar verdin. Ey Rabb'imiz! Onlar ise bunu Senin yolundan saptırmak için kullanıyorlar. Rabb'imiz! Mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver. Zira onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler.” dedi.
1- Halkın ileri gelenleri, imtiyaz sahibi seçkinleri. Din adamları/ruhban sınıfı. 2- İlgi uyandıran, dikkat çeken nesnelerle, malla, makamla, şöhretle bezenerek, süslenerek gösterişli hale gelmeyi sağlayan şeyler.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Musa: «Ey Rabbimiz, dedi, hakıykaten Sen Fir'avne ve ileri gelenlerine dünyâ hayaatında zînet (-ü haşmet) ve (nice) mallar verdin, Senin yolundan sapdırsınlar diye mi hey Rabbimiz?! Sen onların mallarını yok et Rabbimiz, kalblerini şiddetle sık ki onlar o çetin azabı görecekleri zamana kadar îman etmeyeceklerdir».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Mûsâ şöyle dedi: “Rabbimiz! Şübhe yok ki sen, Fir'avun'a ve ileri gelenlerine dünya hayâtında ziynet (şa'şaa) ve mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye (mi bunlara mal mülk verdin)? Rabbimiz! (Artık) onların (o azılı kâfirlerin) mallarını yok et ve kalblerini şiddetle sık, öyle ki, elemli azâbı görünceye kadar îmân etmesinler!(Ehl-i îmâna yaptıklarının cezâsını görsünler!)”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve Musa: “Ey Rabbim!” dedi. “Gerçek şu ki, sen Firavun ve etrafındakilerine, dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin. Öyle ki, bunun sonucu olarak, onlar da (insanları) senin yolundan çeviriyorlar! Rabbimiz! Onların mallarını mahvet ve gönüllerine sıkıntı üstüne sıkıntı ver; belli ki, o pek acı azabı görmedikçe iman edecek değillerdir.” *
(*) Bu şekildeki tercümenin gerekçesi (لِيُضِلُّوا)) [li yudıllû] ifadesinin başındaki [lâm/li] edatına “akıbet” anlamı verilmesidir ki bunun Kur’an’da çeşitli örnekleri vardır. bkz: وقد تردد المفسرون في محل اللام في قوله: {ليضلوا عن سبيلك}. والذي سلكه أهل التدقيق منهم أن اللام لام العاقبة. ونُقل ذلك عن نحاة البصرة: الخليل وسيبويه، والأخفش، وأصحابهما، على نحو اللام في قوله تعالى: { فالتقطه آل فرعون ليكون لهم عدواً وحزناً } [القصص: (8] (التحرير والتنوير) قال الأخفش: اللام للعاقبة فيكون ذلك إخباراً منه عليه السلام لممارسته لهم وتفرسه بهم أو لعلمهم بالوحي على ما قيل بأن عاقبة ذلك الإيتاء الضلال (روح المعاني - الالوسي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Musa “Rabbimiz! Firavun ve onun önde gelenlerine dünya hayatında zenginlik ve mallar verdin. Onlarda insanları senin yolundan saptırıyorlar. Ey Rabbimiz onlara verdiğin malları helak et ve kalplerini katılaştır. Artık onlar can yakıcı azabı görmeden iman etmezler” dedi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Musa dedi: "Çalabımız! Gerçekten Sen Firavun’a, ileri gelenlerine, dünya yaşayışında dirlik düzenlik verdin. Çalabımız! Onlar senin yolundan sapsınlar diye mi? Çalabımız! Sen onların mallarını sil süpür, onların yüreklerini daralt. Şunun için ki onlar o acıklı azabı görünceye kadar inanamaz olsunlar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Musa dedi ki: Ey Rabbimiz! Fir/avun/a ve ileri gelenlerine dünya dirliğinde ziynet olan şeyleri, debdebeyi, birtakım malları, serveti veren sensin. Ey Rabbimiz! Onu akıbet yolundan birtakım zuafayi çıkarsınlar [⁶] diye verdin. Ey Rabbimiz! Onların mallarını belirsiz et. Kalplerine de mühür bağla [⁷] ki acıklı bir azap görmedikçe iman etmesinler.
[6] Yahut helak olsunlar diye.[7] Yumuşamayacak derecede kalplerini katı kıl.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Musa, “Ey Rabbimiz! Muhakkak ki Sen, Firavun’a ve ileri gelen adamlarına dünya hayatında nice ziynet ve servetler [emvâl] verdin. Ey Rabbimiz onlar da bu imkânları sonuçta (insanları) Sen’in yolundan çevirmek için kullanıyorlar³⁷. Öyleyse Ey Rabbimiz onların mallarını yok et ve kalplerine darlık ver! Çünkü onlar can yakıcı azabı görene kadar inanmazlar” diye yakardı.
37 Birçok meâlde ayette geçen “li-yudillû”daki “li” takısını, “için” veya “diye” şeklinde tercüme etmeyi tercih etmişler. Hâlbuki burada bu takı “lâmu’lâkibe”dir. Yani amaç ve niyet değil, sonuç bildiren bir takıdır. Firavun ve avanesine verilen serveti Allah insanları saptırsın diye vermedi. Onlar bu servetleri sonuçta insanları saptırma yolunda harcadılar. Ayet için tercih ettiğimiz anlam bu yöndedir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Musa dedi ki: “Rabbimiz! Doğrusu sen Firavun'a ve seçkin yakınlarına (insanları) senin yolundan saptırsınlar diye mi ziynetler ve dünya hayatında mallar verdin? Ey Rabbimiz! Onların servetlerini mahvet ve kalplerini sıkıca mühürle ki acıklı azabı görmedikçe iman etmesinler.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Mûsâ, kardeşi Hârûn ile birlikte Allah’a yalvararak dedi ki: “Ey Rabb’imiz! Gerçekten sen, Firavun ve kurmaylarına bu dünya hayatında görkemli bir saltanat, göz kamaştırıcı güzellikler ve muazzam bir servet bağışladın. Ey Rabb’imiz, oysa sen bu nîmetleri, inananları senin yolundan saptırsınlar diye mi onlara vermiştin? Bu ne büyük nankörlüktür ki, kendilerine bahşettiğin imkân ve nimetlerle şımarıp senin dinine savaş açıyorlar! O hâlde ey Rabb’imiz; onların bütün kudret ve servetlerini yok et ve kalplerine öyle bir kilit vur ki, ölüm anında o can yakıcı azâbı görünceye kadar iman etmesinler!”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Musa: “Rabbimiz! Sen, Firavun’a ve ekibine Dünya Hayatı’nda zînet ve mallar verdin. Rabbimiz! Bu yüzden senin yolundan saptırıyorlar. Rabbimiz! Mallarını iyice yok et! Kalblerine baskı yap! Acıveren Azab’ı görünceye kadar inanmazlar” dedi.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Bu emir üzerine Musa şöyle yalvardı: Ya Rab bu dünyada Fıravun ve hanedanına türlü çeşit donanım yan ısıra nice zenginlikler verdin. Senin yolundan saptırsınlar diye mi ya Rab! N'olur varlıklarına son ver onların. Kalplerini de öylesine katılaştır ki, senin inim inim inleten acılarını tatmadan imana gelmesinler. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Musa: "Rabbimiz! Sen Firavuna ve adamlarına dünya hayatında şan, şöhret ve mallar verdin. Bütün bunları insanları özendirsinler, mallarıyla, şanlarıyla, şöhretleriyle senin yolundan saptırsınlar diye mi verdin? Rabbimiz onların mallarını yok et! Kalplerine sıkıntılar ver ki; varlıklarının kendilerine yaramadığını anlasınlar!" dedi.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Musa şöyle demişti: “Rabbimiz! Şüphesiz ki sen Firavun ve yöneticilerine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. [*] Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri) insanları senin yolundan saptırsınlar (diye mi verdin?) [*] Rabbimiz! Onların mallarını sil, kalplerine sıkıntı ver! Onlar o elem verici azabı görünceye kadar iman etmeyecekler.” [*]
Hz. Musa Yüce Allah’ın Firavun’a ve onun yönetici seçkinlerine dünya hayatında çeşitli zinetler, bolca mal ve servet verdiğini ifade etmiş, bir anlamda bunların veriliş amacına uygun değerlendirilmediğine dikkat çekmiş olmaktadır.,Bu cümle “Rabbimiz! Sonuçta onlar senin yolundan saptırıyorlar” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu tercümenin gerekçesi, [li yudıllû] ifadesinin başındaki [lâm/li] edatına “akıbet” anlamı verilmesidir ki bunun Kur’an’da çeşitli örnekleri vardır.,“Kalplerine şiddet ver” ifadesi “kalplerinin mühürlenmesi, sıkıntılarla daraltılması, imana muvaffak olamamaları, kalplerinin katılaşması, malı kaybetme sonrası bunun acısını kalplerine oturtması” anlamlarını içermektedir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Mûsa da: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz Sen, Firavun’a ve onun çevresindekilere dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ama Ey Rabbimiz! Sonuçta onlar, (bunlarla insanları) Senin yolundan saptırıyorlar. Ey Rabbimiz! Onların mallarını mahvet ve kalplerini şiddetle mühürle ki; onlar acıklı azabı görünceye kadar îman etmesinler.” diye duâ etti.¹
1 Allah Hz. Mûsa’nın bu duâsını kabul buyurdu da Firavun, ancak boğulurken îman etmeyi akıl edebildi. Ama o da bir işe yaramadı.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve Musa: “Ey Rabbim!” dedi, “gerçek şu ki, Sen Firavun ve onun seçkinler çevresine dünya hayatında görkem ve zenginlik verdin; öyle ki, bunun sonucu olarak onlar da, ey Rabbim, [başkalarını] Senin yolundan çeviriyorlar! ¹⁰⁸ Ey Rabbimiz, öyleyse artık onların zenginliklerini silip yok et, (ve böylece) kalplerini katılaştır; çünkü çetin azabı görmedikçe inanmayacaklar!”
108 Klasik müfessirlerin çoğuna göre yudillû (saparlar, yoldan çıkarlar) fiilinin başında bulunan li takısı, bu anlam akışı içinde lâmu’l-‘âkibe (sonuç bildiren lâm) durumunda olup, çok yerde olduğu gibi “için” ya da “diye” sözcükleriyle aktarılabilecek bir amaç ya da niyet belirtmez. Bizim burada li takısı için benimsediğimiz “bunun sonucu olarak” şeklindeki ifade, Allah’ın kendilerine bahşettiği kudret ve zenginliği O’na şükranlarını belirtecek yönde değil de, insanları O’nun yolundan çevirmekte kullanan Firavun ve onun seçkinler topluluğuna karşı Hz. Musa’nın duyduğu ahlakî tepkiyi dile getirmeyi amaçlamaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Musa da dedi ki: – Ey Rabbimiz, doğrusu sen Firavun’a ve onun ileri gelen seçkinlerine görkemli bir hayat ve muazzam bir servet verdin, Rabbimiz, onlar senin verdiğin bu imkânları, insanları senin yolundan saptırmak için kullanıyorlar, Rabbimiz, onların servetlerini yok et, kalplerine sıkıntı ve darlık ver; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler. 5/78, 44/22, 71/24
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve Musa “Rabbimiz!” dedi; “Şu bir gerçek ki Sen, Firavun ve onun yakın çevresine bu dünya hayatında göz kamaştırıcı bir saltanat ve mal verdin! Rabbimiz (işte) bu yüzden senin yolundan insanları saptırıyorlar. Rabbimiz! Onların servetlerini kökünden kazı ve yüreklerine bunun acısını oturt; belli ki onlar, can yakıcı azabı görmedikçe iman etmeyecekler!”[¹⁶⁶⁷]
[1667] Kulun bittim noktasında yapılan dua, kalbin Allah’la konuşmasıdır. Ve bilinen bir gerçektir ki, kulun bittiği yerde Allah’ın yardımı yetişir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Musa'da (Harun ile beraber beddua ve niyazda bulundu ve) "Ey Rabbimiz, gerçekten sen, Firavun'a ve adamlarına dünya hayatında zinet, (haşmet) ve nice mal mülk verdin! (Onlara böyle dünya nimetleri vermenin elbette bir hikmeti vardır) Fakat onlar (bu nimetlere şükredecekleri yerde) o servetleri halkı, senin yolundan alıkoymak için harcadılar, ey Rabbimiz onların mallarını yok et, kalplerini sık ki, onlar o çetin azabı görünceye kadar iman etmeyeceklerdir. (O zamanki imanları tevbeye baş vurmaları ise onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır) "dediler.
Osman Fırat
swap_vert close
Mûsâ, şöyle dedi: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz, sen onların mallarını silip süpür ve kalplerine darlık ver, çünkü onlar elem dolu azabı görünceye kadar iman etmezler. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Mûsa da dedi ki: «Ey Rabbimiz! Şüphe yok ki, sen Fir'avun'a ve onun cemaatine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan sapıtsınlar diye. Ey Rabbimiz! onların mallarını mahvet ve gönülleri üzerini şiddetle mühürle. Tâ ki onlar acıklı azabı görünceye kadar imân etmesinler.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Mûsâ: “Ey bizim Rabbimiz! ” dedi. “Sen Firavun ile onun ileri gelen yardımcılarına dünya hayatında muazzam zinet, haşmet ve servet verdin. Ey bizim Rabbimiz! İnsanları neticede Senin yolundan saptırsınlar diye mi onlara bu imkânı verdin? Ey bizim büyük Rabbimiz, mahvet, sil süpür onların servetlerini ve kalplerini şiddetle sık! Belli ki o acı azabı görmedikçe onlar imana gelmeyecekler. ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Musa: "Rabbimiz dedi, sen Fir'avn'a ve adamlarına yakın hayatta süs ve nice mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz, onların mallarını yok et, kalblerini sık ki, acı azabı görünceye kadar inanmasınlar!"
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Mûsâ : "Yâ Rabbî! Halkı yolundan şaşırtmak içün Fir'avn ve cemâ'atine hayât-ı dünyâda zînet ve emvâl virdin. Yâ Rabbî! Onların malları üzerine mahvını gönder ve kalbleri üstüne de şiddet göster. Onlar elemli 'azâb görmedikce îmân itmezler" didi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Musa dedi ki “Rabbimiz! Sen Firavun’a ve ileri gelen adamlarına dünya hayatında süs ve mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Sen onların mallarını yok et, kalplerini öyle baskı altında tut ki o acıklı azabı görünceye kadar inanamaz olsunlar.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Musa:-Rabbimiz, doğrusu sen Firavun'a ve çevresine zinetler ve dünya hayatında mallar verdin. Rabbimiz, senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz, mallarını yok et, kalplerini sık; Çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar, dedi.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Musa “Ey Rabbimiz,” dedi. “Firavun'a ve kavmin ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet ve mal verdin. Rabbimiz, onlar ise bu verdiklerinle halkı Senin yolundan saptırıyorlar. Onların mallarını mahvet, ey Rabbimiz, ve kalplerine öyle bir katılık ver ki, o acı azabı görmeden iman etmesinler.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Mûsa şöyle dedi: "Rabbimiz! Sen, Firavun ve kodamanlarına şu geçici hayatta debdebe verdin, mallar verdin. Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz! Onların mallarını sil-süpür, kalplerini şiddetle sık ki, acıklı azabı görünceye kadar inanmasınlar!"
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı eyitti mūsā “iy çalabumuz! bayıķ sen virdüñ fir'avn’a daħı serverlerine bezek daħı mallar yaķın dirlik içinde. iy çalabumuz! tā azduralar yoluñdan. iy çalabumuz! döndürüyor mallarını daħı berk baġla göñüllerini pes inanmayalar tā göreler 'aźābı aġrıdıcı.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Mūsā eyitdi iy Çalabumuz sen virdi‐sen Fir‘avn‐ıla beglerine dürlü dürlüḳumāşlar ṭonanmaġ‐ıçun. Daḫı çoḳ māllar virdüñ dünyā dirliginde yā Allāhazmaġ‐ıçun [mı] senüñ yo‐ luñdan? İy Çalabumuz yire batur anlaruñ māl‐larını, daḫı mühr ur yürekleri üstine, īmān getürmesünler yürekler acıdıcı‘aẕābı görmeyince.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Musa dedi: “Ey Rəbbimiz! Sən Fir’ona və ə’yan-əşrafına dünyada zinət və mal-dövlət ehsan etdin! Ey Rəbbimiz! (Bu sərvəti onlara bəndələrini) Sənin (haqq) yolundan azdırmaq üçün verdin? Ey Rəbbimiz! Onların mal-dövlətini məhv et və ürəklərini möhürlə (sərtləşdir) ki, şiddətli əzabı görməyincə iman gətirməsinlər!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And Moses said: Our Lord! Lo! Thou hast given Pharaoh and his chiefs splendour and riches in the life of the world, Our Lord! that they may lead men astray from Thy way. Our Lord! Destroy their riches and harden their hearts so that they believe not till they see the painful doom.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Moses prayed: "Our Lord! Thou hast indeed bestowed on Pharaoh and his chiefs splendour and wealth in the life(1469) of the present, and so, Our Lord, they mislead (men) from Thy Path. Deface our Lord, the features of their wealth,(1470) and send hardness to their hearts, so they will not believe until they see the grievous penalty."
1469 Moses's prayer, in which Aaron joined, for he was always with him, may be paraphrased thus: "O Allah! we understand that the glitter and the wealth of the Egyptians are not to be envied. They are but the ephemeral goods of this life. They are a disadvantage, in that in their pride of possessions the Egyptians mislead themselves and others. Let their pride be their undoing! Turn their wealth into bitterness and their hearts into hardness, for they reject Thee, and they will not believe until they actually see the Punishment of their sins!" 1470 A terrible curse! Let their wealth and splendour become so defaced in their features, that instead of being objects of desire, they become objects of loathing! The heart is the seat of affections and joy: let it be so hardened by their unbelief that it becomes the seat of hatred and grief! It is when they see the Penalty that they will believe!  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَقَالَ
ve dedi
مُوسٰى
Mûsâ
رَبَّـنَٓا
Rabb- imiz
اِنَّكَ
muhak-kak Sen
اٰتَيْتَ
verdin
فِرْعَوْنَ
Firavun'a
وَمَلَاَهُ
ve ileri ge- lenlerine
ز۪ينَةً
ziynet
وَاَمْوَالاً
ve mallar
فِي الْحَيٰوةِ
hayatında
الدُّنْيَاۙ
dünya
رَبَّـنَا
Rabb- imiz
لِيُضِلُّوا
saptırma- ları için
عَنْ سَب۪يلِكَۚ
senin yolundan
رَبَّـنَا
Rabb- imiz
اطْمِسْ
yok et
عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ
mallarını
وَاشْدُدْ
ve şiddetle sık
عَلٰى قُلُوبِهِمْ
kalplerini
فَلَا يُؤْمِنُوا
öyle ki iman etmesinler
حَتّٰى
ta ki
يَرَوُا
görmele- rine dek
الْعَذَابَ
azabı
الْاَل۪يمَ
elem verici
Mûsâ dedi ki: "Rabbimiz! Muhakkak ki Sen, Firavun ve (onun kavminin) ileri gelenlerine dünya hayatında (nice) ziynet ve mallar verdin. Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri insanları) Senin yolundan saptırsınlar diye (mi verdin)? Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver! Ta ki onlar elem verici (iç yakan) azabı görünceye kadar iman etmesinler."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
مُوسٰى
Özel isim
مُوسٰى
Hz. Musa (a.s.)
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
فِرْعَوْن
Özel isim
فِرْعَوْن
Firavun
مَلَاٌ
İsim
م ل ا
İleri gelenler
زِينَة
İsim
ز ي ن
Ziynet, süs, ihtişam
مَال
İsim
م و ل
Mal, sermaye
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
حَيَاة
İsim
ح ي ي
Hayat
دُنْيَا
İsim
د ن و
Dünya, yakın
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
اَضَلَّ
Fiil-IV
ض ل ل
Dalâlette bıraktı, dalâlete düşürdü, saptırdı, dalâlete sürükledi, boşa çıkardı
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
سَبِيل
İsim
س ب ل
Yol
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
طَمَسَ
Fiil-I
ط م س
Sildi, yok etti, kör etti, söndürdü
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
مَال
İsim
م و ل
Mal, sermaye
شَدَّ
Fiil-I
ش د د
Şiddetle sıktı, takviye etti, kuvvetlendirdi, güçlendirdi, sıktı, sıkıca bağladı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
رَاَى
Fiil-I
ر ا ي
Gördü, anladı, bildi, düşündü
عَذَاب
İsim
ع ذ ب
Azap, ceza
اَلِيم
Sıfat
ا ل م
Elem verici